ZBAM! Herkes deliliğini getirdi mi?

Kara Kabare oyuncuları her salı, Beyoğlu'ndaki Maya Sahnesi'nden soruyor. “Herkesin hikayesi yanında mı? Başkalarının hikayeleri yanınızda mı? Herkesin hayalleri yanında mı? Herkesin önyargıları yanında mı? Herkes delililiğini getirdi mi? Ayak baş parmaklarınız sağlam mı? Aşklarınız yanınızda mı? Hala hayattayız ve bu bizim hikayemiz.”
Yayınlanma tarihi: 17 Şubat 2019 Pazar, 11:51

Bir tiyatro oyunu düşünün, biletsiz izleyebildiğiniz. Size gönülden bir armağan olarak sunuluyor. Oyun kalbinizde bir yerlere dokunursa ve siz de bir armağan vermek isterseniz, Kara Kabare’nin internet sitesindeki ihtiyaç listesine göz atıyorsunuz. İstediğiniz miktarda nakit para, sahnede lazım olan her şey, atalık tohumdan, kitaba, bir kilo cevizden, avokado yağına, bir şişe viskiye ya da bir saat dans dersine kadar geniş seçeneğiniz var. Zbam, hem çok iyi bir oyun hem de armağan ekonomisiyle sunuluyor olması nedeniyle de çok özel. Kara Kabare’nin üçüncü oyunu. Seyircileriyle komün kurmaya karar vermiş bir tiyatro topluluğunun hikayesi. “Şu an burada tarih yazılıyor olsaydı, neyin tarihe geçmesini isterdiniz” sorusuyla başlıyor. Yaşanmışlıklar üzerinden toplumsal yaralarımıza, bireysel zaaflarımıza, hayalini kurduğumuz dünyaya ve o dünya için kılımızı kıpırdatmayışımıza odaklanıyor. Konu ağır belki ama oyunu izlemek çok keyifli, mizahın dozu da çok iyi ayarlanmış. Ağlanacak halimize birden gülüveriyoruz. Oyunun yazarı ve yönetmeni Şirvan Akan. O kadar çok hikayeyi bir araya getirmiş ki... 'Karanlığımızda' zaman yolculuğu yaptırıyor.. Sonunda da umudu elden bırakmıyor. Akan’la Zbam’ı ve armağan ekonomisini konuştuk.

[Haber görseli]

Biletsiz, gişesiz tiyatro oyunu ZBAM! Tek perdeyle zamanda yolculuk yaptırıyor.

-Armağan ekonomisiyle nasıl tanıştın?

Sahnede bir söz söylüyorum ama oyunu seyirciyle buluşturma yöntemim sözümle uymuyor. Bu durum vicdani rahatsızlık yarattı. O hisle araştırmaya başladım. 2012 yılıydı. Yayında mı bilmiyorum, Zumbara ile tanıştım. Zaman kumbarası. Para yerine saat var. Bir saat ya da iki saat karşılığında herhangi bir hizmet alınabiliyor. Armağanlarla ihtiyaçlar buluşuyor. Orada ilk defa zaman ödemesiyle oyun bileti vermeye başladık. Meymenetsiz Musibet’i sahneliyorduk. Sonra yoga, şiddetsizlik eğitimleri derken, 2015 yılında ikinci oyunumuz Kamamber'i yazdım. En büyük şansım, bir çağrı yapıyorum ve dostlarımdan yanıt alabiliyorum. Yalnız başıma da kalabilirdim, bu çok trajik olurdu! Kamamber bir kadın oyunuydu. Sadece kadınların emeğiyle sergilendi. Artık Kutsal Ekonomi’nin yazarı Charles Eisenstein’den ve ağmağan ekonomisinden haberdardım. Kamamber döneminde armağan listemizi oluşturduk.

-Amaç neydi?

Kendi hayalini kurduğumuz dünyayı şu an burada deneyimlemek. İnsanlarla, seyircimizle başka türlü bir alışveriş, etkileşim deneyimlemenin yolunu arıyoruz. Kamamber çok güzel deneyim oldu. Üç sezon kapalı gişe oynadı. Özgün yeni oyun ödülü aldı.

[Haber görseli]Selami Üstübi, Defne Koldaş, Nihan Şentürk, Furkan Ak (arkada), Tuba Karabey (arkada)

YAŞAMA COŞKUSU OLANLARI ANLATTI

-Zbam nasıl ortaya çıktı? Hikayelerini nasıl topladın?

Kamamber bitmişti. 15 Temmuz darbe girişimi oldu ve ben her şeye yabancılaştım. Sokakta tank var ve ben armağan ekonomisi yapıyorum. Hiçbir alakam yok herhalde bu toplumla diye düşünüyorum… Yavaş yavaş çıktım o karanlık yerden. O manzara, Zbam’a ilham verdi. Resmi tarihe bir şeyler geçiyor ama yazılan benim gerçekliğim değil. Ben tarihe başka bir şeyin geçmesini istiyorum. Yoga yaparken, şiddetsizlik eğitimlerinde, topluluklarla çemberler yapmaya başladım. İnsanlara, hangi yaşanmışlığınızın tarihe geçmesini istersiniz diye sorular sordum. Bir sürü hikaye armağan edildi. Üç yılın sonunda o hikayeleri bir tema etrafında buluşturdum. Oyun çıktı. Bu bizim tarihimiz.

- Oyunda hayalller ve hayatlar var...

