SİLİVRİ’DEN...

31 Aralık 2015 Perşembe

“Hava kurşun gibi ağır... Bağır bağır bağırıyorum koşun kurşun eritmeye çağırıyorum...”
Takıldı. Kırık plak gibi takıldı... Nâzım Hikmet’in bu dizeleri dilime dolandı... Beynimin ve yüreğimin girdabında dönüp duruyor sözcükler! Tepemde kırlangıçlar dönüyor. Yüzüme kar taneleri vuruyor... Her şey dönüyor, günler yıllar dönüyor, işkence bitmiyor. Yeniden yeniden işkence, hapishane...
Silivri’de nöbetteyim... Umut nöbetinde... Adalet Bakanlığı Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampusu yazılı dev kapının önündeyiz.
PEN Türkiye, Sanatçılar Girişimi ve Türkiye Yazarlar Sendikası üç kuruluşun temsilcileriyle...
Hava buz gibi. Ayaz. Rüzgâr tenimizi acıtıyor. Kar yağıyor. Üşümüyoruz. Hayret ama üşümüyoruz. Çünkü yalnız değiliz. İçerde tecrittekileri düşününce üşümeye utanıyoruz.
Bu devlet ne içeri tıktıklarını, ne dışarıda bıraktıklarını insan yerine koyuyor. İçeri alınmayanlar için Silivri cehenneminin dışında insanların barınabileceği bir yer yok, bekleme yeri yok, tuvalet yok. Basın Konseyi’nin sağladığı bir naylon çadıra girmeyi sıraya bindiriyoruz. Ergenekon, balyoz KCK davaları boyunca çadırlar daha büyüktü. Arada fark yok! Değişen sadece ebat!

Herkes biliyor
Aramızda şairler bol! Şairlerin bol olduğu yerde insan üşür mü hiç! Ataol Behramoğlu bir yandan, Haydar Ergülen öte yandan dizelere, şiire, umuda ve insan sıcaklığına boğuyorlar bizleri...
Heeeey! Caaaaan! Hey Erdeeeeeeeeeeeem! Size sesleniyoruz. Duyuyorsunuz değil mi! Sizin aracılığınızla haksız yere içeri tıkılmış herkese sesleniyoruz!
Yalnız değilsiniz! Gerçeğin peşinde koştuğunuz için, sorduğunuz, sorguladığınız ve gerçekleri paylaştığınız için, mesleğinizin sorumluluğunu yerine getirdiğiniz için içeri tıkıldığınızı herkes biliyor. Birilerinin size bedel ödettiğini de...
“Onu öyle bırakmam... Hesabını verecek” sözlerini söyleyeni, kimi davanın savcısı, kimi davanın avukatını herkes biliyor. Siz yeter ki karartmayın sol memenin altında yatan cevahiri...

Mücadeleye devam
Bugün yılın son günü... İçerde de olsa, dışarıda da “Korku İmparatorluğuna” boyun eğmeyenler de var. Onlar her karanlık gecenin mutlak bir sabahı olduğunu bilenler. O nedenle direnmeye, mücadeleye devam diyoruz.
Bugün yılın son günü... Ama daha önümüzde 2016 var, 2017, 2018, 2019...
Can, Erdem, içeride ve dışarıda “tutuklu” olanlar ve siz sevgili okurlar... Faşizme, despotluğa, haksızlığa, zorbalığa, keyfiliğe geçit vermeyen, şiddetten arınmış, adil, hakkaniyetli bir yıl diliyorum hepinize... Sevdiklerinizle birlikte...  


Yazarın Son Yazıları

Adın yaşamak olsun! 1 Ekim 2020
Utanç duymak 27 Eylül 2020
Şizofreni! 10 Eylül 2020
Yaz bitti 6 Eylül 2020
30 Ağustos 30 Ağustos 2020