Erken bir yeni yıl yazısı

27 Aralık 2015 Pazar

Dostlarım, sevgili okurlarım bu yıl öyle çok acı yaşadık ki, yüreğim kurumuş sanki. Ama kendimi zorlamalıyım, usulca başlamalıyım.
Dilerim, o gece tam 12’de tıpkı filmlerde olduğu gibi bir yıldız kaymış ve yitirdiğimiz bütün güzel insanlar, bütün çocuk melekler ceplerinde herkese verilecek birer yıldız yeryüzüne inip ışıkları yanık pencerelerden özledikleri insanların en çok da kendilerini düşünerek ağlayanların şefkatle gözyaşlarını silip usulca yeniden gökyüzüne çıkmışlardır.
Dilerim, Ayşe’nin annesi, “Sen her şeyi bana bırak bir planım var” demiştir. “Hele bir saat 12’yi vursun”. Ayşe’nin annesi o gün kocasının en sevdiği mezeleri yapmış, bir küçük rakıyı da masanın başköşesine koymuştur. Ayşe heyecanlı saat hızla 12’ye yaklaşıyor, koca çakırkeyif, anne sözü alıyor, “Bak anlamam” diyor, “şimdi söz vereceksin ve verdiğin bu sözden asla dönmeyeceksin. Kız oğlanı seviyor, oğlan kızı, neymiş tutturmuşsun, oğlanın ailesi Alevi diye, ne zararlarını gördün ki, o kahvede olur olmaz kişilerin sözlerini dinleyip kızını mutsuz ediyorsun, bak yeni yıla da girdik, bırak kızın yüzü gülsün. Kızına verdiğin hediye de bu olsun.” Ayşe şaşkın, babasına bakıyor, baba şöyle bir düşünüyor, gerçekten oğlanın ailesinden ne zarar gördü ki... Elindeki kadehi kaldırıp “Sözüm söz verdim gitti” diyor.
Dilerim, Tokat’ta yaşayan ve sürekli kocasından dayak yediği için ablasının oturduğu evin adresi elinde, bir sabah vakti oğlunu da kucağına alıp kendine yeni bir yaşam kurma umuduyla İstanbul’a gelen, kendi gibi koca dayağı mağduru bir arkadaşıyla İstanbul varoşlarında bir evi paylaşarak, asgari ücretle bir atölyede çalışmaya başlayan Nimet, oğluna çok istediği takım elbiseyi alabilmiş ve oğlu küçücük evin ortasında yeni kıyafetiyle çaka satarken genç kadın sevinç gözyaşları dökmüştür.
Dilerim, ailesinden on aydır ayrı yaşayan 14’ündeki çırak Ahmet, ailesinin yeni yıl için ona gönderdiği yarım kilo pastırmayı üç gündür köşe bucak saklamıştır. Her şeyin bir sırası var, diye. İşte tam zamanıdır, Ahmet altı arkadaşıyla birlikte kaldıkları rutubet kokulu odada saat tam 12’de pastırmayı çıkarmış, birileri aygaz ocağını yakmış ve yumurtalar kırılıp pastırma, yumurtalarla birlikte pişmeye başlamıştır. Bir anda odanın dayanması zor rutubet kokusu yerini mis gibi kokan pastırmaya bırakmıştır. Haydi bre koparın ekmekleri...
Dilerim Atiye Hanım bilgisayarının başına geçmiştir. Yıllardır yalnız, sevdiği bir deniz subayı vardı, ailesi uygun görmedi o da hiç evlenmedi, hiç çocuğu olmadı ama binlerce çocuk yetiştirdi, onların büyüdüklerini, koca koca adamlar olduğunu gördü. Şimdi bile kapısını çalarlar ama Atiye Hanım’a bu yetmiyor, binlerce anı günlerdir kafasında dönüp duruyor, köylerde çalıştığı sıralarda çocuklarını okula göndersinler diye ana babaları nasıl ikna ettiği, sobasında odun bulunmayan sınıflarda nasıl birlikte donarak ders yaptıklarını, sonra dağdan odun getiren velileri, onu bayramlarda illa ki, yemeğe davet eden komşularını hiç durmadan anımsıyor. Bunları yazmayı düşünüyor ama ne zaman bilgisayarın başına geçse kendi kendine şöyle söylenirken buluyor: “Kimbilir ne hayatlar var, benim ki de yazılmaya değer mi?” Vazgeçip bilgisayarın başından kalkıyor. Ama bu gece içinde garip bir heyecan var, evet, karar verdi tam 12’de bilgisayarın başına geçecek ve şöyle başlayacak: “Her hayat yaşanmaya ve yazılmaya değerdir.”
Yeni yılda yolunuz açık olsun.  


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020