Kapat
A+ A-

Sumia Sukkar'dan 'Halepli Çocuk'

“Halepli Çocuk”, 14 yaşındaki Asperger Sendromlu Âdem, kendi gözünden savaşı anlatıyor.
Yayınlanma tarihi: 02 Temmuz 2018 Pazartesi, 16:48

[Haber görseli]Suriye’de savaş başladığında biz hep dışarıdan seyredeceğimizi sandık. Yanı başımızda yaşananların etkisini görmeyeceğimizi düşündük. Oysa savaş öyle bir şey değil. Bir yerde patlayan bomba dünyayı sarsmaya yeter; tabii dünya duymak isterse.Sonra komşularımız oldu Suriyeliler. Savaştan kaçan hayatlarını kurtarmaya çalışan insanlara kötü davrananları gördüğümüz gibi iyi niyetle onlara komşuluk yapanları da gördük. En çok kadınların ve çocukların hayatları alt üst oldu, Ege Denizi mezarlığa döndü. Biz rakamlara baktık, bazı fotoğraflar ciğerimize işledi ve biz, uzun süredir yankısının büyük şehirlerde ekonomik olarak görüldüğü ama doğuda görmezden gelemediğimiz bir savaşla yaşamaya başladık. “Bir devletten kendi vatandaşını neden öldürür?” Bu soruyu Halepli bir çocuk, savaşı anlamlandırmaya, olanı biteni anlamaya çalışırken soruyor. 

Suriye ve Cezayir asıllı İngiliz Sumia Sukkar’ın 2013’te yayımlanan Halepli Çocuk, Tümay Tin çevirisiyle yayımlandı. Halepli Çocuk, okuması çok zor kitaplardan. Okurunu, anlatılan sahneleri gözünde canlandırmasıyla, 254 sayfalık kitabı kapatıp kapatıp tekrar açmak zorunda bırakıyor. 14 yaşındaki Asperger Sendromlu Âdem, kendi gözünden savaşı anlatıyor.

Âdem annesini kaybetmiş, iki ağabeyi, ablası ve babasıyla beraber yaşayan özel bir çocuk. Her şeyi renklerle anlamlandırıyor, kokulara karşı hassasiyeti var. Annesini kaybedince uzun bir süre gülümsememiş ama ablası Yasemin onun hayata devam etmesi için elinden geldiğince çabalıyor. Âdem bir tek ablasının yanında kendini güvende hissediyor. Ayrıca çok güzel resimler yapıyor. Bir savaşın ne demek olduğunu anlayacak yaşta ama inatla anlamak istemiyor. Korkuyor. Sesler, kokular, insanlar onu korkutuyor. Evde olmak istiyor, evinde siyasetten ve savaştan konuşulmasın istiyor.
Dedim ya, Halepli Çocuk okunması zor bir roman. Sumia Sukkar, Âdem’in dilinden savaşı anlatmayı, 14 yaşında ve özel bir çocuk olarak her şeyi renklerle ve kokularla betimlemeyi öyle iyi başarmış ki romanı okudukça insanın insanlığa dair tüm inancı sarsılıyor.
 
SAVAŞIN KARANLIK YÜZÜ

Âdem komşularının öldüğünü görüyor, bir evde ölü anne babasıyla baş başa kalan bir komşu oğlu onların yanına geliyor, uzaktan akraba kocasını kaybetmiş bir kadın yerleşiyor evlerine zamanla. Bir ağabeyi ölüyor, diğer ağabeyi bir yığın işkenceye maruz kalıyor, eve döndüğünde artık eskisi gibi olmuyor hiçbir şey hayatlarında. Yasemin ise Âdem’in gözünün önünde götürülüyor. Günlerce evine dönemiyor. Yasemin işkence sırasında yaşadıklarını kendi diliyle anlatıyor. Yasemin’in anlattıklarını okurken etiniz kemiğinizden ayrılıyor. İnsanların bu kadar gaddarlaşabilmesine akıl sır erdiremiyorsunuz. İşkence. Bu kelimenin ağırlığı altında kalıyorsunuz. Bir şekilde kurtuluyor Yasemin o cendereden, içinde tutulduğu hücreden. Evine dönüyor. Evinin darmadağın olduğunu, babasının akıl ve beden sağlığını kaybettiğini görüyor.

Ve sonra ailenin yeni ve kalan fertleriyle Şam’a doğru yola çıkıyorlar. Yolculuğun çocuk için ne demek olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz. Âdem her yerde kendine resim yapacak bir şeyler ya da oyun oynayacak birilerini buluyor. Yoruluyor, çıplak ayakları yaralar kabuklar bağlıyor. Yaralanıyor. Krizler, ataklar geçiriyor. Ve bütün aile her daim sadece dua ediyor. Başlarına ne geldiğini, neden geldiğini anlamaya çalışıyorlar. Savaşın bir tarafının olmadığını bir zaman sonra kanıksıyorlar. Şam’a ulaştıklarındaysa koca aileden geriye sadece Âdem ve Yasemin kalıyor. Kitabın bir yerinde Âdem “Savaş sevdiklerinizi kaybetmek demek. Barış da savaş bittiğinde elinizde kalan” diyor. Harfler gözünüzün önünde büyüyor, kelimeler anlamlarını yeniden keşfediyor.
 
Halepli Çocuk / Sumia Sukkar / Çeviren: Tümay Tin / Doğan Kitap / 254 s.
 

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer