Bir ‘lingua franca’ olarak Türkçe
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Bir ‘lingua franca’ olarak Türkçe

04.10.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türk dilinin Osmanlı’ya karşın halkın dili olarak Anadolu coğrafyasında bir “lingua franca” olması tarih ve Türkiye Cumhuriyeti bağlamında son derece önemlidir. 1071 yılından itibaren Anadolu’ya egemen olan boyun dili Cumhuriyeti kuran halkın dilidir. Bu dil 852 yıl süresince Anadolu topraklarını silahsız savunmuştur. İşte bu nedenle “ayrıntı” sözcüğü varken Fransızca detay (Détail) sözcüğünü kullanmak kurucu atalara ihanettir.

***

Arapların “lughat el ifranj” dedikleri “lingua franca”nın üç anlamı var:

Birinci ve klasik anlam: Akdeniz limanlarında ve özellikle de Tunus ve Trablusgarp’ta 14. yüzyıldan itibaren konuşulan ortak iletişim dili. Bir “pidgin”, karma dil ya da tarzanca. Sözcükler ağırlıklı olarak İspanyolca ve İtalyanca idi ama Arapça, Malta dili, Türkçe ve Fransızcanın da payı vardı bu yapay dilde.

İkinci ve çağdaş anlam: Farklı dil ve lehçeler konuşan halklar ve toplulukların kendi aralarında iletişim kurmak için kullandıkları bir ortak dil.

Sömürgeler çağında İngilizce, Fransızca, Felemenkçe; günümüzde Güney Sahra’da Swahili; Afrika’da İngilizce ve Fransızca.

Üçüncü anlam: Zamana göre değişen ticaret ve diplomasi dili. Belli bir zaman ve bölgede en etkin olan ulusun dili: Latince, Grekçe, Arapça... Türkçe bu üçüncü sınıfa giriyor.

Ciddi bir ansiklopediden1 1071 öncesi ve sonrasının Anadolu tarihini okumamız yeter. Hititler, Kimmerler, Frigler, Lidyalılar, Persler; İskender’in imparatorluğu, daha sonra Anadolu’nun Helenleşmesinde ve Hıristiyanlaşmasında önemli bir rol oynayan Selefkisler... MÖ 133 yılında Anadolu’nun Roma eyaleti olması... Bizans İmparatorluğu...

Bu hercümerç içinde Anadolu’nun büyük bir bölümü Helence öğrenmek zorunda kalmış ve siyasal egemenlik dolayısıyla Helenleşmişti. Yani Hitit ve Kimmer artıkları, Frigyalılar, Lidyalılar ve Anadolu’nun öteki halkları Helence öğrenip konuşmaları sonucu Helenleşmişlerdi. Sonra Hıristiyan oldular. Mübadelede Yunanistan’a gönderilen insanlar Yunan (Grek) değildiler, Anadolu’nun Rum adını almış olan yerli halkıydı. Türkçeyi de kendileriyle birlikte götürdüler.

1071’de en fazla 500 bin Türkün geldiği Anadolu’da 10 milyona yakın Hıristiyan halk yaşadığı ileri sürülür. Bu halk Helence (Rumca), Ermenice, Lazca, Gürcüce vb. konuşmaktaydı. Bu nüfusun yüzde seksene yakın bölümü 200 yıl içinde Müslüman oldu ve Türkçe öğrenerek Türkleşti. Ve böylece önce Anadolu Türk nüfusu ve 1919’dan sonra da Türk ulusu oluştu.

Ve en önemlisi 11. yüzyıldan itibaren Türkçe Anadolu’nun lingua franca’sı oldu. Sadece Müslüman olup Türkçe öğrenen Rumlar, Ermeniler değil değişik soylardan kentli, kasabalı ve ovalı Müslüman nüfus da Türkçe öğrendi.

Türkçe 11. yüzyıldan itibaren Anadolu’da hem resmi dil hem de lingua franca oldu.

***

Anadolu kıyılarında ve düzlüklerinde yaşayıp toplumsallaşan, üretim çevriminde yer alan, üretim-tüketim ve kültür ilişkilerinin içine giren topluluklar ve katmanlar anadillerinin dışında bir de lingua franca olan Türkçeyi öğrendiler ve bir bölümü dünyanın her yerinde benzeri konum ve durumlarda olduğu gibi anadillerini unuttular.

Bu çevrimin içinde yer almayan ve feodal ilişkilerin egemen olduğu ücra köşelerde yaşayan topluluklar lingua franca ortamının dışında kaldılar. Osmanlı Devleti de kendi zihniyeti ve politikası gereği bu insanlara resmi dili öğretmek gereksinimi duymadı.

Bu nedenle, bu ilişkileri dikkate almayanlar, Türkçe bilmediği için okulda tokat yiyen romancı Mehmet Uzun’u haklı çıkarmak için yedi dereden su getirirler.

***

Konu bu noktaya gelince birkaç kez yazdım ve bu gidişle kim bilir kaç kez daha yazacağım: Dili lingua franca olmayan, olamayan diller tarih boyunca devlet kuramamıştır. Selçukluların, Osmanlıların Anadolu’da devlet kurmalarının bir nedeni, bir oluşturucusu da dillleri Türkçenin Anadolu’da ortak dil (lingua franca) olma yeteneğidir. Ancak bu yetenek Osmanlı İmparatorluğu döneminde bilerek engellenmiştir. Çünkü işgal edilen Hırıstiyan ülkelerden vergi almanın sürdürülmesi için halkların Türkleşmemesi, Müslümanlaşmaması gerekiyordu. Araplara gelince onlar “kavm-i necip” idi ki Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arap ırkı için kullanılan ve “soy, kavim olarak üstün, asil, temiz ve seçkin kavim” anlamına gelir.

***

1- Şimdi artık Vikipedi var.