Leyla Tavşanoğlu

Demokrasiden sapış ayar yer

14 Temmuz 2013 Pazar
\n

Prof. Dr. Hasan Köni, hükümeti Batı’yla ipleri koparmaması konusunda uyardı:

\n

Sıcak para kesilir

\n

İpler koparsa Batı yeni bir ittifak arayışı içinde nasılsa kendine müttefik olarak başka bir Müslüman ülke bulacaktır. İran’ın Batı’yla yakınlaşması bile Türkiye için çok olumlu bir gelişme olmayacaktır.
Türkiye Batı sisteminden çıkmak isterse önder olabileceği gibi bir tablo ortaya çıkacaktır. Bu durumda da ne gibi olaylarla karşılaşacağımızı tahmin edemiyorum.

\n

LEYLA TAVŞANOĞLU

\n

Suriye’deki kalkışmalar, daha sonra da Gezi olaylarının patlak vermesiyle AKP’nin Batı güçleriyle ilişkilerinde epeyce başı ağrıyacağa benzer. Prof. Dr. Hasan Köni’yle Mısır’daki askeri darbenin yansımalarını konuşurken söz bizim hükümetin Batı’ya karşı gittikçe sertleşen tutumuna geliyor. Köni diyor ki: “Batılı güçler, demokrasiden sapmaması kaydıyla kendi siyasi, askeri ve ekonomik güç sistemi içinde olan Türkiye’yi fazla hırpalamaz, diye düşünüyorum. Ama Türkiye Batı sisteminden çıkmak isterse neler olabileceğini, ne gibi olaylarla karşılaşacağımızı tahmin edemiyorum.” Köni şu uyarıda da bulunuyor: “Ankara’nın Batı’dan kopması şimdiye kadar Körfez ülkelerinden ve Batılılardan gelen sıcak paranın kesilmesi demektir. Batı yeni bir müttefik olarak başka bir Müslüman ülke bulacaktır. Hatta İran’ın yumuşayarak Batı’yla yakınlaşması bile Türkiye için çok olumlu bir gelişme olmayacaktır.”
-Mısır’daki ikinci askeri darbe bölgede domino etkisi yaratabilir mi? Örneğin, sözüm ona Arap Baharı’nın başladığı Tunus, daha sonra Libya, hatta Suriye’de neler olabilir?
H.K.- Uluslararası sistem açısından günümüzdeki olaylara bakarsak 1960-80 arasındaki dönemde Latin Amerika, Asya ve özellikle Ortadoğu’daki askeri darbe dönemlerinin kapandığı söylenebilirdi. Sovyetler’in çöküşüyle sınıf savaşlarının sona erdiğini “tarihin sonu” teziyle öngören Batı uluslararası alanda demokratikleşme tezini ileri sürdü.
İleri sürülen yeni modele göre
“demokratikleşme ve iyi yönetişim” evrensel insan haklarına uyan, hukukun üstünlüğünü kabul eden, siyasal katılıma açık (etnik gruplar, azınlıklar dahil olmak üzere) ifade ve basın özgürlüğünü öne çıkaran, açık ve hesap verebilen rejimler öngörüyordu. Gelişmekte olan Müslüman ülkelerdeki “tepeden aşağı” modernleştirme ya da Batılılaştırma modeli çok eleştiriliyordu.
- Neden?
H.K.- Çünkü Ortadoğu toplumlarının yöneticileri onlara göre tabana açılmalıydılar. Arap Baharı tabana açılma olarak kabul edildi. Meydanlarda gösteri yapanların Batı tipi bir yaşamı kabul edecekleri öngörüldü. Şimdiye kadar sağcı, solcu, Şii, Alevi ve Sünni veya etnik yapı nedeniyle birbiriyle çatışan Müslüman toplumda uluslararası iletişimin yaygınlaştırdığı fikir ve yaşam tarzları nedeniyle ilk açıkça seküler ve daha muhafazakâr kimlikler ortaya çıktı. Ortadoğu’da toplumlar demokratikleşme süreciyle tabana açılınca daha genç bir nüfusa sahip olan tabandaki muhafazakâr kitleler seçim sistemleri yoluyla iktidara geldi. Arap Baharı’nda demokrasi adına yönetimlere karşı çıkan, meydanları dolduran kitlelerle seçimi kazanan çoğunluklar arasında kültürel ve yaşam tarzı farklılıkları yeni çatışmalara yol açmaya başladı. Çoğunlukçu Arap rejimleri Batı demokrasilerinin öngördüğü siyasal yapılanmayı yerine getiremediler. Getirmeye çalışırken etnik yapılarda ayrılıkçı akımlar gelişti. İçlerindeki Hıristiyan ve Musevi azınlıklara istenilen hakları verilemedi; azınlıkta kalan diğer kitlelerin talepleri karşılanamadı.
Bu durum bazı Arap ülkelerinde uzlaşmacı demokrasinin ve kurumlarının oluşmaması sonucu olarak ortaya çıkmış, yöneticiler kimin, neyi, ne zaman alacağını belirleyen siyaset ortamında ülkede üretilen pastayı uzun zaman alt kesimlerde bekleyen taraftarlarına dağıtmışlar, reaksiyonlara karşı da otoriter bir tavrı yeğlemişlerdir.

\n

Batılı güçler demokrasiden sapmaması kaydıyla kendi siyasi, askeri ve ekonomik güç sistemi içinde olan Türkiye’yi fazla hırpalamaz

\n

- İyi de, ya bundan sonra?
H.K.- Bu sefer yeni demokrasiye geçiş dönemindeki ülkelerde karşı karşıya gelen kitleler daha önceki sağ-sol,Şii-Sünni çatışmasındaki kitlelerden daha büyük ve geniş olarak karşılıklı bir sürü kesimin koalisyonundan oluşmuştur. Bu durumda ordular iki kesimin arasında hakem rolü oynamak üzere darbeye girişmişlerdir. Darbe yapan kesim belirli bir kesimin tarafını tutacak olursa bu durum iktidar tadını almış kitlelerle sürekli çatışmaların, Ortadoğu’da iç savaşların, etnik ayrılıkların başlangıcını oluşturacak gibi gözükmektedir. Öte yandan askeri darbe sonrası uzlaşmacı bir demokrasi yapısına geçilmesi sağlanıp transkültürel bir yapıya gidilmesi mümkün olursa Tunus, Libya, Somali, Yemen, Sudan’daki toplumlar sakinleşecek, çatışma sistematiği Batı’nın desteklediği Körfez ülkelerine ve Suudi Arabistan’a taşınacaktır. Ortadoğu ülkeleri Prof. Samuel Huntington’ın öngördüğü biçimde Batı tipi bir demokrasi yaratamasalar bile kendi vatandaşlarının sorunlarına eğilebilecek bir yapı kurmaları kendi lehlerine olacaktır...
- Sizce Batılı güçler Mısır’daki darbeye neden darbe demek istemiyor?
H.K.- Batılı güçlerin Mısır’daki darbeye darbe demek istememeleri kendi iç siyasetlerinden kaynaklanıyor. Eğer darbe olgusunu kabul ederlerse darbeyle gelen rejimlere ekonomik destek veremiyorlar. Oysa Batılı güçlerin amaçları askerle birlikte gelen ara rejimi destekleyerek Mısır’daki bütün kesimlerin katılacağı bir anayasal rejimin kurulmasını sağlamak. Katılımcı bir siyasal rejim için ekonominin, teorik olarak, eskisine göre daha iyi olması gerekir. Böyle bir siyasal yapı oluşturulursa yeni rejimin hem çatışmasız hem de Batılılar ve İsrail’le uyuşmazlıkları minimuma indirebilen bir rejim olabileceği hesap ediliyor.
- Bizim hükümet yetkilileri Mısır’da Mübarek rejimini deviren birinci askeri darbeden sonra bunu demokrasinin önünü açan bir gelişme olarak niteledi. Hatta Kahire’yi ziyaret edip darbe lideri eski genelkurmay başkanı Tantavi’yle de görüştüler. Şimdiyse Mursi’yi deviren askeri darbeyi lanetliyorlar. Bu nasıl bir çelişki?
H.K.- Mısır askeriyesi son iki buçuk yılda iki askeri darbe gerçekleştirdi. Libya’daki gelişmelerde önce, “NATO Libya’da ne arıyor?” diyen Türkiye daha sonra gerçekte Batı’nın dolaylı etkisi bulunan “Arap Baharı”nı desteklemek zorunda kaldı.
Türkiye daha sonra Suriye politikasında da Batılı güçlerle işbirliği yolunu seçti. Mursi
rejiminin Sünni tabanlı demokratikleşme modeli Arap dünyasındaki son aşama olarak görülerek Türkiye tarafından mali ve siyasi açıdan desteklendi. Mısır, Türkiye’nin çok gerisinde olmasına rağmen bu, çoğunlukçu bir model olarak ele alınmıştı. Katılımcı demokrasi, hukukun üstünlüğü, anayasal özgürlüklerin yeni düzende oturmasından kurumları oluşmamış rejimin başarılı olamayacağı dikkate alınmamıştı. Mısır rejimini bazı benzerliklere rağmen Batı güç sistemi içinde yer alan Türkiye’yle karşılaştırmak hatalı görünmüştür.
- Ankara büyük bir ateşle Mısır’daki darbeye karşı çıkarken Suudi Arabistan, Katar, Arap Emirlikleri sütre gerisinden ses vermiyorlar: Sizce bu durum ne anlama geliyor?
H.K.- Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Arap Emirlikleri Mısır’daki darbe karşısında suskun kalmışlardır. Aynı rejimler kitlelerin ayaklandığı “Arap Baharı”nda da sessiz kalmışlar ve içlerinde tabanın sesini bastırmışlardır. Mısır’da seçimle iktidara gelen taban kitlelerin kültürel yapıları bu ülkelerin kültürlerine uygun olmasına karşın çoğunlukçu demokrasi benzeri yapılanmalar aşiret yapılı bu rejimleri rahatsız etmiştir. Öte yandan İslamcı yapıları ve kültürlerine karşılık ABD ve İngiltere’ye yakın rejimler oldukları göz önünde tutulmalıdır. Zaten Suriye de onlarla işbirliği yapıyor.

\n

Baradey’i atama hatasından geri dönüldü

\n

- Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu eski başkanı, Nobel ödüllü Muhammed el Baradey Mısır’ın yeni cumhurbaşkanı tarafından önce başbakanlığa atandı. Sonra bu atamadan vazgeçildi. Son olarak Baredey’in Cumhurbaşkanı yardımcılığına atanmasını nasıl karşılıyorsunuz?
H.K.- El Baredey’in Batılıların en güvenilir bir adamı olarak başbakanlığa atanması hata olmuştur. Uzlaşmacı bir yapı kurulması istenirken İslamcı kesimi rahatsız edecek kimselerin işbaşına getirilmemesi gerekiyordu. Mursi’ye muhalefet eden El Nur Partisi bu atama üzerine desteğini çekmiştir.
- Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu Geçici Hükümeti Başbakanı Gassan Hito’nun birkaç gün önce görevinden istifa etmesi sizce ne anlama geliyor?
H.K.- Gassan Hito muhalefetin bulunduğu bölgede ara rejim hükümetini idare edememiştir. Suudi yanlısı yeni lider Ahmed Janba’nın Suriye hükümetinden ateşkes istemesi ve Maliki’yle Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’nin anlaşmalarının şimdilik bilmediğimiz etkilerinin Suriye’ye yansıması Gassan Hito’yu zor duruma düşürmüştür.

\n

Batı, karşıt olmayan diktatöre göz yumar

\n

- Bir de Gezi olaylarının dünyada yankıları var. AKP hükümeti olaylardaki sert tutumu nedeniyle eleştirilerine hedef olduğu Washington ve Brüksel’i topa tutuyor. Bu işin sonu nereye varır?
H.K.- Hükümetin, kendisini yakın hissettiği Mursi rejiminin bir askeri darbeyle yıkılması karşısında Washington ve Brüksel’i eleştirmesi kendisine oy veren tabana mesaj açısından siyaset bilimine uygun bir davranıştır. Eylemler Batı karşıtı olmadığı sürece ne Brüksel ne de Washington iç politika retoriğine karışır. Batılı güçler, çıkarları açısından geçerli olduğu sürece Ortadoğu’daki diktatörler, aşırı muhafazakâr ya da askeri rejimlerle birlikte çalışmıştır. Demokrasiden sapmaması kaydıyla kendi siyasi, askeri, ekonomik güç sistemi içinde olan Türkiye’yi fazla hırpalamaz diye düşünüyorum. Ama Türkiye, Batı sisteminden çıkmak isterse bu durumda önder olabileceği gibi bir tablo ortaya çıkacaktır. Bu durumda da ne gibi olaylarla karşılaşacağımızı tahmin edemiyorum. Şimdiye kadar Türkiye’yi ikna edici sözler söylendi. O kadar...

\n

AP’nin Gezi olaylarına tepkisi normal

\n

- Avrupa Parlamentosu (AP)Türkiye’ye kimi hibe yardımı paketinin kesilmesi tartışmalarına başladı. Bu durumda Brüksel’le iplerin kopması tehlikesi olabilir mi?
H.K.- AK Parti’nin oyların büyük bir kesimini almasıyla birlikte Avrupa Birliği üyeliği için yaptığı reformlar, tabana yönelik ekonomik yaklaşımları olmuştur. Parti Türkiye’nin taban kültürüne hitap etmeyi bilmiştir. Ancak Avrupa’dan ve Batı’dan kopması şimdiye kadar Körfez ülkelerinden ve Batılılardan gelen sıcak paranın kesilmesi demektir. Batı yeni bir ittifak arayışı içinde nasılsa kendine müttefik olarak başka bir Müslüman ülke bulacaktır. Hatta İran’ın yumuşayarak Batı’yla yakınlaşması bile Türkiye için çok olumlu bir gelişme olmayacaktır. Hibe olarak gönderilenlerin biber gazına dönüşmesine karşı Avrupa Parlamentosu’nun reaksiyon göstermesi normaldir. İletişimin gelişmesiyle birlikte halklar birbirleriyle dayanışma içine girmektedirler. Gezi olaylarını yakından izleyen Avrupa Parlamentosu’nun özellikle liberal kanadı böyle bir tavır alabilir.

\n

PORTRE

\n

PROF.DR. HASAN KÖNİ

\n

İstanbul, 1946 doğumlu. Ortaöğrenimini Saint Joseph Lisesi’nde yaptıktan sonra AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Aynı fakültede ve Michigan State University’de lisansüstü ve doktora çalışmalarını yaptı. 1982’de California Üniversitesi, 1990-91 arası da Johns Hopkins Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi. Türkiye’ye döndükten sonra AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde uzun yıllar öğretim üyeliği yaptı. Emekli olduktan sonra Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bir süre görev aldı. Şimdi Kültür Üniversitesi’nde devletler hukuku derslerine giriyor.

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tedavi olsunlar 1 Mart 2015

Günün Köşe Yazıları