Kızışmış Erkekler Örgütü

16 Mayıs 2021 Pazar

Sevgili okurlarım, hep birlikte mafya filmi izlediğimiz bugünlerde, bana keyifli bir haber geldi. Gazetemde 13 Aralık 2020 tarihinde yayımlanan “Kızışmış Erkekler Örgütü” başlıklı köşe yazım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) 2020 köşe yazısı başarı ödülünü kazanmış. Ben de bugün ne yazayım diye düşünürken, ödül alan yazıma şöyle bir baktım. Ve karar verdim, bu yazı her gün, her saat yayımlanabilir. Ve yeniden yeniden okunabilir: 

İlginç zamanlardan geçiyoruz, bu hafta öncelikle sosyal medya, bazı erkek yazarların kendilerine hayran okurlarını, gencecik kadın yazarları nasıl taciz ettiğiyle dolup taştı. Kadınlar suskunluklarını bozup uğradıkları tacizleri anlatmaya başlayınca neden olduğunu anlayamadığım bir şaşkınlık yaşandı: Nasıl olur, acaba kadınlar abartıyorlar mı, neden vakti zamanında bu tacizleri anlatmadılar?

Öncelikle söylemeliyim; bir kadının bir erkek tacizini, tecavüzünü anlatması belki de dünyanın en zor işlerinden biridir. Bunun pek çok nedeni var. En önemlisi ataerkil bir toplumda kamuoyunun ne yazık ki eylemi yapanın eylemi için çeşitli bahaneler üretmesidir. Örneğin ben, üniversitede bir öğretim üyesi tarafından tecavüze uğradım. Yıllarca kimselere anlatmadım, sonuçta dünyanın her yerinde kadınlar cesaretle konuşmaya başladı, ben de beş yıl evvel Cumhuriyet gazetesinde başlayan bir protesto eyleminde olayı anlattım. Bu itirafın yapılmasında kemale eren yaşımın da etkisi olmuştur. Olayı son kitabım “68 Yılında Ondokuz Yaşındaysan Hep Ondokuz Yaşındasın” adlı kitabımda da detaylarıyla anlatmak cesaretini buldum. Yani epey korkusuz biri olan ben bile bu olayı yıllarca belleğimin derin sularına saklamışım. Yani demek istediğim tacizi, tecavüzü anlatmak öyle sakız çiğnemek gibi sıradan bir olay değildir. Önce bunu bilelim. Ve devam edelim, ne yazık ki ülkemizde erkekler dünyanın en kalabalık erkek örgütünü kurabilirler! “Kızışmış Erkekler Örgütü!” Ve onları tek bir slogan birleştirebilir: HER KADIN YOLLUDUR! Bakmayın siz onların arada “Cennet anaların ayaklarının altındadır” diye büyük sözler söylemelerine, büyük çoğunluk için kadın, “Şeytanın dünyada dolaşan suretidir ve öldürülmesi caizdir!”

Kendi cinsel isteklerinin doğanın bir armağanı olduğunu, bilinçleriyle kavrayamadıklarından ve kızışmalarını örgütleyemediklerinden, sürekli ereksiyon halinde dolaşan bir erkeklik organıyla başları beladadır. Bu belanın kendileriyle değil de karşı cinsle ilgili olduğuna canı gönülden inanmışlardır. Bu nedenle, sözde din âlimleri ikide bir de önemli beyanatlar verirler. “Üç yaşındaki bir kız, babasının yanına donuyla çıkamaz!” “Kızının kızlığını bozan baba af diliyorsa anne ve kız çocuğu bunu affetmek zorundadır!” “Erkek anasının diz kapağını görürse günaha girer!” “Hamile kadınların gebeliklerini göstererek dolaşmaları yasaklanmalıdır, çünkü onun durumu çevredeki erkeklerin cinsel ilişkiyi anımsayıp ereksiyon olmasına neden olur!” 

Şimdi devam edelim, sadece din bilgini geçinen zevat mı, hâkimlerimizin, savcılarımızın büyük çoğunluğu bu örgütün gönüllü üyeleridir. Nasıl mı? Üç yaşındaki bir kız çocuğuna adam anal yoldan tecavüz eder, hâkim ne yapar, kendi yargısını kullanır hele bir de adam mahkemeye kravatıyla gelmiş, el etek öper gibi hâkime bakıyorsa, ceza hemen üçte iki indirilir. İki yıl sonra adam başka bir üç yaşındaki kızı anal yoldan tecavüz etsin diye dışarı çıkar. 

Kadın yolda giderken tecavüze uğramıştır, hâkimin ya da savcının kafasındaki önyargı “kadının mutlaka kuyruk salladığına” dairdir. Ceza indirimi hemen uygulanır. Şaşırdınız mı? Çünkü bu ülkede ve de pek çok İslam ülkesinde cinsel eğitim dersi tümüyle günah sayıldığından, erkeklerin ilk cinsel ilişkileri ya hayvanlarla ya da genelevdeki seks işçileriyledir. Erkek bu durumdan içten içe utanır. Çoğu zaman kendini lanetler ama bir süre sonra bu laneti her şeyden sorumlu tuttuğu kadınlara yönelir. Onların yok olmasını ister. Görmemek ister ama öylesine bilgisizdir ki görmese de hormonları ona cinselliği hatırlatıp durur. İşe giden bir adamın birdenbire celallenip şortlu kadına vurması, kızışma nedeniyle kadını suçladığı içindir. Ve tabii yazarlar, öğretim üyeleri, şirket patronları, kadın eleman çalıştıran esnaf vs... Bu söylediklerimden muaf değildir.

Bu konuda yüzlerce örnek verebilirim. Şimdi bugünlerde rastlantı sonucu izlediğim bir belgeseli anlatmak istiyorum. Belgesel, 2011 yılında IMF Başkanı, Fransa’da 2012 yılında yapılacak cumhurbaşkanı seçimlerinde sosyalistlerin en kuvvetli adayı Dominique Strauss - Kahn’ın New York’ta bir otel odasında temizlikçi kadına zor kullanarak tecavüz ettiğiyle ilgili. Şaka değil, adam dünyanın en kuvvetli altı adamından biri. Dünya para paylaşımı onun emrinde. Temizlikçi kadın ve otel güvenliği hemen polise başvuruyor ve Strauss - Kahn tutuklanıyor. Sorgulamalar başlıyor, adamın karısı çok zengin, medyaya, avukatlara parayı döküyor, kadının para için yalan söylediği gazetelerde tam manşet yayımlanıyor. Sonuçta beklenen oluyor, mahkeme rızayla yapılmış bir cinsel ilişki olduğu hakkında karar veriyor, adam serbest bırakılıyor. Sonra hem IMF Başkanlığı hem de cumhurbaşkanlığı hayalleri suya düşüyor. Belgeselde asıl ilginç olan Fransız entelektüellerinin adamın yaptığını sonuna kadar savunmaları. Hatta olaya neredeyse alkış tutmaları. Bunların büyük çoğunluğu sosyalist ve hepsi de erkek! Strauss’nun düzenlediği pek çok eş değiştirme partisinin müdavimleri.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu ülke bize fazla 13 Haziran 2021