Tayyip = Bin Ladin!

08 Mart 2013 Cuma

Önceki hafta Amerika’nın Şikago kentinde caddelerde dolaşanlar yoldan geçen bir otobüsü görünce irkildiler!
Otobüsteki ilanda El Kaide terör örgütünün başı
Usame bin Ladin’in resminin yanında “Biz sizi derhal İslama çağırıyoruz” sözleri okunuyordu! İlanın öteki köşesinde Nev York’ta ikiz kulelerin yanışını gösteren bir başka resim vardı. Resmin yanında şu soru yer alıyordu:
“Benim cihadım bu, ya sizinki?”
Ardından bir başka otobüs göründü. Benzeri ilanda bir Arap teröristin resmi vardı. İlanda
“Yahudileri öldürmek bizi çekip Allah’a yaklaştıran bir ibadettir” yazılıydı. Bu sözlerin sahibi “Hamas” aynı soruyu soruyordu:
“Benim cihadım bu, ya sizinki?”
Şimdi sıkı durun! Üçüncü otobüsteki ilanın yazısı aynen şöyleydi:
“Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz Camiler kışlamız, müminler askerlerimiz
Bu ilahi ordu dinimi bekler…”

Bu sözler kimindi? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın değil mi? Sanırsınız ki bir İslami terör örgütünün sözcüsü bu sözleri söylemiş, yanlışlıkla oraya yazılmış! Yooo… İlanın sol köşesinde Erdoğan’ın resmi de görülüyordu! Yazıda “Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan” aynı soruyu soruyordu:
“Benim cihadım bu, ya sizinki?”
Nev York, Los Angeles’tan sonra ABD’nin 10 milyon nüfusuyla üçüncü büyük kenti olan Şikago’da, ekte görsellerde görülen bu ilanları “Amerika Özgürlükleri Savunma Enstitüsü” vermişti…
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı bir
“teröristten” farksız olarak caddelerde Amerikan halkına tanıtılıyordu. Demek ki biz Türkler böyle bir başbakana layığız…
“İmralı tutanakları” açıklandıktan sonra Erdoğan “Doğru değil… Biz açıklayıncaya kadar inanmayın…” dedi… Başbakan’ın ipiyle artık kuyuya inilmiyor. Önceki gün de “Sızdıranları en kısa sürede açıklayacağız!” diyerek kendisini yalanlamakla kalmadı, Milliyet’in başarılı gazeteciliğine “Sınırsız özgürlük olmaz… Gazeteciliğin batsın…” sözleri ile de saldırdı…
Yoksa Erdoğan’ı
“Amerika Özgürlükleri Savunma Enstitüsü’ne” eğitime mi göndermeli?
Geçen hafta Viyana’da Uygarlıklar Bağlaşması Toplantısı’nda
“Eğer Medeniyetler ittifakı diyorsak, önce BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasında bir ittifak oluşturmamız lazım. BM’nin şiddetle bir reforma ihtiyacı var. El ele vereceğiz, omuz omuza vereceğiz ve bu işi çözeceğiz” dedi…
Erdoğan’a Türkiye’de anayasayı değiştirmek yetmemiş olacak ki şimdi de BM anayasasını değiştirmeye heveslenmiş…

\n

Konstantinopolis Ziyareti!

\n

Türk devlet yönetimi, Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras’ı başkent Ankara yerine Konstantinopolis’te kabul ederek onurlandırdı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Tarabya Köşkü’nde” kabul etti, ardından Başbakan Erdoğan ile “Dolmabahçe Sarayı’nda” görüştü.
Türkiye ile Yunanistan’ın her alanda birbirlerine gereksinimleri olduğundan hiç kuşkumuz yok! İki komşu dostluk, barış ve gönenç içinde birlikte yaşamalıdırlar. Bu sözleri 4 yıl görev yaptığım Atina’da gerek Yunanistan’da ve gerek Türkiye’de ayrı ayrı verilen
“Abdi İpekçi Barış Ödülü”nü 1982’de her iki ülkede alan tek kişi olmanın inancı ile yazdım.
Görüşmelerde raflardaki
“siyasal sorunların” tozlu dosyaları açılmadı. Yarım yüzyılı dolduracak olan Kıbrıs konusunda Erdoğan “Bu sorunu artık tarihe gömelim…” dediyse de Samaras, “Kıbrıs sorunu BM kararlarına saygıyla çözümlenir” diyerek dosyanın kapağını açtırmadı.
İki ülkeyi savaşın eşiğine getiren Ege karasuları sorunu hakkında Samaras, geleneksel yanıtı olan
“Ege sorunu uluslararası hukuk çerçevesinde çözülür” diyerek bu dosyaya da dokundurmadı. Sonrasında Enerji Bakanı Taner Yıldız “Ege’de petrol aramayacağız…” sözleri ile komşuya güvence verdi…
Görüşmelerinin ağırlığını AB yardımıyla iflastan dönen Yunan ekonomisine Türkiye’den taze kan arayışları oluşturdu. Bu olguyu Erdoğan
“kazan-kazan” söylemi ile destekledi.
Önceki yıllarda imzalanan 22 sözleşmeye İstanbul’da 25 tanesi daha eklendi. Kültür, turizm işbirliklerinin yanında ekonomik sözleşmeler de yer aldı. Erdoğan,
“Geçen yıl, ikili ticaretimiz 5 milyar dolardı. 2015 sonunda bunu 10 milyara çıkarmayı hedefliyoruz…” dedi.
Yunanistan’daki petrol arıtma tesisinin yılda 4 milyon ton fazla dizel üretimi bulunuyor. Türkiye’nin ise 8 milyon ton dizel açığı var. Bu alanda gelişme sağlanacak.
İki ülke arasındaki en önemli gelişme ekonomik bunalım öncesinde, komşunun en büyük bankası olan
“Yunanistan Ulusal Bankası’nın” 2006’da Hüseyin Özyeğin’in Finansbank’ının yüzde 46 oranındaki hissesini 2.6 milyar dolara satın alması ile gerçekleşmişti. Sonra Özyeğin’in elinde kalan yüzde 9.7’lik hisse için de 697 milyon dolar ödedi.
Yunan patron, Finansbank’ın Avrupalı ortaklar dışında yüzde 77’lik hissesini elinde bulunduruyor. Patron banka, 2012’nin ilk çeyreğinde 537 milyon Avro zarar ettiğini açıklamıştı. Ancak, Türkiye’de 902 milyon TL kârı ile ekonomisine önemli katkıda bulundu. Bazı hisselerin satılacağı söyleniyor.
Yunanistan’da özelleştirmeye alınan bazı kamu kurumlarının Türkiye’de pazarlanması gündemde. Bunlar arasında talih oyunlarının üç ayrı kurumu
“piyango, spor-toto, at yarışları” yer alıyor. Ayrıca 23 liman, Atina eski havaalanı, doğalgaz dağıtımı, ulusal petrol şirketi de satışa çıkanlar arasında…

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Trump (2) 22 Ocak 2021
Trump (1) 15 Ocak 2021
Bir ‘Müjdeye’ Doğru! 21 Ağustos 2020
İtiraflar... 18 Ağustos 2020
“Toparlanma sinyalleri!” 14 Ağustos 2020
Ayasofya (17)… 7 Ağustos 2020
Ayasofya (16)… 4 Ağustos 2020
Ayasofya (15)... 31 Temmuz 2020
Anayasa (14)… 28 Temmuz 2020
Ayasofya (13)... 24 Temmuz 2020
Ayasofya (12)... 21 Temmuz 2020
Ayasofya (11)… 17 Temmuz 2020
Ayasofya (10)… 14 Temmuz 2020