Veysel Ulusoy

Eğitim enflasyonu

25 Şubat 2024 Pazar

Ekonomik değerlerdeki bozulma toplumsal kırılmaları da beraberinde getirir.

Fiyatların artmaya başladığı dönemlerde ürün, emek ve sermaye piyasalarındaki tüm değer oluşumları da bundan etkilenir ve o piyasaları dengeye getiren ücret ve faiz oranı gibi birimlerde sıçramalar kaçınılmaz olur. 

Sıçramalar ve sonucundaki dengesizlikler sadece ekonomik çatının kapsamında kalmaz, toplumsal birçok faktör de bundan olumsuz etkilenir. Tarımsal faaliyetlerde aksamalar ile demografik değişim zamanla geri dönüşü olmayan hasarlar oluşturur. 

Köylünün yaşlanması, köy varlıklarının el değiştirmesi, tarım ve hayvancılık faaliyetleri için gerekli işgücündeki kıtlık bunun en açık örnekleridir. Bu örnekler sadece köy kapsamında kalmamakta, şehirdeki aktiviteleri ve ekonomik değerleri de derinden etkilemektedir. 

Son yıllarda artan gıda fiyatları ve bu kapsamda ülkemizin dünyada başı çekmesi, sanırım bu süreci en iyi özetleyen bir istatistiktir. Tarımsal faaliyetleri geniş ve kaynakları bol olan ülkemizde gıda enflasyonunda liderliğe oynamanın anlamını bu nedenle iyi kavramak gerekmektedir. 

***

Bozulma kendini eğitim enflasyonunda da gösterir. 

Eğitim enflasyonu da nedir demeyin!

Açıklayalım...

Ülkemizde istihdamdaki payı ve üretimde yarattığı katma değer özellikleri ile durağan bir sürece giren sanayi sektörü aktiviteleri, erken sanayisizleşmenin önemli göstergeleridir. İstihdamdaki payı yüzde 20’lere yapışan, aylık büyüme verilerinde yaşanan sürekli düşüş ve yükselişlerin ortaya çıkardığı resim sanayileşme tamamlanmadan tersine dönen bir döngüyü göstermektedir. 

Bu olguyu tanımlayan çok daha fazla faktör mevcuttur ama istihdam yaratma, üretimdeki yavaşlama ve hatta durma sanırım en önemli etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gelelim eğitim enflasyonuna...

Tarımsal faaliyetlerdeki yavaşlama ve sanayisizleşmeyle beraber yürüyen bir faktör olan eğitim enflasyonu, işverenlerin talebinden kaynaklanan aşırı vasıflandırma olarak açıklanabilir. Eskiden fazla bir eğitim gerektirmeyen, yaparak öğrenme ile tecrübe ederek öğrenmeye dayalı meslekleri icra etmek için günümüzde sertifika ve diploma şartı aranması ve önşartların bu kapsamda sürekli yukarılara taşınması, işgücü arz ve talebini buluşturmanın önünde uzun zamandan beri büyük engeller oluşturmaya başlamıştır.

İşveren talebi de tek etken değil bu süreçte...

Artan aşırı vasıf talebi kendini doğal olarak işgücü arzının sahibi hanehalkının eğitim seviyesini yükseltmeye itmiş, önlisans yerini üniversite mezuniyetine, üniversite mezuniyeti yerini yüksek lisansa bırakmış ve döngü böylece devam etmiştir. 

Özetle işgücü arz ve talebi daha yüksek eğitim seviyesinde buluşma gayreti içine girerken reel ücretler aynı trendi göstermemiş, eğitim seviyesi yükseldikçe emeğin oransal değeri yanında mutlak değeri de düşmeye başlamış ve maalesef üretimdeki ortalama bir işçiye kıyasla doktorası olan bir çalışanın ücret seviyelerindeki fark ortadan kalkmıştır.

Ülkemizdeki resmin ortaya çıkardığı gerçek şudur: 

- Ortalama vasfa sahip bir işçinin alması gereken ücret yaşanan sanayisizleşme ile reel olarak azalmış, tüm oransal fiyatlarda denge bozulmuştur. 

- Vasıf talep yüksekliği eğitimin arzı ile buluşmamış, ücretlerin işgücü piyasasını dengeye getirme işlerliği ortadan kalkmıştır. 

- Erken sanayisizleşmeyle beraber artan eğitim seviyesi uzman açığı yaratmış, genç işsizliğini aşırı derecede artırmıştır.

- Tarımsal faaliyetlerdeki yavaşlama ve fiyat oynaklığı emek piyasasında geriye dönüşü engellemiştir. Eğitim seviyesindeki artışın bu geri dönüşü engellediği çok açıktır.

Tüm bu etkenleri ayrıntılı analiz etmek mümkündür. Zaten üniversiteler de bunun için vardır düşüncesi yine akla eğitim enflasyonu ve değer (yani ücret) kavramını beraberinde getirmektedir. 

Eğitim şart ama iyi ve sağlıklı bir sanayileşme ile kol kola olanı...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Döviz kuru şoku 24 Mart 2024

Günün Köşe Yazıları