Neden siyanür mü ki?

19 Kasım 2019 Salı

On gün içinde, ikisi İstanbul biri Antalya’da olmak üzere birbiri ardına, üç siyanürle intihar olayı yaşanması üzerine bütün dikkatler oraya yöneldi.

Konu, eli kolu bağlı parlamentoya da yansıdı.


Üç olayın iki ortak noktası da, ekonomik durum ve intihar aleti siyanürdü. Meclis bunlardan siyanürü, öne çıkardı. Bu zehre bu kadar kolay ulaşılabilmesi eleştiri konusu edildi, bu zehire ulaşımın kayıt altına alınabilmesi için parlamento çerçevesinde önceden yapılmış girişimler olduğu görüldü ve bunların yaşama geçirilmesi için, düğmeye basıldı.


Bütün bunlar söz konusu olaylardan çıkarılması gereken dersin siyanüre ulaşımın güçleştirilmesi gerekliliği şeklinde algılandığını ortaya koydu. Sanki toplu intiharların esas nedeni siyanürmüş gibi...


Öyle olmadığı için de, bir kez daha olayın özü kavranamadı, olanların gerçek nedeni algılanamadı. Bu ölümlerde siyanür araçtı. Asıl neden ise avanta, yağma-talan düzeniydi ki esas ortadan kaldırılması gereken de oydu.


Üç toplu intihar olayının ikisinin nedeni, işsizlik. İstanbul ve Antalya’daki iki ailenin trajik ölümle noktalanan işsizlik ve yoksulluk öyküleri yürek sızlatıyor.


İşsizlik dramının boyutlarını istatistiklere bakarak çıkarmak kolay değil. Almanya’da yüzde 3.5 olan işsizliğin Türkiye’de resmen yüzde 14 oluğunu okuyarak, gözünüzde canlandıramazsınız faciayı. Bırakın, Almanya’da işsizlik durumunda var olan sosyal güvenceleri bir yana, istatistikler Türkiye’deki işsiz sayısını bile tam olarak vermiyor. Ayrıca bu rakamlar, bir ülkenin en değerli öğesi olan her üç kişiden birinin işsiz olmasından doğan psikolojik ve sosyal sorunları anlatabilmekten uzaktır.


Kendi kendini yiyerek beslenip, ayakta durmaya çalışan avanta, talan düzeni, insanlarına, gençlerine yaşamlarını sürdürebilecekleri, toplum hayatına katılabilecekleri olanakları sunmuyor, sunamıyor, bu durumu da hiç umursamıyor.


Avanta, talan-yağma toplumlarında, emek kutsal olmadığı gibi yaşamın temel motoru olarak da görülmez, yağma-talan toplumlarında, sunulan, insanca yaşam değil “beyaz ölüm”dür.

O toplumlarda yasalar yoluyla, mahkeme kararıyla, olağanüstü hal bahanesiyle, yürütmenin kanun hükmünde kararnameleriyle, işsiz bırakılan, çalışma olanakları tümüyle ellerinden alınanlara veya kaynakların doğru kullanılmaması yüzünden, istihdam yaratamayan bir ekonomik modelin kurbanı işsizlere sunula beyaz ölümde insan gerçekte tam olarak, ne vardır ne de yoktur.


Vardır, ama sureti aynaya yansımaz, ağzı vardır, laf yapamaz, eli vardır, imkân bulamadığından değer yaratamaz. Kısacası, emeğiyle yaşamayı isteyen gence sunulan ne tam olarak var olacağı, ne tam olarak yok olacağı kahredici bir düzendir.


Bu durum, toplumda zaten avanta ve talan yağması tepişmesinden bozulmuş olan ruh sağlığına bir darbe daha indirir ve ortaya depresyona düçar olmuş bir toplum çıkar.

Siyanürlü intihar olaylarıyla çalkalanmış olan Türkiye’de toplum sağlığı böyledir. Değerli gazeteci, yazar dostum Saygı Öztürk’ün 17 Kasım günkü Sözcü’deki köşesinde belirttiğine göre, Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 8 milyon 179 kişi antidepresan ilaç kullanmaktadır. İşte size toplumsal ruh sağlığımızın göstergelerinden biri.

Siyanürlü intihar olaylarının patlak verdiği ortam işte böyle bir ortam.


Avanta, talan ve yağma düzeninin kurbanları yalnızca emeğiyle geçinemeyenler ve onların yanı sıra, emeklerini pazarın sömürüsüne sunma imkânını bile bulamayanlar değil, ama aynı zamanda o düzenden ilk ağızda kârlı çıktıklarını sananlardır da.


Nitekim, siyanürlü intihar olaylarınn üçüncüsünün başkahramanı da, aynı zamanda kuyumculuk da yapan kayıt dışı işlem yürüten internet sitelerinde yüz binlerce dolar batırmış bir “işadamı.”

Görülüyor ki, avanta, yağma-talan cehenneminin cinnetinin etkisinden tuzu kurular da kurtulamıyor.

Bu arada toplu intihar salgınından sonra siyanür yasaklanıyor.

Niye, bütün bunların nedeni siyanür mü ki?