Oyun özlediğimiz dünyayı nasıl kuracağımızla ilgili. Tarihe ne geçiyorsa geleceğe de oradan bakıyoruz. Ben tanktan geleceğe bakarsam çok kötü şeyler görebilirim. Tarihe neyi kaydettiğimiz çok kıymetli. Ben tarihe sesi duyulmayan, kendini dönüştüren, yaşama çoşkusu olan insanların isyanlarını, umutlarını, deneyimlerini geçirmek istedim ve buradan geleceğe bakmak istedim.

- Oyunda çok çarpıcı tespitlerin var. İnsanlara baktığında ne görüyorsun?

Bana öyle geliyor ki topluluk ihtiyacı, bir araya gelme ihtiyacı var. Tüketime dönük şeyler insanı yalnızlaştırıyor. Oyunda söylediğimiz gibi. Bir noktada sıkılacağız, oynadığımız bilgisayar oyunlarının son seviyesini geçeceğiz, izlediğimiz dizi bitecek ve ‘bir dakika ya, insan temasına ihtiyacım var benim’ diyeceğiz.

- Topladığın hikayeler seni zorladı mı?

Beni şifalandırdığını söyleyebilirim ama hiç bana dokunmadı diyemeyeceğim. Başka bir insanın acısını içimden akıtmaya hazırdım ama o kadar da kolay bir şey değilmiş. Günler süren yas duyguları yaşadım. Oyunu yazarken şunu düşünüyordum, bu topluma, bu dünyaya ne armağan edeceğim? Neye ihtiyaç var? Bunu düşünürken şimdi bile gözüme yaş geliyor. Yaşanan acıyı hissetmemek mümkün değil.

[Haber görseli]

ONARICI ADALET EĞİTİMİ İSTİYOR

Şirvan Akan'ın babası tiyatrocu, annesi dansçı. Saint Michel Fransız Lisesi'nde okurken oyun yazıp yönetmeye başladı.Mimar Sinan oyunculuk bölümü mezunu. 25 yıllık tiyatrocu. Dansçı, çevirmen, yoga eğitmeni. Özellikle şiddetsizlik alanında çevirileri var. Dostlar Tiyatrosu dahil pek çok tiyatroda görev aldı.Şimdiki hedefi onarıcı adalet üzerine arabuluculuk eğitimi almak...

Şirvan Akan, Hilal Köse'nin sorularını yanıtladı.

-Şifalandıkça acı da mı artıyor?

Acıyı hissetme kapasitesi artıyor benim için. O acıyı çekmeye izin verirsem, yas ihtiyacımı karşılarsam aynı ölçüde kutlama ihtiyacımı da karşılayabiliyorum. Diğer duyguları hissedebiliyorum. Bu sürede şunu fark ettim. Nasıl yas tutulacağını bilmiyordum. Toplumsal acılar yaşandığında bazen donuyordum.Tepkim zihinsel bir yerden oluyordu, ‘kahrolsun’ diyordum ama bir şeyi de dönüştüremediğimi görüyordum. Kendime dedim ki bu acıdan kaçamayacağım.

-Niye hissedemiyordun?

Korkuyordum belki. Elimin altında çok fazla dikkat dağıtıcı var. Diziler, sosyal medya, yemek, oyun… Yaşanan şeyler için ağlayacağım ve yas tutmayı öğreneceğim dedim. O zaman söylediğim politik sözün de daha anlamlı olduğunu gördüm. Şimdi sadece kahrolsun demiyorum. Daha gönülden soruyorum senin için ne yapabilirim, bu toplum için ne yapabilirim diye.

-Şifa mümkün mü gerçekten?

Benim deneyimimde var. Şiddetsiz iletişimini örnek verebilirim. Hiç umutsuz değilim. Beklediğimiz kişiler bizleriz. Herhangi bir otorite ya da herhangi bir sertifikalı uzman gelip bizi şifalandırmayacak. Ben başka bir insanın dönüşümünü, umudunu dinlediğimde şifalanıyorum. Onun duygularıyla bağlantı kurduğumda, dünyasına yolculuk ettiğimde zenginleşiyorum, bir yandan da şefkatim genişliyor. Şifadan bunu anlıyorum açıkçası.

[Haber görseli]BİR GÜN ŞAKİR GELDİ

-Armağanlar şaşırttı mı hiç?

Gönlünden başka bir armağan vermek isteyenler de verebiliyor. Paranın bizden aldığı şey ilişki. Para karşlığı hizmet alıyorum ve nasılsın diye sormama gerek yok. Armağanla alışverişe geçince bir ilişki başlıyor. Bir keresinde büyük canlı bir kara kaplumbağası armağan edildi. Adı Şakir’di. Ama geri gönderdik şartlar yüzünden. Canlı hayvan yazmadık daha sonra listeye. Şakir de hikayesiyle geldi. İzleyicimizin eski sevgilisi bırakmış.

AYRILIK ÇAĞI BİTİYOR

[Haber görseli]- Sonraki oyunun konusu ne olacak?

Beni kalpten çağıran bir şey var. Seyirciye neyle barışmak istediğini sormak istiyorum. Dördüncü oyunu da bu konuda yazmak istiyorum. Toplumsal barışa hizmet etmek istiyorum, buna ihtiyaç var diye düşünüyorum. Bir helalleşmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Eisenstein, Kutsal Ekonomi’de ayrılık çağı bitiyor diye yazıyor. Doğayı bizden, seni benden ayrı gördüğümüz çağ bitiyor. Bu bilgiyi edindiğim için artık kendimi ayrı göremiyorum. Dayanamıyorum artık insanların, hayvanların, doğanın talan edilmesine. Bir şey yapmadan duramayacağım. Ayrı değilim bana da oluyor aynı şey.

A+ A-