Hainlikle kahramanlık arasında...

26 Aralık 2021 Pazar

2021 yılının son pazarı... Size güzel, mutlu şeylerden söz etmek isterdim.. Zor bir yılı, hasta, sakat, yoksul, yoksun bir yılı geride bıraktığımız, şu son hafta moralinizi yükseltecek bir şeyler... Ama çok zor... 

Masamın üzeri, ülkemin hapishaneler coğrafyasından gelen mektuplarla dolu. Her biri elimi, yüreğimi tutuşturuyor. Beni yaz, beni yaz diye haykırıyor. Çiğdem, Hakkı, İlhan, Halil, Aysun, Meral, Ayberk, Güven, Behia, Menekşe, Yasin, Haşin, Şerif, Aytaç, Ayten, Bahri, Taylan, Latif, Yeter, Taner, Bekir, Sevda, yazısı gibi çizdiği resimler de muhteşem olan Bahar... Ve daha onlarcası, yüzlercesi, binlercesi... Ceza sistemimizin keyfi yönetime dönüştüğünü ortaya koyan mektuplar. Her hapishanede farklı, her an değişen koşullar. Kantinden yararlanmadan mektup almaya, kitap tedarikinden hastaların durumuna, rastgele yasaklara uzanan uygulamalar. Tek ortak yanları keyfilik ve bu keyfiliğin esarete, işkenceye, zulme dönüşmesi...

Gördünüz işte... Güzel şeylerden söz etmek zor! 

HÂLÂ CUMHURİYET’TE MİSİN? 

İster inanın ister inanmayın! Günlerdir bu ve benzeri lafları duyuyorum, bunu okuyorum! 

Ne? Hâlâ Cumhuriyet’te misin! Ayrılsana! Bak herkes ayrılıyor! Siz yazarlar toplu halde ayrılmalısınız! Arkadaşlarınız çıkarıldı, siz orada nasıl kalırsınız? (Düzelteyim: Geri alındılar ama eski pozisyonları verilmedi, o nedenle kendi istekleriyle ayrılmayı seçtiler.) Herkes bu kadar nazik değil. Fırsat bu fırsat, size kin güdenler, “Önce moruklar çıkarılmalıydı” diye yazıp bunu ben dahil “moruklara” yolluyor.    

Tanıyan tanımayan, ne yaşandığını bilen bilmeyen, Cumhuriyet okuyan, okumayan bol bol konuşuyor. 

Önce şunu belirteyim: Kendi isteğiyle ayrılan her arkadaşımız gazete için, bizim için bir kayıptır. İçlerinde dışarıdan gelen baskıyla ayrılmak zorunda kalanlar olduğunu da biliyorum. 

Bu öyle bir baskı ki ayrılmak “kahramanlık” oluyor, ayrılmamak “hainlik!”

Ama durun, biz bu filmi çok gördük! (Milliyet’te yaşadıklarımı, beni kovanların gün gelip nasıl kovulduğunu ve demokrasi havarisi kesildiklerini geçelim.)

BRECHT’İN VERDİĞİ DERS

Cumhuriyet gazetesinin geçmişine bakın: Hasan Cemal’ler döneminde ayrılanlar kahraman, kalanlar haindi (yoksa tersi miydi), sonra o dönem geçti. Yine İlhan Selçuk dönemi. Gidenler geri geldi, kalanlar ayrıldı. Bu kez de gidenler kahramandı, gelenler hain... İlhan Selçuk’tan sonra Akın Atalay - Can Dündar dönemi: Eskilerin rütbesi indirildi, yeni kahramanlar geldi, onlar ayrılırken yine aynı baskı. Hepiniz ayrılın, hepiniz ayrılın! Kalanlar “hain”di! O dönemin hainleri sonra yeniden kahraman oldu! 

Bir sürüye katılma dürtüsüdür gidiyor. Bununla kimi cezalandırıyoruz, belli değil. Yetti gayri! Yazılarıma müdahale edilmedikçe, sizler beni okudukça ben buradayım. 

Bertolt Brecht’in Galileo Galilei’sini anımsayın: Yakılarak öldürülmemek için yargılanırken “Dünya yuvarlaktır” iddiasından vazgeçer. Düş kırıklığına uğrayan öğrencisi “Kahramanları olmayan topluma ne yazık!” diyerek tepki gösterir... Brecht’in Galileo’sunun yanıtı ibret vericidir: “Asıl kahramanlara ihtiyaç duyan topluma ne yazık!” 

Günümüzde Türkiye’nin “kahramanlarını” düşünün, Brecht’in verdiği dersin önemi daha da büyür! 

Memleket İsterim

2021’in son pazarını Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölümsüz şiiri “Memleket İsterim”le uğurlayalım: 

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.


Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.


Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.


Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Bir de benden ekleme: “Memleket isterim / Ölümler, ırkçılıktan, kadın düşmanlığından, açlıktan, şiddetten, faşizmden değil / sıralı ve doğal olsun.”

Hepinize iyi pazarlar. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları