Barış Doster

Türkiye’yi denizlerde kimler sıkıştırıyor?

21 Kasım 2018 Çarşamba

TürkAkım doğalgaz boru hattının Karadeniz’in altından geçen bölümü tamamlandı. Halihazırda çalışan diğer boru hatları, Mersin Akkuyu’da Ruslara verilen ilk nükleer santral ihalesi ve TürkAkım ile Türkiye’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığı daha da arttı. Bu durumun, Türkiye’nin ekonomisi ve dış politikası üzerindeki etkilerini çok tartışacağız. Bugün enerji özelinde Karadeniz’den Akdeniz’e uzanıp, nasıl kuşatıldığımızı ele alacağız.
Malum; Avrupa Birliği’nin (AB) tüm adayı temsilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla üye yaptığı, dünyanın da öyle tanıdığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), tek yanlı olarak Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmişti. İtalyan enerji şirketi ENI de, Rumların ilan ettiği MEB’e sondaj gemisi yollamıştı. Türkiye de bunu engellemişti. Rumlar bir hamle daha yaptılar. ABD’li enerji şirketi ExxonMobil’in Katar Petroleum ile kurduğu konsorsiyuma sondaj izni verdiler. Konsorsiyum da doğalgaz sondajına başladı.
Sorun şu; ABD de aynen AB gibi Kıbrıs Rumlarını destekliyor. Enerji projelerinde, Rumları Mısır ve İsrail’le ilişkilerini geliştirmeleri için teşvik ediyor. Bu da hem Türkiye karşıtı cepheyi genişletiyor, hem de Türkiye’nin son yıllarda Katar’la gelişen ilişkileri, Katar’da kurduğu askeri üs dikkate alındığında, Türkiye’nin elini zayıflatıyor. Dahası var; ABD enerji şirketinin sondaj gemileri, Kıbrıs açıklarına yalnız değil, ABD 6. Filosuna bağlı savaş gemileriyle birlikte, onların koruması altında geliyorlar.

Doğu Akdeniz ve Ege’deki rekabet
Doğu Akdeniz’e sahildar ülkeler arasındaki rekabet yeni değil. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren keskinleşti. GKRY, MEB’ini 2011’de ilan etti. Türkiye itiraz etmedi. Doğu Akdeniz’de GKRY ile yaşanan gerilim, Ege Denizi’nde Yunanistan’la yaşanan gerilimle birlikte düşünülmeli. Yıllardır iki İngiliz üssünün bulunduğu GKRY’nin, Fransa ve İsrail’e üs vermek için antlaştığı, ABD’nin de üs edinmek için girişimlerini artırdığı dikkate alınmalı. Yunanistan’ın Türkiye’ye ait 18 ada ve 1 kayalığı işgal ettiği, Türkiye’nin de buna sert tepki vermediği unutulmamalı.
Türkiye’nin başka açmazları da var. Birincisi, Kıbrıs’ın tamamının, tek başına, hemen sahibi olmak isteyen GKRY ve Yunanistan, kendi tezlerini, AB’nin tezi yapmayı başardılar. İkincisi, karşılarında KKTC lideri gibi her türlü ödünü vermeye razı; Türkiye’deki mevcut iktidar gibi, KKTC kurucu cumhurbaşkanı, milli kahraman Rauf Denktaş’ı devre dışı bırakmış, Annan Planı’nı desteklemiş muhataplar var. Üçüncüsü, Kıbrıs ve Ege Denizi’yle ilgili gelişmeler, GKRY ve Yunanistan’da partiler üstü, milli meseleler. Güçlü bir kamuoyu hassasiyeti var. Kiliseden komünist partiye kadar geniş kesimler, bu konularda duyarlı. Türkiye’de ise durum öyle değil. Ümit Yalım, Semih Çetin, Cem Gürdeniz, Ali Türkşen, Sertaç Hami Başeren, Hüseyin Pazarcı gibi birkaç duyarlı isim, basındaki birkaç duyarlı kalem dışında, bu konuları gündeme taşıyan yok.
Esas hatlar, karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı, MEB gibi deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusunda çok sayıda ve çok yetkin uzmana gereksinim duyan Türkiye, bu konuda gerekli adımları atmadı. Denizcileşmek bir yana, emperyalizm destekli FETÖ’nün sahte delillere dayanan kumpas davalarında en seçkin bahriyeliler tasfiye edildi. Sonrasında, yine FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Heybeliada Deniz Lisesi kapatıldı. Türk Donanması’nın, Karadeniz’deki üstünlüğü de bu süreçte darbe yedi. Üstünlük Rusya’ya geçti. Dahası, ABD; 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni delmek, mümkünse değiştirmek için baskılarını artırdı. Türkiye’nin zaaflarını gören Yunanistan; Ege Denizi’ndeki karasularını genişletmek için girişimlerini sıklaştırdı.
Kıssadan hisse: Ege ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, Türkiye’yi zorluyor. Buralarda sağlam siyaset izlenmezse, Ortadoğu ve Avrasya’da güçlü, etkili, caydırıcı olunamaz.  


Yazarın Son Yazıları