Örsan K. Öymen

Memleketimden ihanet manzaraları

11 Aralık 2023 Pazartesi

Kurtuluş Savaşı’nın lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk” adlı eserinde, Padişah Vahdettin için, “soysuz”, “alçak”, “adi” ve “hain” gibi ifadeler kullanmıştı. 

Vahdettin, Kurtuluş Savaşı mücadelesi başladıktan sonra, Atatürk hakkındaki idam kararını onaylamıştı ve Kurtuluş Savaşı sürecinde işgalci güçlerle işbirliği yapmıştı. Nitekim Vahdettin, Osmanlı topraklarını da, işgalci bir devlet olan Britanya’ya ait bir savaş gemisiyle terk etmişti.

Atatürk’ün Vahdettin hakkında bu sıfatları kullanması son derece doğal olduğu gibi, haklı bir yargıya dayanmaktadır. 

Buna rağmen AKP iktidarı döneminde, Atatürk’e karşı Vahdettin’in avukatlığına soyunan bazı odaklar türedi. Bu odaklar, Atatürk’ün Vahdettin hakkındaki nitelendirmelerini savunan veya kullanan kişiler hakkında soruşturma ve dava açarak, Vahdettin’in yolunda olduklarını utanmadan ilan ettiler!

***

Son olarak, AKP’nin kayyum atadığı Diyarbakır Belediyesi, Cumhuriyet Devrimlerine ve laiklik ilkesine karşı çıkan, hilafeti savunan, bu doğrultuda 1925 yılında devlete karşı silahlı terör eylemleri başlatan Şeyh Said’in adını, bir caddeye verme kararı aldı!

Hilafetin kaldırılmasına, medreselerin kapatılmasına ve Öğretim Birliği yasasıyla bilimsel-laik eğitimin uygulanmaya başlanmasına karşı çıkmakla kalmayan, aynı zamanda Güneydoğu Anadolu’daki toprakları Türkiye Cumhuriyeti’nden kopartarak, şeriatçı ve İslamcı bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan Şeyh Said, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonraki ilk geniş çaplı silahlı ayaklanmayı başlatan ve bu süreçte Britanya emperyalizmiyle işbirliği yapan kişidir.

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, “Kürt İslam Ayaklanması 1919-1925” kitabında bu olayları ayrıntılı bir biçimde aktarır.

Günümüzde terör örgütü PKK ne ise, 1920’li yıllardaki Şeyh Said’e bağlı çete örgütlenmesi odur. 

AKP ile hastalıklı bir bağımlılık ilişkisi içinde olan MHP’den ve laikliği etnik kimlik fetişizmine kurban eden HDP/HEDEP’ten bu konuda bir tepkinin gelmemiş olmasına şaşırmamak gerekir. 

CHP yönetiminin bu ihanetler karşısında sessiz kalmasına şaşırmak gerekir mi, o da tartışmalı bir konudur.

***

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin laiklik ilkesini ihmal etmesiyle ve sağa savrulmasıyla ilgili tüm kararlara ortak olmuştu.

Özel, CHP genel başkan aday adayı olduğunu ilan ettiği gün, basın toplantısından önce veya sonra, CHP’nin kurucusu ve ilk genel başkanı olan Atatürk’ü Anıtkabir’de ziyaret etmek gereği de duymamıştı.

Özel, adaylık sürecinin ilk günlerinde daha çok sosyal demokrasiden söz etmiş, “altı ok” ve laiklik ile ilgili söylemlere, kampanyasının ortalarında yer vermeye başlamıştı.

Kurultaydan önce parti içi demokrasi ve tüzük kurultayı sözü veren Özel, 38. olağan kurultayı kazandıktan sonra, parti içi demokrasi ve tüzük kurultayı konusunu da belediye seçimlerinden sonrasına erteledi.

Özel, kurultaydan sonraki haftalarda, ölüm yıldönümünde anılacak birçok başka sanatçı da varken, PKK konusundaki bazı sözleriyle tartışma konusu olan Ahmet Kaya’yı andı; arkasından, bağımsız Kürdistan devletinin kurulmasını savunan sanatçı Pervin Chakar’ın elini öptü.

***

Özel’in bir yandan böyle bir yol izlemesi, bir yandan da İYİ Parti’ye seçim ittifakı önerisi götürmesi, ayrıca bir çelişki ve acemilik içermektedir. İYİ Parti ile seçim ittifakının gerçekleşmemesinin başka nedenleri de olsa da, Özel’in izlediği siyasetin de bunda büyük etkisi oldu.

CHP’de bir değişimin gerçekleştiği yanılsamasıyla yaşayanlar, dogmatik uykularından uyandıklarında, Türkiye için belki bir umut ışığı doğabilir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İliç’te ne oldu? 19 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları