Olaylar Ve Görüşler

Geçmişten Günümüze “Ay Masalı” - A. Celal BİNZET

11 Nisan 2021 Pazar

Bafa Gölü yakınında yükselen Beşparmak Dağı, antik dönemdeki adı Latmosla söylencelerin en güzellerinden birine ev sahipliği yapar. Eteklerinde sürülerini otlatan Çoban Endymion uykuya daldığında ona tutkuyla bağlanan Ay Tanrıçası Selene yer yüzüne inerek sevdiğiyle buluşur.

Yalnız bununla sınırlı değil! Her dönemde sevdalıların tek odaklandığı yer olan ay ışığı üzerine söylenmiş sözlerle örülü anlatıların sayısını bilmek olanaksız. Elbette geçmişten günümüze değin bilim insanları için de Ay hep bir merak konusu olagelmiştir. Sözün kısası insanlığın değişmeyen tutkularının başında geliyor yakınımızdaki Ay ve sonsuz uzay.

DİKKAT ÇEKEN ETKİ

Günümüzde pek bir moda olan Osmanlıcılıkta bu konuya nasıl bakıldığı ise oldukça ilginç. Sultan III. Murat zamanında Takiyüddinin önermesiyle Topkapı sırtlarında yapımına 1575te başlanan gözlemevi iki yıl içinde tamamlanır. Hizmete girmesiyle birlikte her yeniliğe karşı çıkılan toplumdaki kıpırdanışlar dikkat çekici boyutlara ulaşacaktır. O sıralarda gökyüzünde kuyrukluyıldız görünmesini uğursuzluk sayanlar bunu gözlemevinin yapımına bağlamakta gecikmezler. Aynı dönemde İstanbulda bir de deprem yaşanınca bu olumsuzlukların nedenini yine gözlemevine yüklemek için bahaneler daha ileri boyutlara taşınır.

Tarikatların kışkırtmasıyla alevlenen tartışmalar sonunda Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi tarafından bir fetva hazırlanarak sultana sunulur. Fetvada gökleri izlemenin uğursuzluk getireceği ve her nerede bu gibi bir işe girişildiyse böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremediği yazılır. Ayrıca Takiyüddinin Ayda ve göklerde oturan meleklerin bacaklarını gözetlediği yolundaki söylentileri kuyrukluyıldız ve deprem olaylarıyla harmanlayan bilim düşmanı tarikatlar halkı kışkırtmakta gecikmez.

Daha öncesinde Semerkantta gözlemevi kurmuş Uluğ Beyin, oğlu tarafından öldürülmesi örneği de sultana anımsatılarak gözlemevinin yıktırılması istenir. Sultan III. Murat’ın buyruğuyla Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa kendisine verilen kutlu (!) görevi 21 Ocak 1580 gecesi top atışları altında gözlemevini tümüyle yok ederek yerine getirecektir. Osmanlı’daki bilim düşmanlığına örnek olacak bu olay ister istemez Piri Reisin sultan buyruğuyla katledilmesini, Hezarfen Ahmet Çelebinin benzer sonunu, Leonardo da Vincinin Haliç üzerine köprü projesinin kabul edilmemesini ya da matbaaya karşı çıkılması gibi örnekleri anımsatır. Bunları birbirine eklediğimizde ortaya çıkan görüntünün hiç de iç açıcı olduğu söylenemez.

Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşaya gelince… Günümüzde bu paşanın bronz büstü İtalyanın Le Castella kasabasının en büyük meydanında duruyor. Çünkü Barbaros Hayrettin Paşanın 29 Nisan 1536da yaptığı baskında kaçırılan tutsaklar arasında 11 yaşındaki Giovan Dionigi Galeni devşirilip Osmanlı’nın Kılıç Ali adı verdiği ünlü denizci olmuş.

YİNE AYNI ‘MASAL

Osmanlı’da Ay üzerine üretilmiş söylemler bir dünya görüşünün dışavurumu sayılır. Gelişmemiş toplumlarda insanları kolay yönlendirebilmek için kullanılan bilimdışı düşünceler, yönetimleri bir süre olsun rahatlatabilir. Ancak günümüzde bilimsel devrimlerle her tür bilgiye ulaşılabilmesinin, insanların gözünü açılmasına yetip yetmeyeceği konusu da tartışmalıdır. Uzayla ilgili bir yarışa katılabilme koşulunun, uzun bir bilimsel ve teknolojik birikimin varlığına bağlı olduğunu unutmayalım. İşin ekonomik boyutunu da apayrı bir sorun olarak bir kenara not edelim. 

Önümüzdeki süreçte, parasını ödeyerek kiralanan uydunun Güney Amerikadaki bir üsten uzaya fırlatılmasına benzer bir olay mı yaşanacak yoksa bilemediğimiz başka gelişmeler mi var? Dikkat edilsin de oradaki meleklere rahatsızlık verecek davranışlardan sakınalım. Ay konusunun toplumu oyalama amaçlı yeniden içi boş söylemlerle gündeme geldiği şu zamanda mitoloji, tarih ve romantik söylencelerle süslenmiş bir masalımız olduğu kesin.

A.CELAL BİNZET


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları