31 Mart 2024 seçimlerinin üzerinden iki yıl geçti. Bu sürede görevi devralan isim oldunuz. Bu süreçte hem hukuki hem de siyasi gelişmeler yaşandı. Öte yandan, yönetimde aksama olduğu yönünde eleştiriler de kamuoyuna yansıdı. Siz bu iki yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu ifade edeyim; 19 Mart süreci, Ekrem İmamoğlu şahsında, İBB’nin kurumsal kapasitesini ve yönetme kabiliyetini hedefliyordu. 19 Mart’ta 16 milyon İstanbullunun iradesi çiğnendi ve İstanbul’a hizmet etsin diye göreve gelmiş başkanlarımız, yol arkadaşlarımız haksız hukuksuz bir şekilde tutuklandı.
Biz daha ilk gün şunu dedik; pes etmeyeceğiz. Pes edemezdik; çünkü önce 16 milyon İstanbulluya, sonra da ailelerinden, bizlerden ve İstanbul’dan koparılan yol arkadaşlarımıza sözümüz vardı.
Zaten pes etmek bizim fıtratımızda yok, ahde vefa ne demek biz çok iyi biliriz.
O ilk günlerde bile meclis üyelerimizle, bürokratlarımızla bir araya geldiğimizde şunu söyledik: “Ekrem Başkanımız Silivri’de olabilir ama onun vizyonu, onun projeleri ve onun 'tam yol ileri' düsturu İstanbul’un dört bir yanında güçlenerek devam ediyor.”
Bu yola çıkarken, kadim şehrimize hizmet ederken, bizi dikensiz gül bahçelerin beklemediğini çok iyi biliyorduk. Halen de biliyor ve buna göre hizmete devam ediyoruz.
İşte bu sayede yönetimde aksama olması bir tarafa, 20 Mart sabahında bile şantiyelerimiz çalışmaya, sosyal yardımlarımız hanelere ulaşmaya devam etti. Biz sadece omuzlarımızdaki sorumluluğun arttığını hissettik. Ekrem Başkanımızın kurduğu model, liyakatli bürokratlarımızla birlikte tıkır tıkır işledi. Çok şükür, bir yılın sonunda görüyoruz ki İBB durmaksızın çalışmaya devam ediyor. Dünya belediyecilik tarihinde eşi benzeri olmayan bir örnek sergiledik. Düşünün dünyanın en büyük ve en görkemli şehri İstanbul gibi bir metropolün belediye başkanı ve onlarca bürokratı tutuklu ama belediye hizmetleri devam ediyor, yatırımlar hız kesmiyor, yıllar öncesinden birikmiş borçlar ödeniyor… Eğer yönetimde aksama olsaydı bunların hiçbirisi yapılamazdı. Hiç şüphe yok ki eksiklikler varsa giderilecek ve her şey zamanla çok daha güzel olacak.
***
Sayın İmamoğlu’nun raylı sistemler, 'İstanbul Yenileniyor' projesiyle kentsel dönüşüm hamleleri, yurtlar ve kreşler gibi sosyal içerikli projeleri en büyük vaatlerindendi. Peki, bazı projelerde yavaşlama olduğu yönünde eleştiriler var. Siz bu eleştirilere nasıl yanıt vermek istersiniz?
“İstanbul’da hizmetler duracak” diyen de oldu, “Şantiyeler duracak, İstanbul kaosa teslim olacak” diyen de oldu. Ama unuttukları bir şey vardı: Ekrem Başkanımızın kurduğu liyakatli kadrolar…
Öncelikle herkes şunu bilsin; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 2019’dan bu yana halkçı belediyecilik var. Halkçı belediyecilik, rant değil hizmet üretir. Yıllardır İstanbul’a yapılan tüm hizmetler de bunun kanıtıdır.
Bugüne kadar Ekrem Başkanımızın başlattığı hiçbir proje ne durdu ne de yavaşladı. “İmamoğlu projeleri sekteye uğrar mı?” diyenlere en güzel cevabımız, şu an yerin on metrelerce altında çalışan binlerce ekip arkadaşımızdır. Sefaköy-Beylikdüzü-Tüyap hattımızda ise o meşhur 'imza' bekleyişindeyiz. İmza süreci tamamlanabilirse bu projede de hızla yol alabileceğiz. Hatta bu yıl içinde 17,4 km metro hattı daha açacağız.
Kentsel dönüşümde ise ‘İstanbul Yenileniyor' platformu üzerinden aldığımız taleplerle; depreme dayanıksız binaların yıkımını ve yapımını, mülkiyet sorunlarını çözerek sürdürüyoruz.
Normalde popülist yönetim anlayışının önemsemediği, altyapıda ise dev yatırımlarımız sürüyor; İstanbullular musluklarından temiz su içebilsin diye çok yakın zamanda 4 milyar liralık dev İSKİ yatırımını hizmete aldık mesela.
Biz “engelleniyoruz” diye şikayet etmiyoruz, bahane de üretmiyoruz. Ancak süreçlerin uzamasıyla İstanbullunun hizmete erişimi engelleniyor. Bu durumu, şeffaf bir şekilde 16 milyon İstanbulluyla paylaşmakla mükellefiz.
Biz cevabımızı sözle değil, icraatlarımızla veriyoruz. İstanbullunun hakkına gözümüz gibi bakmaya devam ediyoruz.
Bahanelere sığınmıyoruz, engeller neyse aşmak için gerekli hukuki ve finansal yolları buluyoruz, çözümlerimizi üretiyoruz. Çok şükür İstanbul’un bütçesi, İstanbul’un bereketi buna yetiyor. Bugün 7 metro inşaatımızda binlerce işçi kardeşimiz ter döküyor. Biz cevabımızı sözle değil, icraatlarımızla veriyoruz. İstanbullunun hakkına gözümüz gibi bakmaya devam ediyoruz.
***
Ülke genelindeki ekonomik zorluklar malum. İBB, Kent Lokantalarından Anne Kart’a kadar geniş bir sosyal destek ağı kurdu. Siyasi tartışmaların gürültüsü içinde bu 'insana dokunan' hizmetlerin bütçesini ve sürdürülebilirliğini korumak sizin için ne kadar öncelikli?
Biz, ağır ekonomik kriz koşullarında belediyecilik yapıyoruz. Halkımızın sorunlarını biliyoruz. Bunun için diyoruz ki; hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli. Hiçbir anne "bugün çocuğumun beslenme çantasına ne koyacağım?" diye kaygılanmamalı, hiçbir gencimiz yarınından endişe duymamalı, emeklilerimiz hak ettikleri emekliliği yaşayabilmeli, emekçilerimiz İstanbul’un kaynaklarına erişebilmeli.
Gıda enflasyonu, artık sağlıklı ve ucuz gıdaya erişimi imkansız kılar hale geldi. Biz işte bunun için Kent Lokantalarına öncelik verdik. Çünkü bu ertelenemez bir ihtiyaçtı. Ekrem İmamoğlu, ihtiyacı gördü. Emekçinin, emeklinin, gençlerin… herkesin, kaliteli, sağlıklı ve ucuz şekilde karnını doyurabileceği Kent Lokantaları projesini hayata geçirdi. Önce kimileri küçümsedi, dalga geçmeye çalıştı, ancak şu anda taklit eder hale geldiler. Etsinler ne güzel; örnek olabildiysek ne mutlu bize. Biz bundan memnunuz, biz hizmette yarışmak istiyoruz. Halkımızın faydasına olan tüm hizmetler için yarışalım. Halkçı belediyecilik bizim için esastır. Bizim bütçe önceliğimiz her zaman bellidir: Önce insan, önce sosyal adalet.
Bunu da lafla değil, icraatla gösteririz. İşte Anne Kart’lar Ekrem İmamoğlu belediyecililiğinin kanıtıdır, Yuvam İstanbul çocuk etkinlik merkezleri bir başka kanıttır, Kent Lokantaları başka bir kanıttır. Biz bu kanıtları çoğaltmaya, halkçı belediyecilik anlayışıyla durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Bütçemizi de en verimli şekilde, israfa geçit vermeden 16 milyon İstanbullu için kullanacağız.
