Leyla Tavşanoğlu

Laiklik Türkiye için şans

16 Kasım 2014 Pazar

Quentin Compton-Bishop Levantenlerin Osmanlı ve Cumhuriyete etkilerini anlattı:

 Dinciliğin devlet katından dayatılmadığı sürece tehdit oluşturduğunu düşünmüyorum. Tepeden inmecilikle ve baskıyla din dayatılmamalıdır. 

Bugün yeni bir küresel çağa girdik. Buna bir anlamda Levantenleşme de diyebiliriz. Bu yeni küreselleşme aynı zamanda yeni çoğulculuk da demek.

 

Özellikle İstanbul ve İzmir toplumsal yaşamını ve kültürünü önemli ölçüde etkileyen Levanten kökenlilerin kurduğu Levanten Kültür Mirası Vakfı ilk uluslararası konferansını geçen günlerde İstanbul’da yaptı. Konferansın düzenlendiği mekânlar, Levantenlerin İstanbul’da yüzyıllar boyu yaşadıkları Pera’da (Beyoğlu), İngiliz Konsolosluğu ve İtalyan Kültür Merkezi salonlarıydı. Konferansların oturumları arasında vakıf başkanı Quentin Compton-Bishop’la Tepebaşı’ndaki Pera Müzesi’nde buluştuk ve Levanten kültürünün toplumumuzdaki etkileri, Levantenlerin yaşam biçimlerini konuştuk. Özellikle öne çıkan konulardan birisi Levantenlein Atatürk’e Cumhuriyeti kurmakta yardımcı olmalarıydı. Bishop, Levanten kimliğini bilmeyenler için söyleşimizde ayrıntılı anlatımlar yaptı. Söyleşide İngiliz tarihçi Philip Mansel de bize yardımcı oldu. Bilmeyenlere not düşelim. Vaktiyle Levantenlere halk arasında “tatlı su Frenk’i” denilirdi.
- Levant’ın sözcük anlamını anlatır mısınız?
Q.B.- Bu, Fransızcayla İtalyanca karışımı bir sözcük. Güneşin doğudan yükseldiği yer anlamına geliyor. Yani Doğu Akdeniz bölgesi. Bu sözcük seyyahlar tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nu anlatmak için kullanılırdı. Ama bana göre bu sözcük, bu bölgede yaşayan ve Ortodoks mezhebinden olmayan Avrupalılar için kullanılırdı. Yahudi ya da başka dinden olanlar da kendilerine Levanten derlerdi.
Levantenlik aynı zamanda bir zihniyet. Uluslararası, kozmopolit, ulusu olmayan anlamına da geliyor. Çoğulculuğu, çokkültürlülüğü anlatan bir deyim de diyebiliriz. Buna klasik bir örnek vereyim. Çok uzun yıllar İzmir, İstanbul ya da İskenderiye’de yaşamış birisine, “Nerelisin” diye sorduklarında, İngiliz ya da başka bir ulustan olsa da, “Ben İstanbulluyum” yanıtını verir. Benim pek çok Türk arkadaşım ya İzmirliyim ya da başka bir kenttenim der.
Bakın sizin ulu önderiniz Mustafa Kemal Atatürk ulusal bir liderdi. Ama aynı zamanda da Selanikliydi. Fransızca konuşurdu. Okuduğu Fransızca kitaplardan etkilenmişti. Batı tarzı son derece şık giyindiğini, giysilerini Rum terzilerin diktiğini biliyorum. Pek çoğunu Askeri Müze’de gördüm. Batılı dansları severdi. Levanten arkadaşlarıyla vakit geçirmekten de çok hoşlanırdı. Hatta Madame Corinne isimli İstanbullu Levanten bir kadın arkadaşı vardı. Hatta Madame Corinne’le birbirlerine yazdıkları çok içten mektuplar var. Mustafa Kemal Atatürk’ün, dünya gerçeklerini kavrayan, çok açık fikirli bir insan olduğunda kuşku yok.
- Batılılar acaba Levant ya da Doğu Akdeniz bölgesine neden bu kadar ilgi duydular?
Q.B.- 17, 18, 19. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu pek çok açıdan Batılılar için fırsatlar diyarıydı. Benim ailem de Levanten olduğu için bunu çok iyi biliyorum. Bu insanlar, dini ayrımcılık, savaşlar nedeniyle Avrupa’nın her bölgesinden gelen mülteciler ya da göçmenlerdi. Osmanlı İmparatorluğu bu insanlara istikrarlı bir sığınma yeri oldu. Bir kere toplum son derece hoşgörülüydü.
Osmanlı’ya göç eden Batılılar aynı zamanda kendilerine bir yuva ve iş olanakları da buluyordu. Ailem Osmanlı İmparatorluğu’na geldikten sonra sağlam iş olanakları bulmuştu. Kendi işlerini kurmamışlardı. Başkalarının yanında çalışıyorlardı. Ama iş güvenceleri vardı.

Levantenler Cumhuriyet reformlarının temel taşları
Levantenlik bir zihniyet. Uluslararası, kozmopolit, ulusu olmayan anlamına geliyor. Çoğulculuğu, çokkültürlülüğü anlatan bir deyim de diyebiliriz.

- Levanten Kültür Mirası Vakfı’nı kurma fikri nasıl oluştu?
Q.B.- Vakfımızın genel sekreteri Craig Encer yaşamının büyük kısmını Beyoğlu’nda geçirdi. Daha sonra Levanten ailelerin anılarını yazabilecekleri bir internet sitesi kurdu. O internet sitesi sayesinde pek çok bilgiye ulaştık. Dört yıl önce İzmirli Levanten toplumu bir sempozyum düzenledi. İzmir Ticaret Odası da bunu destekledi. Bu sempozyuma beklediğimizin çok üstünde bir ilgi oldu. Sonuçta, Levanten kültür mirasıyla ilgili eğitim sağlayacak kamu yararına bir vakıf kurmaya karar verdik. Ne yazık ki pek çok bilgi, belge, anılar kaybolmuştu. Keşke bu vakfı 20-30 yıl önce kursaydık.
Çalışmalarımıza Türk ve dünyadan akademisyenlerin ilgi göstermeleri amacıyla çaba harcadık. Dijital arşiv de kurduk. İzmir, Selanik ve İstanbul’la ilgili Levanten belgelerini topladık. Levanten şirketlerinin 19. yüzyıla uzanan belgeleri var. Örneğin İzmir merkezli Giraud şirketinin arşivleri Levanten ekonomik tarihi bakımından paha biçilmez değerde. Bu haftaki konferansta Türk ve dünyadan gelen akademisyenlerin müthiş ilgileriyle karşılaştık. Gelecek yıl burada ya da dünyanın herhangi bir yerinde yine üç günlük bir konferans düzenleyebilir ve aynı ilgiyi toplayabiliriz diye gördük.
- Bu arşiv çalışmalarından Levanten toplumuyla ilgili ne gibi bulgulara ulaştınız?
Q.B.- Çok ilginçtir hem olumlu hem olumsuz tarafları var ulaştığımız bilgilerin. Levantenler vergi muafiyetleri olduğu için imparatorluğu sömürdüler. İmparatorluk ordusuna marşlar yazdılar, hatta Osmanlı banknotlarını bastılar. Banknotları basan Hırvat kökenli Zelich ailesiydi. Bir anlamda karşılıklı çıkarlar sağladıkları gibi karşılıklı olarak da birbirlerini sömürdüler.
- Bu bölgeye yerleşen Levantenler ekonomik kalkınma için büyük katkılar bulunur ve kendileri de para kazanırken Batı’da kalanların ise Osmanlı’yı ciddi biçimde küçümsediklerini biliyoruz. Hatta Batı’da kabul edilemeyecek birtakım hareketlerin Doğu’nun layığı olduğu anlamında Fransızca “Bon pour l’Orient” deyimini kullanmadılar mı?
Q.B.- Doğru. Herhalde 19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı’nın bir hayli yoksullaşması ve insanların eğitimsizliği bu zihniyetin yerleşmesine yol açtı. Bakın, Batılılar 16. yüzyılda Osmanlı çok zenginken o zaman da erdemlerini abartmakta yarışıyorlardı.
17. yüzyılda özellikle Osmanlı’ya göç eden Batılılar müthiş bir hoşgörü ortamı bulmuştu. Bu hoşgörüyü o yüzyıllarda Batı’da, Avrupa’da yaşamaları olanaksızdı. Dolayısıyla bu insanlar bu topraklarda çok büyük fırsatlar yakaladılar. Hani, Batı’dan Amerika’ya iş bulmaya koşanlar vardı. Müthiş bir göç furyası olmuştu. Levantenlerinki de böyle. Üstelik tarih Fransa ve İngiltere’nin yüzyıllar boyunca Osmanlı’nın ne kadar sıkı müttefikleri olduğunu da yazmıştır.
- Osmanlı’da Fransız ve İngiliz etkilerinin nedenleri çok açık değil mi?
Q.B.- Öyle. İngilizler o dönemlerde Türklere ciddi hayranlık duymuştur. Örneğin Lord Byron. Kimi şiirlerinde bu hayranlığını da kâğıda dökmüştür.
- İyi de daha sonra ise Yunan hayranı olup bağımsızlık savaşında Yunan saflarında çarpışmadı mı?
Q.B.- Belki bir amaç peşinde koşmak istiyordu. Ama Osmanlı İmparatorluğu’nda 1810’da bir yıl yaşadı. Avrupa’da yolculuk edilecek en güvenli yer olduğunu söylemişti.
- Levantenlerin yaşadığı dönemdeki İstanbul’la bugünkü İstanbul’u kıyasladığınızda ne görüyorsunuz?
Q.B.- Dünyadaki bütün uluslararası kentler gibi büyük bir iş merkezi haline geldiğini görüyorum. İnsanlar işlerine gitmek için iki saatlerini yolda geçirmek zorunda kalıyor. Müthiş kalabalık bir nüfus, dünyanın herhangi bir yerinde rastlayacağınız aynı kafeler, aynı dükkânlara girip çıkıyor. Kentin kimliği kayboluyor gibi. Bir de dikkatimi çeken insanların giderek daha fazla dindar olmaya başlamaları.

İstanbul’un içi başka dışı başka
- Peki, insanların giderek daha fazla İslamlaşmaya yönelmelerinin İstanbul ve Türkiye için bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor musunuz?
Q.B.- Dinciliğin devlet katından dayatılmadığı sürece tehdit olduğunu düşünmüyorum. Tepeden inmecilikle ve baskıyla din dayatılmamalıdır.
Ben İstanbul’a ilk kez 1984’te İzmir’deki ailemi ziyaret ettikten sonra gelmiştim. Bugün dış görünüşteki modernitenin gerisinde anlayamadığım bir şeyler var. Bu benim şimdiki ilk izlenimlerim.
- Size göre Levantenler Osmanlı kültürünü nasıl etkiledi?
Q.B.- Bana göre Levantenler Mustafa Kemal’in reformlarının temellerini oluşturdular. Çünkü Osmanlı’nın son dönemlerinde ülke çapında pek çok yabancı ve yabancı dilde eğitim veren Osmanlı okulu vardı. Bunların bir kısmı hâlâ öğrenim vermeye devam ediyor. Örneğin Robert Kolej, öbür Amerikan okulları, Galatasaray gibi... Bir de Atatürk’e reformlarında yardımcı olmaya hazır teknokratlar vardı. Hatta şunu da söyleyebiliriz. Doğu Anadolu 1914’ten önce moderniteyi benimsemeye çok yakın bir bölgeydi. O da sınır kentlerinde kurulmuş olan bu yabancı okullar sayesindedir. Hatta Müslüman aileler o okullara çocuklarını gönderiyorlardı.

Genç kuşak dünyayla daha çok iletişimde 
- Osmanlı ve Cumhuriyetin erken dönemi moderniteye bu kadar yatkınken ne oldu da Türkiye’de böyle oldu? 
Q.B.- 20. yüzyılda milliyetçilik bütün dünyanın odağındaydı. 1914’ten sonra sınırlar gibi zihinler de kendi içlerine kapandı. Bugün ise yeni bir küresel çağa girdik. Genç kuşak eskiye kıyasla dünyayla çok daha fazla iletişim içinde. Bunu da yeni küreselleşme ya da yeni Levantenleşmeye borçluyuz. Bu yeni küreselleşme aynı zamanda yeni çoğulculuk anlamına da geliyor. Kuşaklar boyu Türk olabilirsiniz ama dış dünyayla çok daha fazla bağlarınız var. Yeni Levantenler çoklu kimlikleriyle öne çıkıyorlar. Levanten ruhu çok ilginçtir. Örneğin 1912’de Osmanlı Balkan Savaşları’nı kaybeden Türk gaziler yaralı olarak geri dönerlerken sadece Kızılay’a yardıma koşan yine Levantenlerdi. Özellikle Katolik Levantenler çok Osmanlı yanlısıydı.

Türkiye kan gölüne dönmemeli 
- Birinci Dünya Savaşı sonrası Lozan görüşmelerinde İngiliz heyeti başkanı Lord Curzon’ın özel kalem müdürlüğünü yapan, Balkan Savaşları sırasında İngiliz Maslahatgüzar Harold Nicolson da İstanbul’daki Levantenlere çok yakındı. Aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’le ahbap olmuştu...
Q.B.- Evet. O dostluk, kısaca geçiştirilmiş de olsa Nicolson’ın Balkan Savaşı günlerini anlattığı “Sweet Waters” adlı kitabında yer alır. Herkesin okumasını tavsiye edeceğim bir kitaptır.
- Bugün kan gölüne dönen bir zamanların güneşin doğudan yükseldiği Levant bölgesinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Q.B.-Türkiye’nin bu kan gölüne batmayacağını diliyorum. Atatürk’ün reformları ve ülkeye laik sistemi getirmesi Türkiye için büyük bir şans. Türkiye muazzam nüfusu olan hem sanayi hem de tarım ülkesi.

Burasının hâlâ fırsatlar ülkesi olduğunu düşünüyorum. Mutlaka AB’ye bağlanmalı. Körfez ülkelerinin hiçbirinde istikrar yok. Suriye’ye bakın, hiçbir sanayi altyapısı yok. Türkiye bölge ülkelerinin hepsinden farklı.

PORTRE 
QUENTIN COMPTON-BISHOP 
İngiliz vatandaşı eski bir diplomat ve Ortadoğu uzmanı. Warwick Üniversitesi’ne bağlı Warwick Ventures isimli bilgi işlem kuruluşunun icra kurulu başkanı. İzmir ve Beyrut’ta yaşamış olan Levanten ailesinden esinlenerek Levanten tarihine merak duydu. Zaman içindeki araştırmaları sonrasında Levantine Heritage Foundation’ın (Levanten Kültür Mirası Vakfı) kuruluşunda yer aldı. Mütevelli heyeti üyesi ve ilk başkanı oldu. Vakıf Levanten kültür mirası ve tarihi araştırmaları ve eğitimini, bu yolla da edinilen bulguları gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tedavi olsunlar 1 Mart 2015