Böyle Yaşanır mı?

03 Ağustos 2011 Çarşamba
\n

Her kültürün yüzyıllar boyu oluşmuş bir yaşam biçimi vardır. Akdeniz kıyılarında gündüzlerin yakıcı sıcağından kaçmak için yaşam geceye sarkar. Geç saatlere dek uzun akşam yemekleri hem eğlence, hem dinlenmedir. Almanyada gecenin onunda bir lokantanın kapısından girseniz, mutfak kapandısözüyle tersyüz edilirsiniz. Onlar için gecenin onu yemeğin değil, uykunun saatidir. Ertesi gün erkenden çalışma başlayacaktır.

\n

Bu konu, ekonomik kriz içindeki Yunanistan ile ona yardım etmeye çalışan Avrupa Birliğinin başındaki Almanya arasında bir tartışma nedeni. Alman kamuoyu borçlarını ödeyebilmeleri için Yunanlıların daha çok çalışması gerektiğini savunuyor.

\n

***

\n

Böyle tartışmalar olduğunda ister istemez kendi toplumumuzu düşünüyorum. Bizim için değişmez diyebileceğimiz yaşama kültürü alanları nelerdir? İlk aklıma gelen kahvehaneler. Köyde, kasabada, kentte insanımızın büyük bölümü zamanının çoğunu kahvede geçirir. Böyle olmasının bir nedeni buraların buluşma, konuşma, paylaşma alanları olmasıysa, bir başka nedeni de yaygın işsizliktir. Kahvehaneler kırda da kentte de işsizlerin günlerini geçirdikleri işyerleridir.

\n

Sermaye düzeni ülkemizde, başlarda kendi buluşlarına dayanan üretimden kaçınarak montaj sanayi denilen, dışardan gelen parçaların birleştirilip hazır ürüne dönüştürüldüğü bir kültürle gelişti. Bu kültür, çalışanların gecekonduda oturduğu, derme çatma, bugün var yarın yok, hayali ihracatçı, olabildiğince kayıt dışı bir sistem, daha doğrusu sistemsizlik oluşturdu.

\n

***

\n

1980’lerden bugüne sermaye düzenimiz dünyaya açıldı. Artık dünyanın her köşesine satabildiği mallar üretiyor. Gel gelelim bu nitel sıçrama toplumun ne üretim ne de yaşama kültürüne yansıdı. Yine derme çatma, günübirlik bir hayat sürüyor insanlarımız. Yarınları belirsiz.

\n

Bunun bir nedeni, işsizliğin her dönemde büyük bir sorun olması; çalışanların geçim peşinde koşarken işsiz kalma tehlikesi karşısında neredeyse tüm hayatlarından, toplumsal isteklerinden vazgeçmeleri. İşsizlik öylesine büyük bir sorun ki, çalışabilenler için yalnızca çalışmak ve iyi kötü bir geliri olmak doyumların en büyüğü.

\n

İnsanları bu küçültücü duruma sokan, elini kolunu bağlayan, yaşama sevinçlerini köreltip köleleştiren düzen, Yeni Dünya Düzeninin yeryüzündeki tüm emeğiyle geçinmek zorunda olanlara sunduğu tek seçenek.

\n

Bugün çalışanlara sunulan hayat biçimi, yalnızca iş odaklı. Çalıştığın sürece hayatının bir anlamı var. Bu yüzden çalışmanın dışında bir yaşama kültürü aranmamalı.

\n

***

\n

İyi de böyle yaşanır mı?

\n

İnsanın çalışma dışında bir yaşam kültürü olmamalı mı? Bağbozumu, hasat kaldırma gibi geleneksel üretimlerini şenliklerle kutlayarak gerçekleştiren insanoğlu ne oldu da böylesine hayatın bütün tatlarından kendini uzaklaştırıp ücretli köleliğe boyun eğdi?

\n

Yaptığı işe, yaşadığı hayata yabancılaşmadan başka nedir bu!

\n

Kimi toplumlar gece yaşar, kimileri gündüz; kimi toplumlar çalışmayı sever, kimileri eğlenmeyi. Bunların hepsi sonunda hayattan tat almanın türlü biçimleridir.

\n

İnsanoğlunu yaşadığı hayattan tat alamaz duruma getirdiğinizde geriye ne kalır?

\n\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yüz Yıl Önce Balkanlar 26 Aralık 2012
Edebiyat ve Başka Alanlar 12 Aralık 2012