Émile Zola’nın ünlü başyapıtı “Germinal”, 1885’te basıldı. Kitabı 35 yıl önce okuduğum günden beri şu cümleler hiç aklımdan çıkmadı:
“Bu zavallı insanlar makinelerin önüne yem olarak atılıyordu, hayvan sürüleri gibi işçi mahallelerine kapatılıyor, büyük işletmeler tutsaklığı düzene bağlayarak bin kadar tembelin kasasını doldurmak amacıyla ulusun bütün emekçilerini, milyonlarca kolu asker gibi çalıştırmakla korkutarak bu insanları yavaş yavaş eritiyordu. Ama maden işçisi artık o eski bilgisiz, toprağın derinlerinde ezilen akılsız adam değildi. Kömür ocaklarının derinliklerinde bir ordu, atılan tohumu filizlenen ve parlak güneşli bir günde toprağı delip baş verecek bir yurttaş ekini boy atıyordu. O zaman kırk yıllık hizmetten sonra, balgam yerine kapkara kömür tozu tüküren, bacakları ocaklardaki suyla davul gibi şişen altmış yaşında bir ihtiyara yüz elli frank emekli ödeneği bağlamaya cesaret edip edemeyeceklerini göreceklerdi. Evet! Emek, sermayeden hesap soracaktı.” (Émile Zola, Germinal, Oda Yayınları, 3, basım, Ağustos 1990, s. 294)
Zola, bu satırları yazdığından bu yana 141 yıl geçti ama emeğin sermayeye karşı mücadelesi artarak devam ediyor. Çünkü sömürü, ulusların sınırlarını aşarak uluslararası alana yayıldı ve küresel kapitalizmin sömürü çarkı devasa boyutlara ulaştı. Geniş emekçi kitleleri, ekmek parası için canını ortaya koyarken azınlıktaki küresel sermaye sahiplerinin rant hırsı giderek artıyor.
YİNE SOMA, YİNE MADENCİ KAYBI!
Geçen perşembe günü Manisa’nın Soma ilçesinde İmbat Madencilik’e ait bir madende meydana gelen göçükte Halit Ersay, Kerim Ören, Ramazan İnce, İsa Olcay ve Ömer Karakaya adlı beş işçi yaşamını yitirdi; Süleyman Şakrak ve İbrahim Çimen, yaralı olarak kurtarıldı.
44 yaşındaki Çimen, emekli olduktan sonra ihtiyaçları nedeniyle çalışmaya devam ettiğini ama maaşların düzenli yatmadığını, herkeste aynı sorunların olduğunu, bunun işe de yansıdığını anlatırken “Direkler madende çökmeye başladığı anda aklıma çocuklarım geldi” demiş. Savcılık, daha önce de birçok işçinin yaşamını yitirdiği olaylarla gündeme gelen İmbat Madencilik’teki son olay hakkında soruşturma başlattı. Bu kapsamda aralarında işletmenin genel müdürü, genel müdür yardımcısı, etüt, üretim, iş sağlığı ve mekanik müdürleri ile vardiya amiri ve iki mühendisin de olduğu dokuz kişi gözaltına alındı.
Soruşturmanın sonucu ne olur bilinmez ama giden canlar geri gelmez. Yerin metrelerce altında hayatını kaybedenler babaydı, evlattı, kardeşti, candı!
CANINDAN OLAN ÇOCUK İŞÇİLER...
İktidar partisindeki kimi yetkililerin fonlardan hortumladığı milyarlar konuşulurken Halil Yağız’a olanları duydunuz mu? Daha birkaç gün önce Gaziantep Şehitkamil’de su tesisatçısı olarak çalıştığı inşaatta 6. kattan düşerek can veren 17 yaşındaki gençten söz ediyorum.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verdiği bilgiye göre, Yağız’ın ölümüyle birlikte bu yıl belirleyebildikleri çocuk işçi ölümü sayısı 65’e ulaştı.
Çünkü aynı zamanda çocuk işçiliğini yaygınlaştıran MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) projesi, uzmanların uyarıları ve onca tepkiye karşın devam ediyor; okulda olması gereken çocuklar, gençler hayatlarının baharında canından oluyor.
YIKILSIN BU KAHROLASI DÜZEN!
İş cinayetlerini “iş kazası” ya da “fıtrat” diyerek normalleştiren bu sömürücü kapitalist düzen yıkılmalı.
Babası Kerim Ören’in cenazesinde gözyaşları döken 13 yaşındaki Yaşar Ören için, çocuk işçi olmaması için, hiç kimsenin göçük altında kalmaması için emek sermayeden hesap sormalı.
Ekmeğini taştan çıkaranlar yeraltında can verirken yer üstündeki soygunculardan, fonculardan hesap sorulmalı!
Tüm madenler kamulaştırılmalı! Zola’nın 141 yıl önce yazdığı satırlardaki gibi parlak güneşli bir günde toprağı delip baş verecek bir YURTTAŞ EKİNİ boy atmalı!