Ülkede esen Sancar rüzgârı ne sonuç verir?

15 Aralık 2015 Salı

Yine yollara düştüm, ama bu kez Ankara’ya, Bilkent Üniversitesi’nin Aziz Sancar için düzenlediği resepsiyon için uçaktayım. Sancar, orada ağırlıklı olarak, ülkemiz bilim insanları dünyasına takdim edilecek! Ankara dışından kimler katılır bilmiyorum, ama Ankara’da da yeterince nitelikli bilim insanımız var. Herhalde bilimle ilgili devlet kurumlarının temsilcileri de olacak.
Biliyorsunuz, dün akşam ülkemize gelen Sancar, bugün öğle öncesi Cumhurbaşkanı ile görüşecek. CHP ve MHP’den de görüşme talepleri var, ama zamanı uygun olur mu bilmiyorum. Şüphesiz görüşmesini ve böylece tüm ülkeyi temsilen kucaklamasını dilerim.
Ülkede bir Sancar rüzgârı esiyor. Bu çok iyi ve olumlu bir şey. Bir Nobel ödülü bilimi, araştırmayı ülke çapında öne çıkardı. Sancar bir farkındalık yarattı. Bu yeterli mi? Bence hayır.
Aslında madem Türkiye’ye geldi, iki üç gün daha kalabilir ve yoğun taleplerde bulunan televizyonların ekranlarına çıkabilir, bu hafta bilim farkındalığının daha yoğun yaşanmasına yol açabilirdi.
Türkiye ve Türkiye insanı böyle bir yer: Dünya çapında başarı kazanmış, mükemmel bir törenle madalyasını almış “kendinden” bir insanı bağrına basmak istiyor. Madalya, hediye, onur plaketi vermek, kürsüye çıkarıp konuşmasını dinlemek, birlikte fotoğraf çektirmek, yan yana durmak, elini sıkmak, hatta kucaklamak istiyor.

Biz başarıya susamış bir milletiz
Öyle kolay, ucuz başarılar değil, ağır, büyük, bedeli ödenmiş, ter dökülmüş ve dünya çapında başarılar. Bize gurur verecek, ben de biz de başarabiliriz duygusunu oradan ödünç alıp yüreğimize nakşedeceğimiz, peşinden biz koşamazsak bile çocuklarımızı koşturacağımız başarılar.
Türkiye’deki “dev eksik halka”dır bu. Yok mu başarılarımız, şüphesiz ki var. Ama az, Aziz’inki kadar önemli ve büyük değil. Bu olmadığı için de, siyasetçinin ucuz mu ucuz “başarı”larına önemli bir nüfusumuz “meftun” kalıyor.
Bu açıdan bakıldığında Atatürk’ün neden aşılamadığını ve neden milletin gönlünde yattığını rahatça anlayabiliriz. Atatürk, savaş kazanmış bir kahraman, ülke ve devlet kurucu olmanın ötesinde, taa o zamanlar ülkeyi en gelişmiş bir ülke yapacak olan hemen her şeyin temellerini de atmış birisi. Ne yazık ki attığı temeller sökülüp çöpe gitti.

Ah şu laboratuvar...
Türkiye’nin kendisine gösterdiği bu yoğun ilgi ve sevgiyi en iyi anlayabilecek insanlardan biridir Sancar. Ama, yüreği laboratuvarda sonuçlandırılmayı bekleyen araştırmalarda atıyor: “Nobel ödülü şamatası çalışmalarımızı çok aksattı, arkadaşlar iş, yönlendirme bekliyor; deneyler tartışmayı, doğrulanmayı bekliyor, makaleler yazılmayı bekliyor...”
Aziz Sancar bilimsel çalışmalarıyla meydan okuyan bir insan. Bilimsel toplantılarda fazla boy göstermez, yayımladığı araştırma makaleleriyle kendisinden bahsettirir.
Şunu da belirteyim: Aziz Sancar, Kuzey Karolayn Üniversitesi’ne ilk Nobel ödülünü getiren insan. Bir ilk de orada gerçekleşmiş oldu.
Gerçi üniversitede Nobel ödülü kazanmış bir bilim insanı var. Ama, kendisine Nobel getiren araştırmalarını burada yapmadı, başka bir üniversitede yaptı.
Bu bakımdan Sancar’ın itibarı çok yükseldi üniversitede.
Üniversitenin kredisi yükseldi, artık daha iyi öğrenciler tercih edebilecekler orayı...
Eyalet meclisinde Sancar’a bir konuşturma yaptırdılar. Eyalet üniversitesi olduğu için, bütçeden üniversiteye daha çok pay ayrılması ve bilimsel araştırmaların teşvik edilmesini istedi Sancar.
Rektörün keyfi yerinde!
Ama biz soruyu henüz yanıtlamadık: Türkiye’de esen Sancar rüzgârı ne sonuç verir?
Şimdi resepsiyona girmek zorundayım...
 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları