Ahh Kışlalı Hocam...

21 Ekim 2023 Cumartesi

Türkiye’nin, çıkışı giderek zorlaşan bir karanlığı sürüklenmesindeki etkenler nedir? Bu sorunun yanıtı listelense ilk sıralarda şu gelir:

Aydın kıyımları...

Sabahattin Ali’den başlayarak aydınların vahşice katledilmesi elbette onların aydınlığını bitiremedi ama toplumun adım adım sessizliğe gömülmesinde önemli etken oldu.

Türkiye’nin 2000’li yıllarda giderek rejimin de erozyona uğramasına neden olan sürece girmesi, 90’lı yıllardaki aydın kıyımlarıyla “kolaylaştı”

1990’da Prof. Dr. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Doç. Bahriye Üçok’un öldürülmesinin ardından Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde şunu sordu:

- Sıra kimde?

24 Ocak 1993’te “sıra” Uğur Mumcu’ya gelmişti! 

1993’ten sonra topluma Atatürk’ü, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini en iyi anlatan aydın olarak Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı öne çıktı. “Sıranın” ona geldiğini söyleyenlere gülüp geçti, yılmadan usanmadan her yöntemi kullanarak halkı aydınlatmayı sürdürdü. 

***

21 Ekim 1999’da da Kışlalı katledildi. 

Bugün centilmen devrimci, ödünsüz Kemalist, yurtsever aydın Kışlalı’nın sonsuzluğa yürümesinin 24. yılı!

Kışlalı’ya ilişkin sıraladığımız özelliklerin hepsinin içi doluydu.

19 yaşında gazeteciliğe, 22’sinde köşe yazarlığına, 30’lu yaşlarda doçentliğe devamında milletvekilliğine, 40’ta Kültür Bakanlığı’na...

Tuttuğu her işi hakkını vererek yapan Kışlalı, en önde olmayı değil, en iyiyi yapmayı hedefledi. 

Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde Duverger’in öğrencisi oldu. Evrensel baktı, ülkesel düşündü. Fransa’da kalabilirdi ama eğitimini tamamladıktan hemen sonra tereddütsüz Türkiye’ye döndü. 1970’lerde öğrenci olaylarının en yoğun olduğu dönemde üniversite yönetiminde öğrencilerin de temsil edilmesini savundu. 

Ecevit’in “demokratik sol” söylemini metne o döktü. Gazetede günlerce dizi olarak yayımladı. Ecevit’i Ecevit yapan, arkasındaki üretken kadroydu. Kışlalı bu kadronun içinde Emre Kongar, Bilsay Kuruç, Erhan Karaesmen, Cahit Kayra, Oktar Türel, Yiğit Gülöksüz’le birlikte bugünlere de ışık tutan üretimler gerçekleştirdi. 

Kültür Bakanlığı’nda güçlü insanlarla çalışmaktan çekinmedi. Zeynep Oral, Aziz Nesin, Doğan Kuban, Şerafettin Turan, Adnan Binyazar’la Türkiye’nin kültürde alması gelerek yolun haritasını çizmeye koyuldu.

Siyaset Bilimi kitabı alanın en yetkin eserlerinden. Şu cümlesinin altını nasıl da kalın çizmiştim:

“1071’de Türkler Anadolu’yu fethetti, Anadolu da Türkleri...”

Kemalizme hiçbir zaman dogma olarak bakmadı. Ona göre Kemalizm, sadece geçmişin bekçiliği değil, aynı zamanda geleceğin kuruculuğuydu. Bu hedefle de Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yönetiminde yer almıştı.

İslam ülkelerine de Atatürk aydınlanmasının götürülmesi için çırpınıyordu. Öldürülmeseydi Tunus’a bir kez daha gidecekti.

Aydın tarifi şuydu:

“Gerçek aydın, bilgisiyle değil, tavrıyla ölçülür!”

***

Ahh sevgili Kışlalı Hocam...

Cumhuriyetin 100. yılında Türkiye’nin size o kadar çok gereksinimi var ki!

Üstelik bütün kimliklerinizle...

Sürekli umut üreten, bunu yaparken gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermekten çekinmeyen adanmışlığınız ülkemizin en çok aradığı ışık.

Türkiye’nin ve dünyanın geldiği noktada Atatürkçü bakışı aklın ve bilimin ışığında yeni kuşaklara aktarmak geleceğe yolculuğu ilk adımı...

Sizinle Anadolu’ya gidişlerimiz geliyor gözümün önüne... Sonra sizin mücadele gücünüzü anlatan ödünsüz cümleleriniz düşüyor aklıma... “Alçaklar” diyorum, Kışlalı’yı öldürdünüz ama yenemeyeceksiniz!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ve toprak ayağa kalktı! 15 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları