Geciken hukuk...

27 Şubat 2016 Cumartesi

Can Dündar, Erdem Gül sonunda görebilecek, konuşabilecek, dokunabilecek yakınlıkta, bedenleriyle de aramızdalar. Sonuçta insan olmanın doğası gereği yüzler gülüyor, kucaklaşma sahneleri gözlerde saklanan sevinç gözyaşları üretiyor.. En çok gözlerim Erdem Gül’ün görüş mesafesinde oturan, gözlerini babalarından hiç ayırmayan çocuklarına takılıyor.. Küçüğü arada bir “Babacığım” diyerek uzaktan sevincini gösteremeden yapamıyor..
Gazete bahçesinden içeriye girdikleri dakikalarda, televizyonların canlı yayınında Cumhurbaşkanlığı sözcüsünün açıklamalarında, “Dündar ve Gül’e yönelik Anayasa Mahkemesi kararının tutuklu yargılamaya son verme içeriği ile sınırlı, asıl yargılamanın sürmekte olduğu vurgulaması ile..” suçlama, yargılama istencinde bir yaklaşım değişikliğinin olmadığının ilanı vardı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin karara ilişkin değerlendirmesinde ise Anayasa Mahkemesi kararı ile “Haberin casusluk değil, gazetecilik faaliyeti..” olduğu gerçeğinin, hukuken, üst yargı kararı ile, “AB insan hakları sözleşmesi kriterleri ile uyumlu olduğunun kanıtlandığının..” altı çiziliyordu.. Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu gösteren ince çizgi, dev çatışma, tam da bu kökten yaklaşım farklarından çıkmıyor mu?
İnsan hakları, hukuk devleti, demokrasi, basın özgürlüğünün geçerli olduğu düzenler ile otoriterleşmenin, kuşkusuz farklı dozlarda, yöntemlerle egemen olduğu düzenlerin, sonuç uçurum işleyişlerini ortaya koyan da toplumların medyatik güdülenmesinde kullanılan algılatmadaki kirlilik, kavram kargaşası değil mi? Halkın gerçekleri öğrenme hakkını gasp etme aracı olarak kullanılabilen, otoritenin buyruğunda, denetiminde yargı düzeni, yargıçların var edilişleri, bağımsız yargılanma hakkını ortadan kaldıran koşullar en büyük sorunumuz değil mi?

*** 

Ulusal ve uluslararası meslek örgütlerimiz Türkiye’nin en üst yargı organının, AYM kararının “deliller tamamen gazetecilik faaliyeti” saptamasını, ülkemiz insan hakları, demokrasisi, hukuk devleti düzeni adına olumlu, sevinçle karşılarlarken, şu günler için geçerli olmak üzere benzer koşullarda 30 gazetecinin daha tutuklu yargılanmakta olduklarını anımsatmaktalar.. İktidarlarının, yargının, hukukun işleyişini, güçlü denetim araçlarını ele geçirmiş olarak baskılamasının bedelleri, ülkemiz tarihindeki geri dönüşü olmayan, yaraları, onarılamayan sonuçları ile çok ağır.. Sadece gazetecilere dönük olarak değil elbet, insan hakkı, demokratik hak aramaya ilişkin tüm olaylarda, yargı yoluyla hak arayışlarda, siyasi erkin yargıyı denetleyebilmesinin, geri dönüşü olmayan, yaralarının sarılamadığı hak gasplarının geleceğimizi sorgulatacak sonuçları ortada..
50. yılına girdiğim Cumhuriyet gazetesi çatısı altındaki tanıklıklarımda, üst yargı ya da siyasi erk yapılanmasının el değiştirmesi bağlantılı, istençlerinin, buyruklarının değiştirilmesi ile de ortaya çıkan, sonuçta hak-hukukun işleyişinde, adaletin sağlanamadığının birbirinden ağır örnekleriyle yüz yüze kaldık.. 12 Mart sürecinin “darbeciler” yargılamasında kimileri işkenceden geçen, aylar, yıllar hapis yatan en can yakınlarımızın.. İlhan Selçuk, İlhami Sosyal, Madanoğlu, Ali Sirmen, Çetin Altan, çok sayıda gazeteci, eğitimci, aydınların sonradan davalarının düşmesi ne işe yaradı?
Üç fidan, Deniz’lerin, Menderes’lerin intikamı özleminde idamlarının nasıl bir hak-hukuk geri dönüşü olabilir ki? 12 Eylül askeri darbesinin en çok solu, sendikaları, demokratik örgütlenmeleri silindir gibi ezme, Türkiye’nin toplumsal dinamikleriyle gidişindeki rotayı, emperyal projelere uygun pusula değiştirme hedefli operasyonlarının yargılama, askeri darbe hukukunda katlanan bedel ödetmelerde on binler cezaevlerinden geçirildi. İktidarlarının sandıktan çıkmış olmasıyla, önce Cemaat ortaklığında, sonra paralel operasyonlarında, sivil darbe hukuku içerikli yargılamalarda özde ne değişti ki?..


Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020