Bayram şekeri (Karantina günlüğü - 10)

24 Mayıs 2020 Pazar

Bayramları severim, bayram tatlılarını severim ve kendime izin veririm, bugün canımı hiç sıkmayacağım. Bir gün önce içinde bulunduğum ruh durumuyla yazıma başlasam emin olun, hep birlikte kendimizi uçurumdan atalım noktasına gelebiliriz. Size kıyamam, kendime de, öyleyse bir bayram yazısına başlayayım. Biraz düşündüm ve hepimizin ortak tek noktası aşk hakkında yazmaya karar verdim. Ayrıca hani “Dünyada aşk hakkında söylenecek yeni bir söz yoktur” deniliyor ya, işte bendeniz bunu çürütmek için bugünkü muhteşem yazımı kaleme alıyorum. Aşk tanımları başkalarından, benimki en sonda. 

Başlayalım bakalım. Bir can dostum, fevkalade ilginç düşünceler  üretmekle nam salmıştır, adını vermiyorum, şımarır, şöyle diyor: Ona göre “aşk, tenyadan sonra gelen cümle canlılara verilen bir cezaymış.” Hiçbir şey anlamadınız değil mi? Önce ben de anlamadım, ama o gayet sakin bir biçimde düşüncesini açınca vallahi hak verdim.

Malumunuz, laf kalabalığı bir yana aşkın en doruk noktası, iki karşı cinsin birleşme anıdır. Arkadaşım bu noktayı esas alıp şöyle bir açıklama yapıyor:

“Kuşlar, böcekler, timsahlar, koyunlar, gergedanlar, insanlar işte bu birleşme anı için öyle yoğun bir çaba harcarlar ki yeryüzü kanunlarına göre bunun boşa gitmemesi gerekir. Yani bir birleşme için harcanan bu çabanın, pek de akıllıca bir şey olmadığı herkes ve her cins tarafından kabul edildiğinden, ortak bir enayilik paydasında anlaşılır ve bu çabanın adı kuş dilinde de, timsah dilinde de, insan dilinde de aşk olur.” Herkes itirazını daha sonraya saklasın. Arkadaşım, gayet hâkim bir ses tonuyla anlatıyor:

“Yeryüzünün en mutlu yaratıkları, böyle bir çabaya ihtiyaç duymadan şıp diye işine bitiren çift eşeyli hayvanlardır. Yani terliksi hayvan, tenya gibi. Hem erkek hem dişi organ aynı bedende. Birleşme için yoğun bir çaba harcanmadığından aşkın sözü bile yok. Evrim tarihinde bir yerlerde bir hata olmuş ve cümle yaratıklar erkek ve dişi diye ayrılmışlar. İşte şimdi biz hepimiz bu evrim hatasının kurbanları olarak, aşk aşk diye inleyip mektuplar yazıyoruz, mesajlar atıyoruz,olmadık jestler yapmayı planlıyoruz, yapıyoruz. Ancak bazılarımız bundan pekâlâ para kazanmasını biliyor. Onlara da ben şapka çıkarıyorum. Evrim hatasını paraya döndürenler için üç defa: Sağ ol! Sağ ol! Sağ ol!”

Vallahi ben sözümü tutuyorum, biraz tuhaf tanımlar yapılıyorsa suçlu ben değilim, arkadaşım. Evet, nerede kalmıştık, devam edelim. Bir başka arkadaşımın aşk üstüne oluşturduğu teori ise çok daha anlaşılır. O şöyle başlıyor:

“Aşk yeryüzünde geçirdiğimiz zamanı kısaltmak için bizlerin uydurduğu tamamen hayali bir kavramdır.” Tamam bekleyin, şimdi sözlerini açacak: “Söyleyin bakalım, aşk olmasaydı, biz nasıl vakit geçirecektik? Aşksız film, tatsız tutsuz bir saman yığınına benzeyeceğinden kimse sinemaya gitmeyecekti. Aşksız kitap kimseyi açmayacağından kitaplar yazılmayacaktı. Hayatımızın vazgeçilmezleri olan magazin programları ve kahve dedikoduları olmayacaktı. Peki, ne yapacaktık? Oflaya poflaya zamanın geçmesini bekleyecektik. Futbol bile bize yetmeyecekti, daha da beteri var, kadınlar, kızlar aşksız bir dünyada saçlarını yaptırıp bin bir kılığa girmek için zaman ve çaba harcamayacaklardı. Ekonomi bile çökecekti. Vallahi can sıkıntısından herkes kendini birer ikişer pencerelerden atmaya başlayacaktı. Yazık. İyi ki şu aşk denilen yanılsama var da vaktin çoğu zaman nasıl geçtiğini anlamıyoruz.”

Bu da bir görüş. Benimkini en sona saklamıştım.

Şöyle, “aşk, doğduğu günden beri kuşların uçmasını ve yunusların derin sularda sevinç çığlıkları atarak dans etmelerini kıskanan insanoğlunun uydurduğu en güzel yalandır. Çünkü ancak aşk, insanoğluna uçma ve derin sularda dans etme şansını tanır.”

İşte böyle, sonuncuyu tuttunuz değil mi?

Not: Canım tüm okurlarıma bir bayram armağanı vermek istedi, karantina günlerinde her gün evimdeki objelerle fotoğraf çekip paylaştım. Bugün en sevdiklerimden birini sizlere armağan ediyorum. Sevgiyle, neşeyle kalın!


Yazarın Son Yazıları

Dualarla uyuturum seni... 23 Şubat 2020