Pişmanım!

19 Ocak 2009 Pazartesi

Hiç alışık olmadığım halde gündüz vakti televizyon izliyorum, tuhaf günlerdeyiz, her an her şey olabilir. Bir programda Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu son Ergenekon dalgasıyla ilgili ahkâm kesiyor ve tutuklanan Yalçın Küçük için şöyle diyor: Yarı deli profesör.

Bu Ali Bey kim? Yalçın Küçüke böyle deme hakkını nereden alıyor? Ben onu bir ara Sezenin (Aksu) önce beğenip bir iki çıkmadan sonra başından attığı adam olarak tanıyorum. Kusura bakmayın Ali Bey, belden aşağı vurmak sadece sizin hakkınız değil.

Devam edelim, siz kimsiniz? Ben olsam Yalçın Küçük için deli profesörderdim. Çünkü ben delileri severim. Ama sizin bu cesaretiniz asla olamaz. Çünkü yarım asırlık hayatınızda asla gözaltına alınmadınız. İşkencenin ne biçim bir aşağılama olduğunu bilmeniz mümkün değil. Sizin yanınızda sevdiğiniz kadına tecavüz edilmedi. Öyle mi, değil mi?

Sizi geçelim Ali Bayramoğlu, konu bile değilsiniz, bir an sizin yüzünüzle birlikte başka bir yüz, Hürriyet gazetesinin neden vazgeçmediğini düşündüğüm bir yüz, yani Küba için Sosyalist kerhanediyen biri, üç kuruşluk kahve kültürüyle hayatı idare eden bir yüz, Hadi Uluengin aklıma geliyor ve ikinizin yüzü birbirine karışıyor. Utanmadan Ben bir zamanlar sosyalisttimdiyen bir yüz...

Merak ediyorum, sizin derdiniz ne? Neden bu kadar askerlerden nefret ediyorsunuz? Bu listeye asla hiçbir darbede içeri alınmamış ve Fethullah Gülen geldiğinde Dışişleri bakanı olacağını uman Hasan Cemali de alabiliriz.

Devam edelim, ben hayatımda hiçbir şeyden pişman olmadım. Ne yazdıklarımdan ne de yaşadıklarımdan.. ama bir şeyden pişmanım, Ufuk Uras için yaptığım bölge çalışmalarından. Ben sanmıştım ki, sosyalist biri Meclis’i karıştırabilir. Ne kadar ahmakmışım, Urası rahmetli ve cesur Mehmet Ali Aybarla, Behice Boranla, Çetin Altanla karıştırmışım.

Bu Urasın meselesi sadece ömür boyu para ve Cihangir sosyetesiymiş. Ne sosyete ama, Türkiye vatandaşları işsizlikten kırılırken sendikal haklar ayaklar altına alınırken, binlerce genç işsiz kendini uyuşturucuya vururken, ülkenin en önemli meselesi Ermenilerden özür dilemek olduğunu düşünen bir sosyete. Atladım bir de ikide bir Cumhurbaşkanımız Abdullah Güle yaranmaya çalışan bir sosyete. Onların içinde çok sevdiklerim de var. Ama şunu anladım ve korktum, savaştan on yıl sonra Saraybosnada dolaşırken hep aynı soruyu sormuştum. İnsan nasıl kırk yıllık dostunu öldürebilir?

Bunu soran ben, şimdi bu yazıyı yazıyorum, trajik ve korku verici. Kendimi suçluyorum Işıl sen çok kötü oldundiye ama F tipi cezaevlerinden gelen mektuplar masamın üstünde ve anlaşılan o ki, Türkiye bir iç savaştan geçecek, tıpkı Yunanistan ya da İspanyada olduğu gibi. Gazetemiz çok ölüm gördü ve anlaşılan o ki, daha çok ölüm görecek. Fazlasıyla karamsar bir yazı bu. Ama ne yapalım bu köşenin yazarı bir süredir şaşkın, siz onun sizi güldürmesini seversiniz ama yazarın içinden gülmek gelmiyor.

isilozgenturk6gmail.com

Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020