Özdemir İnce

‘Mevsimsiz Yazılar’ hakkında (*)

09 Ekim 2020 Cuma

Düzyazı kitaplarımın hemen hemen tamamında bir önsöz vardır. Bu metinler, “Ben bu kitabı neden yazdım” ya da “Siz bu kitabı neden yazdınız” gibi olası sorulara önceden verilmiş cevaplardır. Bu nedenle, yeni basım yapılırken yeni bir önsöz yazmaya gereksinim duymam, ilk baskı önsözü tarihinin altına “onaylanmıştır” anlamında yeni bir tarih yazarım. Bu kez öyle olmayacak. Yeni bir önsöz yazacağım. Çünkü aşağıda okuyacağınız, bir genç editörden gelen mektupta yer alan satırlar, beni yeni bir şeyler söylemeye yönlendirdi. 

***

Genç arkadaşım şöyle yazıyor: “Bir edebi yapıtı eleştirmenin somut ölçüleri üzerinde edebiyatçıların ne kadar az kafa yorduğuna şaşırdığımı ifade etmeliyim. Kitabınızda yer verdiğiniz, moda deyimle ‘polemik’ler, herhangi birini eleştirirken ya da överken, belki buna siz de dahilsiniz, öznel duyguları bir yana bırakmanın gerekliliğini bir kez daha öğretti bana. Bir kişiye bile, sizin kişiliğinize yönelik sözler söyleyen birine bile ‘sen kendindeki eksikliklere bak’ anlamına gelecek tek satırınız yok. Kullandığınız ölçüleri söyleyip, aynı nesnel ölçülerin size yönelik eleştirilerde niye kullanılmadığını soruyorsunuz.

Şiir yazarken duygulardan bu kadar yararlanıp, herkes için değişebilecek duyguları tartışma yazılarınızda bir kenara bırakmanız gerçekten çok önemli dersler taşıyor. Bu gerçekten çok zor bir şey. Bunu yapabileceğini sanmakla yapabilmenin ne kadar ayrı şeyler olduğunu bir kez daha anladım yazılarınızı okuyunca.

***

Genç editörün kaleminden çıkan bu satırlar, bir yazarı çok mutlu etmeli değil mi?.. Üstelik bu insan, yaptığım işin özünü ve niteliğini fark edip Türkiye’de ilk kez dile getiriyor. İlk kez!.. Bu saptamanın beni boğduğunu, isyana sürüklediğini de söylemeliyim. Beni mutsuz etti. Neden?

Mevsimsiz Yazılar’ı tekrar okurken, “Türk şiir eleştirisinin kendinden hoşnut bir cahil olduğunu söyleyebilirim” diye bir cümleme rastlıyorum. Ardından aynı sayfada şu cümleler izliyor:

“Daha sonraki yıllarda çevirmen olarak, şiir kuramlarıyla ilgilenen bir yazar olarak bir cehaletsavar rolü üstlendiysem, bunun nedeni gençlik yıllarımda tanık olup başkaldırdığım kabile töresidir; ‘Tekkeyi bekleyen çorbayı içer’ ve ‘Sıranı bekle!’ anlayışıdır... // ...Türk şiirinin egemen tabularını hiçbir zaman, hayatımın hiçbir döneminde kabul etmedim; gücümün yettiği andan başlayarak tabu oluşturmadım, tabuların oluşmasına katkıda bulunmadım. Ama tabulara karşı çıktım, onları yıkmaya çalıştım. Şunu kesinlikle söyleyebilirim: Yazınsal yaratının hiçbir uzlaşma kaldıramayacağını Mersin’de on yedi-on sekiz yaşımda kendi kendime öğrendim. Kimseden, yani Türkiye’de kimseden öğrenmedim.” 

***

Şimdi 84 yaşımdayım. Bütün hayatım Türkiye’nin kapkaç düzenine, Türk edebiyatının köhne yapısına başkaldırı ile geçti. Şair ve yazar, gazete yazarı olarak... Yazdığım şiir ve yazılar, bunlardan oluşan kitaplar, bu düzene, bu yapıya karşı reddiye niteliğindedir. Ama elli-atmış yıl içinde bir Allah’ın kulu çıkıp yazdıklarıma dişe dokunur bir eleştiri getir(e)medi. Tekkenin çorba kazanını deviren, sıra bozan, nabza göre şerbet vermeyen herife haddi bildirilmez mi? Barış içinde birlikte yaşamak, Türk edebiyatının en önemli, en sarsılmaz kuralıdır. Bu kurala göre “aynı yerde otlarlar ota para vermezler, birbirlerini yıkarlar natıra para vermezler!” Ancak otlak ve hamam düzeni bozulduğu zaman cıngar çıkar, ama temelde otlak ve hamam düzenine karşı değildirler. Otlak, hamam ve tas düzenine karşı çıkanları görmek ve duymak istemezler. Kübalı atlet Javier Sotomayor’un 2 metre 45 santim yükseklik atlaması umurlarında bile değildir, onlar çıtanın altından geçerler.

Türk edebiyatında görmemek, duymamak ve susmak en etkili suikast tarzıdır!

80’li, 90’lı yıllarda kaleme alınmış Mevsimsiz Yazılar’ı okurken kendimle gurur duyduğumu saklamayacağım. Bütün önyargılara, üfürük ve hurafelere karşı savaş açmışım. Düşman kazanma sanatında başarıdan başarıya koşmuşum. Ne mutlu bana!

* Ö. İnce, Mevsimsiz Yazılar, Eksik Parça Yayınları (Ekim ayı içinde yayımlanacak)


Yazarın Son Yazıları

Milli Eğitim (5) 27 Ekim 2020