Aslı Aydıntaşbaş

Hesap vermek ne demek?

15 Ocak 2017 Pazar

Günlerdir kar manzarasını karşıma alıp çalışma masamdan kâh Meclis’teki başkanlık sistemi görüşmelerini, kâh ABD’deki yeni başkanın kabinesinin Kongre’deki oylama sürecini izliyorum. Tedirgin bir ruh haliyle.
Birçok tarihçi, içinde yaşadığımız dönemin 1. Dünya Savaşı öncesi dinamiklere çok benzediğini söylüyor. Yavaş çekim tarih belgeseli gibi Türkiye’yi ve ABD’yi izlerken önümüzdeki dönemin ipuçlarını bulmaya çalışıyorum.
Bizim nereye gideceğimiz belli; TBMM’de kurulan İslamcı-milliyetçi koalisyon, önümüzdeki dönem ne pahasına olursa olsun Türkiye’yi şekillendirmek isteyecek. Bunun anlamını hepimiz biliyoruz.
Peki, ya dünya bunu kaldırabilecek mi? Avrupa’da yükselen sağ ve ABD’deki Trump dönemi, Türkiye’deki içe kapanma sürecini hızlandıracak mı, zorlayacak mı?
Aslında bir anlamda ABD’deki Kongre konfirmasyon (onay) süreci ve Türkiye’deki başkanlık görüşmeleri, tam birbirinin zıddı olaylar. Bizde denge-denetimi olmayan bir sistem için son derece acıklı bir parlamento süreci yaşanıyor.
Sahici bir başkanlık sürecinde ve güçlü bir parlamentoyla yönetilen ABD’de ise, Başkan’ın gücü ve yetkileri, Kongre denetimine tabi. Bu yüzden Donald Trump’ın kabineye atamak istediği tüm bakanlar, Kongre’deki komitelerin önüne dizilip saatler boyu ter döküyor. Milletvekilleri parti liderlerinin lütfuyla değil delege ve seçmen sayesinde orada oldukları için, kimseye eyvallahları yok. Acımıyorlar karşılarındakine. Ciddi ve gerçekten de zor soruyorlar bakan adaylarına. Saygıda kusur yok ancak içerik açısından ciddi tartışmalar yaşanıyor. “Falanca bölgedeki insan hakları ihlallerine ne yapacaksınız?”, “Güney Çin Denizi’ndeki adalar sorununda filancanın açıklamasına ne diyorsunuz?”, “Filanca yardım programını desteklemeye devam edecek misiniz?”
ABD’de ipler, Kongre’nin elinde. Bütçeyi onlar kontrol ediyor. O yüzden bakan adayları sadece onay almak değil, görevlerinin başında oldukları sürece de düzenli olarak gidip Kongre’ye hesap vermek zorunda.
(Türkiye’de istenen sistemde ise demokratik rejimlerde olan denge-fren mekanizması ve hesap verilebilirlik yok. Seçilen, yargı ve Meclis denetimi olmadan kafasına göre yönetebilecek. Bunu grafiklerle çok net anlatan Avukat Ece Güner Toprak’ın sosyal medyadaki açıklamalarını okumanızı tavsiye ederim.)
Peki, ABD’deki Kongre onay sürecinde neler yaşandı? Tabiatıyla ben Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Savunma Bakanı James Mattis’in sorgu ve onay süreçlerini izledim. İtiraf etmeliyim ki, iki bakan adayı da ABD’nin müstakbel Başkanı Donald Trump’dan daha ciddi ve derin oldukları izlenimini verdi. Exxon Mobil’in eski CEO’su Tillerson, 2 gün süren ve sert soruların daolduğu sürece çok iyi hazırlanmıştı. Özetle 2 bakandan çıkardığım sonuç:
• Yeni yönetimin Rusya konusunda çok yumuşak olmasını beklememek lazım. Rusya’nın siber saldırılar ve Avrupa’da siyasete el atmasına karşı önlemler alınacak.
• NATO’nun gözden düşeceğini sanmıyorum. İki bakan da Obama yönetiminin müttefiklerle arayı bozduğunu, bunun toparlanması gerektiğini söyledi ve NATO’ya sahip çıktı.
• Türkiye ile (Tillerson “Erdoğan ile yeniden ilişki kurmalıyız” ifadesini kullandı.) ilişkileri düzeltme gereğinin net bir biçimde altı çizildi. Detaya girilmedi.
• Ancak dışişleri bakan adayı aynı netlikte, “en yakın müttefiklerimizden” dediği “Suriyeli Kürtlerle” ilgili “taahhüdümüzü yenilemeliyiz” dedi ve Rakka operasyonu için YPG ile işbirliğine devam sinyali verdi.
Bunlar, Trump döneminde Türk-ABD ilişkisinin nasıl seyredeceğine dair bize yeterli ipucu veriyor. Bilinmez olan, Türkiye’nin nereye gideceği...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaklaşan facia 6 Eylül 2018
Bu mu devlet aklı? 26 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları