Ankara’da Türk-İş Kayıp, Hak Arayan İşçi Bulamıyor

10 Aralık 2011 Cumartesi
\n

\n

Türk-İşin başkanları, sendikal örgütlülüklerinin gücünü, siyasi iktidarlar üzerindeki caydırıcı etkinliklerini anlatabilmeye yönelik, Ankarada Türk-İş vardırsözünü slogan olarak kullanmayı pek severlerdi... Doğrusu 1961 Anayasası, 63 sendikal yasaları ile gelen örgütlenme, toplu pazarlık haklarının kullanılmasında, hakların geç alınmış olması, toplumsal uzlaşmanın rüzgârlarında, klasik demokrasilerden çok daha hızlı, etkin bir sendikacılık, işçi hakları kazanım süreci yaşanmıştı...

\n

12 Eylül 1980e kadar 17 yıl gibi toplumsal yaşamdaki gelişmeler için çok kısa süreçte, 3 milyon sigortalı işçi içinde 1.5 milyon üstü, yüzde 50 sendikalaşmış, toplu pazarlık haklarından yararlanabiliyor olma, Batı demokrasilerinden çok daha yüksek bir örgütlenme, başarı anlamına geliyordu. Gerçi dönem koşullarında kayıtlı ekonomide çalışan işçi sayısının ağırlıklı kamuda olması, işe girme ile sendikal üyeliğin nerede ise otomatik gündeme girmesi önemli etkenlerdi. Gelişmiş demokrasilerde sendika üyeliği daha düşük oranlarda kalırken sendikal etkinlik, ileri sendikal haklar, sözleşmelerin sendika üyesi olmayanlar için de geçerli olabilmesi, bizden hep çok daha yüksek ücret, insanca çalışma koşulları düzeni demekti...

\n

Kamuda toptancı üyelik, toplu pazarlık düzeninin geçerli olması, Türk-İşin siyasi iktidarlar karşısındaki etkinlik gücünü her dönem güçlü kılarken sendikal hakları işyerlerine sokamamakta direnen özel sektörde zor örgütlenme, Türk-İş liderlerini kolay sendikacılığa itmede etkili oldu. Özel sektörde bedel ödenerek zorlu örgütlenme, solda, daha militan sendikacılık yapılanması ile DİSKin Türk-İş içinden koparak doğuşunu getirdi. DİSKin çok daha az üye, zorlu örgütlenme ile, ancak kaçınılmaz daha ilkeli sendikacılık yapma zorunluluğu, ücret ve çalışma koşullarının iyileşmesinde lokomotif rolünü üstlenmesi de bundandı. Elbette 12 Mart, 12 Eylül süreçlerinde de işçi haklarının geriye püskürtülmesi uğruna hedef alınması da budandı... Bugünün sivil darbe hukukunun bir benzeri, askeri darbe hukukunun kurallarının işletilmesi çerçevesinde, toptancı, yargısız infaz içerikli yöneticilerinin işkence, cezaevlerinde yargısız infazla 4 yıla varan sürelerle tutuklu kalmaları, sonradan düşecek davalarla, illegal örgüt üyeliğinden çok ağır suçlanmaları sonuçları ile değerlendirmek gerek...

\n

***

\n

İşçi haklarına yönelik küresel saldırı, Türkiye için biçilen arka bahçe rolünün kolayca geçerli kılınmasında, sol dinamik sendikacılık kimliği ile özel sektörde gelişen DİSK, Ankarada her koşulda etkin güç Türk-İşin doğal engel oluşturma varlıklarını kırmada, 24 Ocak kararlarının ardından Özalizm ile serbest piyasa düzenine geçiş, sosyal devletin kazanımlarının geri alınmasında ilk anlamlı kırılma noktası 12 Eylüldür. Hâlâ en yaşamsal yasakları ile çok geçerli 12 Eylül Anayasası, 2821-22 sayılı sendikal yasaları yasakları, DİSKin örgütlülüğünün dinamitlenmesi, Türk-İşin Ankaradaki ağırlığının tüketilmesi sayesindedir. O günlerden bugünlere eklenen yasaklar, baskılar düzeninde, Özal sivil iktidarından, Erdoğan iktidarlarına giderek acımasız işçi hakları gaspı tırmanışında, merdiven taşları örüldü...

\n

Özelleştirmelerle kamu işçiliği tarihe gömülürken özel sektörde sendikasızlaştırma, iş yasası hakları içinde bile çalıştırmama, taşeronlaştırma, kayıt dışı aldı başını gitti. Ne işçi, ne memur, keyfi, kolay çalıştırma için icat edilen aslında ILO sözleşmelerine, hukuka aykırı kamuda sözleşmeli çalıştırma Özal döneminde icat edildi, Erdoğan döneminde yüzbinlerle, en olamaz alanlarda, öğretmenlikte bile kuralsız çalıştırmanın aracı haline getirildi. Kamuda tümden hukuk dışı çalıştırmanın araçları, taşeron elinde yüzbinler, Tekel direnişine de konu olan 4-C benzeri dünyada örneği olmayan icatlar, hak-hukuk dışı kararnameler... Erdoğan iktidarlarını dünya emek sömürüsüne son katkıları... Türk-İş Genel Kurulunda, CHP lideri Kılıçdaroğlunun ağzından duymak, artık Ankarada Türk-İş yönetiminin kayıplara karıştığının son perdesi...

\n

***

\n

DİSK üyelerine 12 Eylülün el koymasından sonra, bilinen yeni yasakçı koşullarda, iktidar, işverene rağmen örgütlenme söz konusu olamayınca zaten bir daha toparlanamadı. Türk-İş sözde yeni sivil iktidarlar sürecine, DİSK üyeleri de armağan edilmiş olarak girmişken sendikal yasaklar artı liberal piyasa düzeni baskıları üstüne Özal dönemi, sonrasında daha acımasız Erdoğan dönemi icraatlarında hızla eridi gitti. Siyasal İslam, rejim değişikliği, her tür ayrımcılık vitrininde Erdoğan iktidarı icraatlarında sendikal düzen, vitrinde tabelası kalmış, sanal düzene teslim, örgütlü işçinin hakkını koruyabilen kimliği ile tarihe gömüldü... Türk-İş çatısı altında Özalizmi kıran, bahar eylemleri, yaz, Zonguldak direnişleri son anlamlı kazanımlardı. 12 Eylül, Özal döneminin ücret, çalışma koşullarının olumsuz hızlı kayıplarının birkaç yıllık düzeltilmesini de getirmişlerdi...

\n

Şimdi kamusu özeli birkaç yüzbin sendikalısı, kayıtlı ama iş yasası hakları bile verilmeyen angarya çalıştırılan milyonlarca asgari ücret ortalaması, bir o kadar yasa dışı kayıtsız kölelik düzeninde çalıştırılanı, birkaç milyoncuk da işsizi olan bir tablodayız. Bir umut kendi koltukları da gider korkusu ile iktidara tam teslim Türk-İş yönetimi karşısında ses olmaya çalışan muhalefet hareketinde. Delege yelpazesi izin vermese de işçilik refleksi ile gerçekten umut olabilecekler mi?.. Ankaranın göbeğinde, Kızılayda Türk-İş yeniden var olabilecek mi?

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Yasa buyruğu bütçe.. 12 Aralık 2020