Karantina günlüğü (2)

29 Mart 2020 Pazar

* ‘Allah virüsleri insanları öldürmek için yaratmıştır.’

* Sayın savcılar, yukarıdaki başlığa bakıp beni sorguya çağırmayın, alt başlık yazısı Hacettepe Enfeksiyon Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehmet Ceylan’ın CNN Tarafsız Bölge programında yaptığı konuşmadan alınmıştır. Kısaca Prof. Dr. Ceylan bizi şöyle bilgilendirmiştir: “Gıda kaynakları aritmetik nüfus ile geometrik çoğalır. Bu artış böyle devam ederse insanlar yiyecek ekmek bulamazlar. Allah virüsleri neden yaratmış hiçbir faydaları yok, canlı bile sayılmazlar ama dengeyi korumak gerek. Biz ne yapmışız, çiçek hastalığı çıkmış, aşı bulmuşuz, sonra başka bir virüs gelmiş yeni aşı bulmuşuz. Allah dengeyi korumak, insan nüfusunu azaltmak için virüsleri yaratmış, yoksa kimse yaşayamaz.” 

Hastanelerimizde ölümü göze alarak, korona ile kahramanca savaşan sağlıkçılara, doktorlara hepimizin teşekkür borcu var, ne dediğini bilmeyen ya da başka kaygılarla koronayı Allah’a havale edenlere ne söylenir bilmiyorum. Tek değiller, örneğin binlerce insanın çalışmak zorunda olduğu bir ülkede siz ne diyorsunuz? Kolonyanın bile bulunmadığı, olayı fırsat bilip hemen işbaşı yapan şirketlerin 900 lira karşılığı test yaptıkları bir ülkede siz nasıl da utanmadan “evde kalın” diyebiliyorsunuz. Bir de her akşam en yüksek sesle okunan selalar var. Doğrusu ben Azrail kapıma gelmiş, bir tıkla içeri girecek gibi hissediyorum. Bir de yalvarmalar var: “Allahım koronayı bizden uzak tut!”

Haberiniz var mı, 780 bebe cezaevlerinin karanlık koridorlarında koşturup duruyor. Anneleri mahkûm ve çaresizler. Hiç onları aklına getiren var mı? 70 binin üstünde öğrenci düşündüklerini söyledikleri için, parasız eğitim almak istedikleri için cezaevlerinde. Sizin politikalarınıza karşı geldikleri, yurtlarının esenliğini düşünen yüzlerce muhalif insan, hücrelerinde korona geldi mi diye sürekli elleri alınlarında bekliyorlar. Siz sadece çocuklara tecavüz edenleri, kadınları acımasızca öldürenleri, uyuşturucu baronlarını, mafya babalarını kurtarmayı düşünüyorsunuz, sonra da bize akıl veriyorsunuz: “Evinde kal.”

Yazdıklarımdan da anlaşılıyor, çok öfkeliyim, neyse ki İzmit’te yaşayan tabela ustası ve felsefenin gönüllü militanı arkadaşım Kemal Şişman telefon etti. Beni her zaman güldürür, gene güldürdü: Onun 65 yaşına yani ölecekler grubuna girmesine altı ayı varmış. Evinden çıkıp dükkânına gitmiş, bir hafta kadar dükkânını kapatacak. Dükkâna kilit vurup yakındaki minibüs durağına gelmiş, eve dönecek. Bakmış polisler herkese kimlik soruyor, altmış beş yaş üstündekileri minibüse bindirmiyorlar. Ona da bir polis yaklaşıp “Amca senin dışarı çıkmamam gerek” demiş, o da “Daha altı ay vaktim var” diyerek kimliğini uzatmış. Polis, “Evet, doğru daha altı ayın var ama senin muhakkak bir kronik hastalığın vardır, onu söyle” diye üstelemiş. Kemal bakmış kurtuluş yok, aklına sigara paketleri üstünde arzı endam eden bir yazı gelmiş, illa ki onda kronik bir hastalık olmasını bekleyen polise “Evet, bir kronik hastalığım var, kronik cinsel iktidarsızlık” diye yanıt vermiş. Polis, elindeki bir sürü kâğıttan birini dikkatlice incelemiş, sonunda “Kronik hastalıklar içinde böyle bir hastalık yok” diyerek Kemal’i minibüse bindirmiş. 

Kemal’in ben tanıdığımdan beri bir tutkusu var. Öldükten sonra yakılmayı ve küllerinin denize savrulmasını istiyor. Bunun için yıllardır çabalıyor, belediyeler, Sağlık Bakanlığı. Ben bıraktığımda mücadelesi şu noktaya gelmişti: Belediye isteklerine yanıt vermiş, çöplerle birlikte yakılabileceğini söylemişlerdi. Çöpe karışmış külleri istemediğinden Kemal mücadelesine devam ediyordu. Benden bir istekte bulundu. Malum koronavirüsten ölenler ceset torbasına sokulup hemen derinliği bile tam olmayan mezarlara atılıyor, oysa Kemal yakılmalarının daha doğru olacağını söylüyor. En azından cenaze sahipleri yakınlarının küllerine kavuşabilirler. Kemal’in bu düşüncesi bana da doğru geldi, birkaç fırına ihtiyacımız olabilir.

Her şey ne kadar can sıkıcı, bizi korona öldürmezse içinde bulunduğumuz belirsizlik öldürecek. Bir fıkrayla bitirelim: Melekler Tanrı’ya gidip “Aman” demişler, “Dünyanın Kuzey yarımküresinde salgın hastalık çıktı, hemen işe koyulalım.” Tanrı, uzandığı sedirde yan gelip yatıyormuş, istifini bozmamış. Bir gün sonra melekler gene Tanrı’nın huzuruna çıkmışlar: “Şimdi de Güney yarımkürede salgın var.” Tanrı gene sedirinden kımıldamamış. Üçüncü gün melekler gene huzura çıkmış, “Salgın Türkiye’de de başladı” demişler. Tanrı hemen doğrulmuş, çizmelerini istemiş ve meleklerine bağırmış: “Türkler her işi bana havale ederler. Yürüyün.”


Yazarın Son Yazıları

İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020