***
İBB Meclisi uzun yıllar sert tartışmaların ve kilitlenen kararların merkezi olarak anıldı. Geçtiğimiz dönem meclis aritmetiği sizlerin aleyhineydi. 2024 sonrası oluşan yeni meclis aritmetiğiyle birlikte ne değişti?
Bakınız, ben meclis üyeliğinden geliyorum; yani tabiri caizse o sıraların tozunu yutmuş birisiyim. Hangi dosyanın neden bekletildiğini, hangi tartışmanın şehre ne kaybettirdiğini yaşayarak gördüm. 2019’da "topal ördek" dediler, "iş yapamaz, proje üretemez" dediler. Ama ne oldu? Ekrem Başkanımızın kurduğu model öyle bir çalıştı ki, tüm engelleme çabalarına rağmen, İstanbul’un her köşesine hizmetler ulaştı.
2024 Mart seçimlerinde İstanbullular, tarihi bir oy farkıyla Ekrem İmamoğlu’nu seçmekle kalmadılar, meclis çoğunluğunu da bize verdiler. Sadece İBB meclis çoğunluğunu da değil; İstanbul’un 39 ilçe belediyesinden 25’ini bize emanet ettiler. Neden? Çünkü Ekrem İmamoğlu’yla beraber İstanbullular vizyonumuzu ve neler yapabileceğimizi gördü. Meclis çoğunluğunu bize vererek, engellemeler olmadan çalışmamızı istedi. Ama biz bunu bir 'rövanş' veya 'tahakküm' aracı olarak görmedik; çünkü demokrasiye ve meclise büyük önem veriyoruz. Biz her zaman İstanbul’a hizmet ederken ortak aklı ve İstanbulluların hayrına olacak işleri önemsiyoruz. Çünkü hizmetin siyaseti, partisi olmaz. Eğer bir proje İstanbul’un hayrınaysa, biz gidip muhalefet gruplarına da bunu açıkça anlatıyoruz. Saraçhane’deki İBB Meclisi, TBMM’den sonra, ülkemizin en büyük ikinci meclisi. Orada demokratik bir sürecin işlemesi, ülkemizin genel demokrasi kalitesi açısından ciddi bir göstergedir.
Meclis çoğunluğunun bize geçmesiyle, engelleme çabaları büyük oranda aşıldı. Ancak bu kez de yargı ve siyaset yoluyla engelleme süreci başladı. Özellikle son bir yıldır, demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı bir süreç yaşıyoruz maalesef. Bu süreç, İBB’yi hizmet üretemez hale getirmeyi hedefliyordu ancak başarılı olamadı.
Biz bu bir yıl içinde, tüm olumsuzluklara rağmen, şeffaflıktan ödün vermedik. Tüm meclis oturumlarımızı canlı yayınlamaya, Sayıştay denetimlerine kapımızı sonuna kadar açmaya devam ettik. Çünkü şundan eminiz; 16 milyon için gece gündüz çalışan şantiyelerimizde, tesislerimizde, Yuvamız İstanbul merkezlerimizle, sadece alınteri ve dürüstlük var.
Hukuki süreçle ilgili şunu söyleyeyim; milletin vicdanı en büyük mahkemedir. İstanbul halkı 31 Mart’ta bir karar verdi, geçtiğimiz yıl yaşananlara karşı da Saraçhane’de, sokakta, her mecrada o kararının arkasında durduğunu gösterdi. Halkımız biliyor ki bu dava siyasi bir davadır.
Ancak halkımız bu tarz siyasi mühendislik çabalarına öteden beri prim vermez. Halkımız öncelikle hizmete ve dürüstlüğe bakar. Ekrem İmamoğlu bugün fiziken aramızda olmayabilir ancak halkımız, onun hizmetinden ve dürüstlüğünden razı. Adalet elbet tecelli edecektir, bizim o konuda da gönlümüz ferah.
