Olaylar Ve Görüşler

Marmara’nın müsilajı - M. Levent ARTÜZ

20 Ekim 2021 Çarşamba

Marmara Denizi genelinde gözlenen “müsilaj agregat” oluşumundan bu yana bu denizimizden çok sular aktı. Marmara Denizi’nin kirlenmesinin tarihsel gelişimini izlemek, büyük bir hızla ilerleyen bir ekspres trenin penceresinden çevreyi gözlemeye benzetilebilir. Doğa olaylarının gelişimi için çok kısa olan 32 yıllık bir sürede, çevredeki olayları ve değişimleri algılamak, bunları gereği gibi değerlendirmek de bir hayli güç ve zaman alıcı olmuştur.

ZARAR VERMEYE DEVAM EDER

Marmara Denizi sularında gözlenen çarpıcı renk değişimleri, su ürünleri türlerinde ve daha sonraki dönemde üretim miktarlarındaki azalma ve çoğalmalar o kadar hızlı ve o kadar girift olmuştur ki, bu olayların toplumca algılanması her ne kadar müsilaj ile bir an için kabullenilebilir olduysa da hâlâ anlaşılabildiğini söylemek zorlama niteliğinde olacaktır.

Marmara’da “müsilaj sorunu” değil, müsilajın kendisi bulunmaktadır. O da bir sorun değil sonuçtur. Sorun, Marmara Denizi’nin kirletiliyor olmasıdır. Toplum da söz konusu sorunu ancak “balık yiyebilir miyiz”, “denize girebilirmiyiz” seviyesinde; yani durum “mahalle yanarken saç fırçam nerede” diye koşturan mahalleli bağlamında değerlendirilebilmektedir. Mahalle yanmaya devam etmekte, yangına körükle gidilmektedir.

Bilindiği gibi denizlerdeki kirlenme, denizin atıklarla kendi kendini yenileme yeteneği üzerinde yüklenmesi sonucunda oluşur. Marmara Denizi gibi, hacimce küçük ve açık denizlerden boğazlar ve çukur/platolar gibi bir seri yatay ve dikey engeller ile yalıtılmış bir denizde, kısıtlanmış madde alışverişi sonucu, kirlenmenin büyük bir hızla gelişmesi doğaldır. Bu kısıtlamalar, havzalar arasındaki su alışverişini geniş çapta etkilediğinden bu havzalara bırakılan atıkların seyreltilmesi ve havzadan uzaklaştırılması olanakları da geniş çapta kısıtlanmış olmaktadır.

Kısıtlanmanın yarattığı diğer bir etki de su kütleleri arasındaki düşey karışımın belirli bir derinlikten sonra durmasıdır. Bu durum da kirleticilerin büyük bir bölümünün belirli tabakalarda kalmasına ve yoğunluklarının göreceli olarak artmasına neden olmaktadır.

Bu denizimizin atıklarda seyrelmeyi ve doğal arınmayı sağlamaya yetecek ölçüde su alışverişine sahip olmaması ve mevcut akıntı ve karışım hareketlerinin yanlış yorumlanması veya yanlış sunumu ile bu yanlışlara dayalı proje uygulamaları, Marmara Denizi’nin biyolojik alanının büyük bir hızla daralmasına ve ekolojisinin zarar görmesine sebep olmuştur. Görünen odur ki, uygulamalarda bir değişiklik olmadığına göre, zarar verilmeye de devam edilecektir.

GEÇ BİLE KALINDI

Marmara Denizi’nde de gözlendiği gibi, deniz kirlenmesinin büyük boyutlara ulaşmasında en etken kaynak, hinterlandı da dahil bu denizimizi çevreleyen yerleşim bölgelerinden ve tesislerden denize kontrolsüz ve özellikle de bilinçsizce bırakılan atıklar yani bunların içerdiği kirletici yüküdür. Bu kirletici maddeler, ortamdaki oksijen ile birleşerek oksitlenirler. Bu süreç içerisinde su içinde çözünmüş olarak bulunan oksijeni büyük çapta kullanarak tüketirler. 

Hele ki Marmara Denizi örneğinde olduğu gibi, müsilaj oluşumu ile zaten bardağı taşıracak kadar kirletici yük yüklenilen bir su kütlesine, o su kütlesini o hale getiren yöntem ile bir kova daha eklenmesi sadece bu denizimizi değil etrafı da, Karadeniz ve Ege Denizi’ni de berbat edecektir.

Bu da anlaşılacağı üzere Ergene deşarjıdır.

Derin deniz deşarjı adı altında Marmara Denizi’ne yapılan deşarjların günümüzdeki görünür sonuçları, Ege Denizi’nden gelen ve Marmara’nın derinliklerinden geçerek Boğaziçi’nin dibinden Karadeniz’e kadar ulaşan “alt akıntı aracılığı ile arıtılmamış atıkları uzaklaştırma prensibini” tekrar tartışmaya açacak niteliktedir. 1986'dan beri İSKİ tarafından sürdürülen ölçümler ve bunların değerlendirmesi de böyle bir tartışmanın zamanının geldiğini (hatta geç bile kalındığını) ortaya koymaktadır. 

ERGENE ETKİSİ

Oysaki 2020 yılı kasım-aralık aylarından beri dünyanın en kirli akarsuyu olarak nitelenen Ergene Nehri’nin zehirli kirletici unsurları kuşaklama kolektörleri ile toplanarak kompleks kimyasal karakterli bu atıkların biyolojik bazlı arıtma tesislerinde arıtıldığı iddia edilmektedir. Bu atıklara borular ile yeraltından 50 kilometre yol kat ettirilerek, Tekirdağ’ın 4.5 kilometre açığında 47 metre derine özellikle difüz hale getirilerek alıcı ortam olan su kütlesine püskürtülmekte ve böylece partiküllere ayrılan atıkların yüzölçümleri arttığından, suda çözünmüş oksijenin çok daha hızlı yitirilmesine yol açacak şekilde deşarj edilmektedir.

Marmara Denizi’nin temel sorunu kirletiliyor olmasıdır. Çözümü de tümü ile bize ait bu denizimizi “alıcı ortam” olarak kullanmaktan acilen vazgeçmemizdir.

M. LEVENT ARTÜZ

HİDROBİYOLOG / SEVİNÇ-ERDAL İNÖNÜ VAKFI MAREM PROJE LİDERİ


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları