Seçimin tarihi değil, tarafları belli: “dua edenler” ile “beddua edenler”.
Hz. Muhammed, “Dua müminin silahıdır” buyurmuş.
“Türk milleti adına” karar veren Yargıtay’ın da (Tayyip Bey’e) “beddua etmek serbest” içtihadı var. Kötümser olmaya gerek yok. Meşruiyet içinde çare tükenmez. Bunları iki buçuk yıl önce de yazmıştık. (14.01.2024)
Oylama gününe dek milletin oyalanması gerek.
Devlet Bey sağ olsun “devlet aklı” mümessili. Keşke Cumhur İttifakı’nda “devlet vicdanı” sözcüsü de olsa. (Bu iş arada hobi olarak yapan Tayyip Bey’e bırakılmasa... O da baş ekonomist olarak çuvallayınca faizi bereket ile açıklamak zorunda kalmasa...)
Devletin aklı çok, vicdanı yok diye karalar bağlayacak değiliz elbet.
Tesellimiz var. Müesses nizamın ikramı olarak Hacivat-Karagöz oyunu seyredeceğiz.
Özgür Özel, “diplomasız ile mazbatasız oyunu” diye isim taktı. Bir isim de benden: “Ortada sandık. Kanmaktan-kandırılmaktan usandık oyunu!”
Düğmeye üç yıl önce basılmıştı.
Yaz geldi. Yorganları attık. Ama haftalardır “butlan” ile yatıp “butlan”la kalkıyoruz. Fantastik bir sözcük bu butlan. Bırakalım butu, inciği, gerdanı millet kıymaya muhtaç.
Dilbilimciler kadim dillerin her sözcüğünün içinde tahmin edilemeyen hazineler saklıdır diyor.
Tevrat ise “Gökkubbe altında söylenmemiş söz yoktur” buyuruyor. Yahudiler fazla gevezelik etmesin diye söylenmiş bir söz diye boş verip “Kubbealtı Lûgati”ne el atıyoruz.
***
“Butlan”ın “mutlak” olan türünü bile “mutlaka” çözeceğim diye kendime söz vermiştim. Derken aniden erken Cumhuriyet döneminin tıp tarihi ve tababet kitaplarında “butlan-ı his” deyimi çıktı karşıma!
His ve butlan! Vay ki vay... Butlancı karakterlerde his mis ne gezer diye düşünmek yanlışmış. Meğer yargının yarattığı butlan-mutlan keşmekeşi sayesinde hisler de uyuşturuluyormuş.
Özgür Özel’in bıkmadan usanmadan her gece binlerce, on binlerce vatandaşı toplaması, “butlan-ı his”ten, yani narkoz-anestezi etkisinden korumak içinmiş.
Özgür Özel tarihimizin yazacağı ilk “eczacı siyasi parti lideri”dir.
Mesleki sezgisi ile butlan kararının toplumsal hisleri uyuşturabileceğini öngörmüştür.
Pahalılıktan, geçim sıkıntısından, işsizlikten sersemlemiş halkı uyutmak için butlan kârının “narkoz” ve “anestezi” etkisi yaratmıştır. Birkaç ay içinde gece gündüz demeden 100’ün üzerinde meydan mitingi yapmasının nedeni budur.
***
Kemal Bey’in ipe sapa gelmez hallerine gelince ondan milletçe çok şey öğrendik.
“İsimler kaderdir!” denir. Bu lafın boş olduğunu bizzat kendisi kanıtladı. 80 yaşına neredeyse aylar kala eline tutuşturulan kâğıtlardan “talimat” okuyarak ilan etti.
“Kemal” sözcüğü kapsamlı sözlüklerde “en olgun, en yetişkin döneminde olma; bir kimsenin mükemmellik, tamlık, ahlak, ilim ve fazilet bakımından tam bir olgunluğa erişmesi” diye tanımlanıyor.
Bir de “kemalat” diye çoğulu var. “Sahip olunan manevi erdemler, meziyetler” anlamına geliyor. Ayrıca kemal ile ilgili sayısız da özdeyiş var.
Kemal Bey için sosyal medyada alet edavat, takım taklavat anlamında “Saray’ın aparatı” deniyor. Tanzimat’ın ünlü aydınlarından Muallim Naci de (1850-1893) bugünleri görmüş gibi Tayyip Bey’i yüz yıl öncesinden uyarıyor:
“Kem alet il kemâlat olmaz!” diyor. Ama asıl uyarısı daha kapsamlı:
“Ehl-i butlânın sözün tercih eden âdem midir (adam mıdır)/ Âdem ol (adam ol) isterse hasım olsun bütün âlem sana!”
Osmanlı’nın son dönemlerinde nedense kemal beylerde patlama oluyor. Şair Kaymakam Eşref de kifayetsiz muhteris Bahriye Nâzırı Hasan Paşa’ya şöyle sesleniyor:
“Şöyle tavsif ediyor, vak’a nüvisan-ı ümem (milletlerin tarihçileri şöyle niteliyor)/ Gelecek olduğunu bilseydi neslinden/ Almadan Hz. Havva’yı boşardı Âdem!”