Üstün Dökmen

Cahille sohbet şart mı?

03 Aralık 2023 Pazar

Aslında kimin cahil, kimin aydın olduğu konusu tartışmaya açıktır, görecelidir. Eğer kendinizi bir aydın olarak tanımlıyorsanız, “cahil” sınıfına koyduğunuz kişilerle sohbet etmeniz şart mıdır? Şarttır çünkü biz aydınların cahilleri eğitmemiz gerekir, cahillerin bize ihtiyaçları vardır. Öğretmenler cahil oldukları gerekçesiyle öğrencileriyle iletişimi kesselerdi halimiz nice olurdu? Aynı zamanda aydınların da başkalarına ihtiyaçları vardır. Bir psikiyatrist ve romancı olan Prof. Dr. Engin Geçtan bana aylarca bir yere kapanarak roman yazmamamı, yazarken kısa sürelerle de olsa insanlarla iletişim kurmamı, bir meslektaşımla, bir balıkçıyla, bir çöpçüyle konuşmamı öğütlemişti.   

(Yukarıda “Biz aydınlar” diyerek kendimi aydın sınıfına koydum. Bu konuda ölçüt kişim eşim Prof. Dr. Zehra Dökmen’dir, bir süre önce ona aydın olup olmadığımı sorduğumda “Evet artık aydın sayılırsın” dedi.)

Yıllar önce bir televizyon programında sunucuya, “Hocam” dediğimde bana, “Estağfurullah, siz benim hocamsınız” demişti. Ben de ona, “Sanırım ben bütün Türkiye’nin hocasıyım ancak bütün Türkiye de benim hocamdır” karşılığını vermiştim. Bu tavır bir tevazu değil, gerçeğin ifadesidir.  

VEZİR İLE KEÇİ ÇOBANI

Rivayete göre bir zamanlar ülkenin birinde bir padişah vezirini bir konuda ikna edememiş. Değerli bir devlet adamı olan bu veziri idam ettirmek istemediği için de ona işkence ederek ikna etmeye karar vermiş. Eziyet olsun diye veziri bir keçi çobanıyla birlikte aynı odaya hapsettirmiş. Tabii ki vezir bu çobanla iletişim kurmamış. Ancak birkaç gün sonra çoban durup dururken ağlamaya başlamış. Bunun üzerine vezir ona niçin ağladığını sormuş. Çoban ise “Beyim senin keçi sakalın var, yüzüne bakınca keçilerimi özledim, o yüzden ağlıyorum” diye karşılık vermiş. Bu görgüsüz açıklama üzerine vezir muhafızlara, “Çıkarın beni bu odadan, padişah ne isterse yapacağım” demiş. Bu hikâyedeki kıssadan hisse, akıllı, bilgili bir kişinin bir cahille iletişim kuramayacağı şeklindedir. Çoban patavatsızlık etmiştir. Ancak olaya bir de şu açıdan bakabiliriz:

Eğer vezir tenezzül edip çobanla konuşsaydı ondan çok şey öğrenebilirdi. Örneğin köylünün sıkıntılarından haberdar olabilirdi veya keçilerin koyunlar gibi durgun su içmediklerini, akan suları tercih ettiklerini öğrenebilirdi. Bir çobanla iletişim kurmayı beceremeyen kişi ülkeyi nasıl yönetebilir?  

Günümüz aydınları cahil olarak tanımladıkları kişilerle sohbeti kesmemelidirler, daha da önemlisi onlardan umudu kesmemelidirler. Bir aydın, “Ben cahillerden umudumu kestim” dediğinde, aslında kendisinden, öğretme gücünden umudunu kesmiş demektir.  

ÖMER SEYFETTİN VE HADEME

Kabataş Lisesi’nde öğretmenlik yapan Ömer Seyfettin’in diline pelesenk etmiş sürekli, “İlim başka irfan başka, âlim başka arif başka” diyormuş. Arkadaşları giderek sıkılayazmışlar. O yıllar Birinci Dünya Savaşı yılları, ekmek karneyle, şeker ise hiç yok, Osmanlı’da şeker fabrikası yok, Avrupa’dan ithal ediliyor. O günlerde Ömer Seyfettin öğretmenler odasına girip arkadaşlarına, “Avrupa’dan bir tren şeker geliyormuş” diye müjde verir. Onun İttihatçılarla yakın olduğunu bilen öğretmenler bu gizli habere inanırlar ve sevinirler. O sırada odaya okuması yazması olmayan ser hademe (baş hademe) girer. Ömer Seyfettin aynı haberi ona verince “İnanma hocam, bu savaş yıllarında Alman’ın şekeri olsa kendisi yer” der. Ömer Seyfettin sevinçle arkadaşlarına, “Bakın, sizler âlimsiniz verdiğim habere inandınız, ser hadememiz ise âlim değil ariftir, irfan sahibidir, inanmadı” der. Kıssadan hisse, bize benzemeyenleri hakir görmemeliyiz.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları