Olaylar Ve Görüşler

Ortaçağın Kıskacında Türkiye - Gani AŞIK

24 Eylül 2020 Perşembe

Atatürk” soyad, Mustafa Kemal” isim olmaktan çok öte anlam ve derinlik içerir: Mustafa Kemal ilimdir, askerdir, felsefedir, sosyolojidir, tarihtir, akıldır, medeniyettir, antiemperyalizmdir, Anadolu’dur, bayraktır, Türktür ve saf İslamdır. Onun Müslümanlığı, kör ve nankör düşmanlarının ve siyasal İslamcıların idrak edemeyeceği kadar samimi, deruni, özlü ve köklüdür.

Samsun-Amasya-Erzurum-Sivas-Ankara güzergâhında ve savaş yılları boyunca her zor anında, yaveri ve çocukluk arkadaşına ALLAH bizimledir, Cevad” diyen M.Kemal’in, Kurtuluş Savaşı boyunca da orduları her teftişe gittiğinde asker hafızlara Kuran okutması, okunan ayetleri derin bir huşu içinde dinleyerek, vatanının kurtulacağına olan inanç ve imanını tazelemesi, kirli vicdanlara olmasa da namus erbabına çok şey anlatır.

Atatürk düşmanlığı, şahsında simgeleşen değerlerin tümüne de düşmanlık anlamına gelir, inkâr ve tevil edilse de... Osmanlı İmparatorluğu’nu Atatürk ve arkadaşları yıkmadı.

Tersine, ayakta tutabilmek için verilen her görevi her cephede canını ortaya koyarak yerine getirdi, İsmet Paşa da öyle... Kurtuluşun ve kuruluşun bu iki büyük önderi, Osmanlı subaylarıdır ve devletlerine (Osmanlı’ya) asla ihanet etmemişlerdir. Onların soylu kanında ve duyarlı vicdanlarında ikiyüzlülük, kalleşlik ve ihanet yoktur. Halife Sultan (Vahdettin), koltuğunu kurtarma adına, Türk yurdunun emperyalistlerce paylaşılması utancına razı olmaktan da öteye buna destek vererek Mustafa Kemal ile yollarını kendisi ayırdı.

16. yüzyılda en güçlü devletlerden birisi olan Osmanlı’nın, 17. yüzyıl kapanırken 1699 Karlofça Anlaşması ile başlayan yenilgiler serisini, 1921’de Sakarya Meydan Savaşı’yla Mustafa Kemal durdurdu. Bizim İhvancı ve tarikatçı kafalara göre, ulusal tarihimizin bu önemli kavşağında (1919) Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmakla doğru, zaferden sonra Sultan Vahdettin’e tahtını geri vermemekle yanlış yapmış”.  

Eskiler böyle durumlardaki hayret ve şaşkınlıklarını “Yüce yaratanı her türlü noksanlıklardan ayrı tutmak” anlamında Fesuphanallah” ifadesiyle ortaya koyarlardı. Bu isim de bir şarkımız da var.

OSMANLI, KARLOFÇA’DA HIZ KESTİ

Önemli ölçüde Alevi/Bektaşi nüfusa sahip Anadolu’da, Yavuz’un 1517’de Mısır’dan Hilafeti ve iki bin Eş’ari mollayı bu topraklara getirmesiyle Emevi din anlayışına benzer Sünnileşme hız kazandı. Ne var ki Türk halkı itikatta Arap Eş’arinin değil, daha çok Özbek bir Türk ve İmam-ı Azam ekolüne mensup olan İmam-ı Maturidi ( ö. 944 )’nin çizgisindeydi.

Belli başlı kaynaklarda Maturidi ve Eş’ari’nin Allah’ın ezeli kelamı, sıfatları, rüyetullah (yaratanın görülmesi) ve kulun fiilleri konularında birbirine yakın görüşlere sahip olsalar da imam Maturidi’nin rasyonel bir öze sahip olan Mutezile’ye daha yakın olduğu, akılla nakli dengelediği kabul edilir.

Sultan Yavuz’la birlikte Anadolu İslamı yeni bir evreye girerken ilginçtir, Martin Luther, Almanya’da kilisenin kapısına Bundan böyle Papa’nın buyruklarına uyulmayacağını” ilan eden ve büyük Fransız İhtilali’ne giden yolu aydınlatan manifestosunu asmıştı. O günden bugüne uygarlığın makası hep aleyhimize açıldı.

Çünkü medreselerden, akıl, mantık, matematik, fen ve felsefe kovularak müspet ilmin aydınlık penceresi kapatıldı, milli bilinç köreltildi ve medeniyet iklimi zehirlendi. İmam Gazali ve Ebus Suud, aklın yaşama yön vermesini önceleyen felsefeyi sapıklık ve felsefecileri kâfir ilan ettiler.

Şeyhülislam, ulema, kadılar ve müftüler, müspet ilimleri doğmadan boğarken, medreselerde akıl, bilim ve fen ile bağını kesen eğitim, bolca ham sofu üreterek, reel yaşamdan kopuk, kaderci bir toplum üretti.

Timurlu, Memlüklü ve Osmanlı’yı, yenilik düşmanlığı ve tarikatlar çökertti. Şimdi de Cumhuriyeti çökertmek istedikleri gibi... Batı karşısında ilim, eğitim, askerlik, sanayi, teknoloji, üretim ve ticaret alanlarında yenik düştüğünü geç fark eden Osmanlı’yı ne Tanzimat, ne Islahat Fermanı ve ne de 1. - 2. Meşrutiyetler kurtarabildi.

Din bilgilerini ilim” sanan ve çağına yabancılaşan devletlerin tümü tarih sahnesinden bir yıldız gibi kaydılar. Osmanlı’nın topuna ve ateşli silahlarına yenik düşen Safeviler ve Memlüklüler, Sultan Yavuz’a Sünnete aykırı savaştın” dediler. Onlar, kılıç-kalkan ve ok kullanmışlardı. 16. yüzyılın güçlü Osmanlısı zamanla, yenilgiye uğrattığı devletlerin düzeyine indi ve dağıldı.

Cumhuriyet'in, Osmanlı’yı yıkan cehaletten arındırılarak, ilim ve çağın değerleri üzerinde inşa edilmesinin ulvi ve akılcı nedeni de ulusumuzun ve devletimizin ebediyete kadar payidar olmasını güvenceye almak içindir. Devletin İhvan ve tarikatlar arasındaki uyumlu paylaşımı ise Cumhuriyeti yıkmak içindir. Aynı menzile gidiyoruz diye FETÖ’ye yardım ettik” sözü, Sayın Erdoğan’a aittir.

CUMHURİYET TARİKATLARIN SARMALINDA

Bilim insanlarının ciddi araştırma sonucu ulaştıkları veriler ürkütücüdür. Türkiye’de, 30 tarikat silsilesi ve bunların 400’ü aşkın kolu var.

İstanbul ve Güney Doğu ağırlıklı 800’den fazla medrese faal durumda. Tarikatların kontrol ettiği çocuk sayısı bir milyon civarında (14 Eylül 2020 Cumhuriyet, Prof Esergül BALCI). Bu bulguların dışında, sayıları on binleri bulan tekke, dergâh ve kursta, kız ve erkek çocuklar, dinini öğreniyor” maskesi altında zehirleniyor, iğfal ve istismar ediliyor.

Büyük kentlerdeki her gökdelenin altında yuvalanan hücre evler dışında, Diyanet’in değişik isimler altında açtığı binlerce kursta neler olupbittiğini bilen yok.

Sözün özü, çağdışı kuvvet, laik Cumhuriyetin kılcal damarlarından beynine doğru ölümcül yolculuğunu engelsiz sürdürüyor. Bu bağlamda asıl düşündürücü olan Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın, uhdesinde ve sorumluluğunda olan yönetim erkini, amacı eğitim yolu ile toplumu çürüterek devleti yıkmak olan vakıf, dernek ve kurumlarla paylaşabilmeyi nasıl içine sindirebildiği, tarihin hakkındaki şaşmaz hükmünü neden umursamadığı ve akşamları başını yastığa huzur içinde nasıl koyabildiğidir ki kendisi laik Cumhuriyetin çağdaş okullarında profesör olabilmiştir.

GANİ AŞIK

E. CHP KAYSERİ MİLLETVEKİLİ/ E. MÜFTÜ


Yazarın Son Yazıları