Veysel Ulusoy

Yoksunluk ve enflasyon

25 Ekim 2020 Pazar

Ekonomide hani bazı veriler ateşli bir şekilde tartışılıp birkaç saat sonra unutulur ya, işte onlardan birisi yoksulluk diğeri ise yoksunluktur.

Yoksulluk gelir düzeyi ile gerekli asgari harcamaları belirli bir süreçte karşılaştıran eşik seviyesi olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifade ile gelir düzeyinin eşik seviyedeki harcamalara ulaşamadığı çıtayı ifade eder yoksulluk. Bu eşik nokta daha çok kişisel ya da bir bölgenin ve ülkenin kapsamında araştırılarak karşılaştırmalı analiz olarak sunulur. Özet olarak da gelir dağılımı tablosu ile vücut bulur istatistiklerde.

Toplumsal yoksulluğun bir ölçüsü ise yoksunluk olarak karşımız çıkar...

Ne demek yoksunluk, neden toplumsal çerçeveyi daha iyi yansıtır soruları bizi veri sağlığı ve en sonunda da enflasyona götürür.

Önce yoksunluk…

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (EU Statistics on Income and Living Conditions (EU-SILC) dataset) ve TÜİK, yoksunluk ve maddi yoksunluk verilerini aralıklarla yayımlar. Bu istatistiklerde yoksunluk ve maddi yoksunluk bölümlerine göre bir ülkede yoksunluğun resmi çizilir. 

Resimde yoksunluğu ölçmek ve yorum yapmak için dokuz ana tema vardır...

- Beklenmeyen bir harcama ile baş etmek,

- Bir hafta evden uzakta tatil yapma,

- Borçtan kaçınmak (ipotek veya kira, kamu hizmeti faturaları veya satın alma taksitlerinde),

- Her iki günde bir et, tavuk, balık veya vejetaryen eşdeğerinden oluşan bir yemek,

- Evi yeterince sıcak tutmak,

- Çamaşır makinesini değiştirme, satın alma,

- Renkli bir TV satın alma,

- Telefon satın alma,

- Kişisel bir araba satın alma.

Bunlardan en az üçünü karşılayamayan aile veya kişi yoksun iken en az dördünü karşılayamayan ise ciddi maddi sınıfına girer. 

Avrupa Birliği yayınlarında gördüğümüz gerçek ise şöyle: Üye devletlerinden hiçbiri, göreli yoksulluktan (yoksulluk riski oranıyla ölçülen) daha yüksek mutlak yoksulluk seviyeleri (ciddi maddi yoksunluk oranıyla ölçüldüğünde) kaydetmedi. İki ülke Türkiye ve Kuzey Makedonya’da durum bunun tam tersi bir trende sahip olarak görülmektedir. Zaten TÜİK verilerinde de bu gerçeği görüyoruz.

Gelelim enflasyon gerçeği ve onun yoksunluğa etkisine...

Türkiye’de uzun zamandan beri hissedilen enflasyon ile resmi verilerin arasındaki farkın belirgin bir hal aldığı ortadadır. Bu gerçek ışığında yukarıda belirttiğimiz gelir eşik seviyesi ile harcama yetersizliği daha da önem kazanmaktadır, zira halkın enflasyonu artarken ücretlerin de seviyesini belirleyen resmi verilerin aşağılarda belirlenmesi göreceli ve mutlak yoksulluk ve yoksunluğu da artırmaktadır.

Bunun en son örneğini geçen ay enflasyon verilerinde gördük. Kış aylarına girişin işareti olan eylül ayı tüketici enflasyonu yüzde 0.97 olarak karşımıza gelmiş, bu ise hissedilen ile belirlenen arasındaki mesafeyi daha da artırmıştır.

Yürütücüsü olarak görev aldığım Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), eylül fiyat değişmelerini günlük olarak elde etmiş ve ortalama enflasyon oranını aylık yüzde 3.61 olarak hesaplamış ve açıklamıştır. (*) 

Aradaki fark sanırım yoksunluğu yüzde 30’lar düzeyinde tecrübe eden halkımızın, pandemi ve sonrasında nasıl daha etkili yaşayacağının bir göstergesi gibi. 

(*) https://www.reuters.com/article/turkey-economy-inflation-int/researchers-say-new-model-shows-turkish-inflation-well-above-official-tally-idUSKBN2771EY


Yazarın Son Yazıları

Hesabı kim ödeyecek? 22 Kasım 2020
Yoksunluk ve enflasyon 25 Ekim 2020
Veri 30 Ağustos 2020
Kimin parası? 2 Ağustos 2020