Korkuyorlar...

Korkuyorlar...

07.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünyanın çivisi çıktı. Ruhlarımızın da... Dışarıdan baskılanan komplolar, bitmek bilmez senaryolarla içeriden kuşatıldığımız ahlaksızlıklar arasında bir uçtan ötekine savrulup duruyoruz.

Örneğin, üç gün önce “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “gizliliğin ihlali” suç iddialarıyla 75 gündür tutuklu bulunan BirGün muhabiri İsmail Arı, serbest bırakıldı diye ne sevindik ne sevindik. Dile kolay, 75 gün, iki buçuk ay! Bütün bu süreçte hapishanelerin doluluğu nedeniyle yerde yatması, gördüğü kötü muamele, evine baskın, çıplak aramalar, evet işkenceler de işin cabası. Neden bütün bunlar? Sadece gazetecilik yaptığı için. Yunus Emre Vakfı’yla, Kızılay’la ilgili gerçeklerin peşine düştüğü için. Ve hâkim karşısına çıktığı ilk duruşmada beraat... Ve biz seviniyoruz. Böyle bir şey olabilir mi?

Tamam, İsmail Arı’nın serbest bırakılmasına çok sevindik. Peki Merdan Yanardağ niye hâlâ hapiste? Bilen, anlayan var mı? Tele1 genel yayın yönetmeni, usta gazeteci; Ekrem başkan için başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında 2025 yılının ekim ayından beri Silivri’de tutsak! Kimin, hangi ülkenin, hangi gizli servisin casusu onu henüz bilen yok!

Biri bana anlatabilir mi: Bir yanda devlet büyükleri Öcalan’a sıfatlar ararken, onu överken öte yanda bir konuşması yüzünden Selahattin Demirtaş neden 9 yıldır hapiste? Üstelik ortada AİHM kararı varken, üstelik Bahçeli “Tahliyesi hayırlı olur” demişken?

Ülkemin hak hukuk işlerine akıl erdirmek gerçekten çok zor. Akıl erdiremiyoruz ya da aklımızla alay ediliyor.

CHP’ye kayyum atanan Kılıçdaroğlu’nun “ahlaki arınmadan” söz ettiği bunca zamandır şu yukarıdaki soruları sormamış olması da çok gülünç ya da çok acıklı değil mi?

NÂZIM HİKMET’İN O ŞİİRİ 

3 Haziran, Nâzım Hikmet’in ölüm yıldönümüyü. Biz vakıf olarak onu ölüm gününde değil doğduğu gün anmayı seviyoruz. Çünkü hâlâ yaşıyor. Ve Türkçem yaşadıkça, bu millet var oldukça bu dilin en namuslu şairi olarak yaşamaya devam edecek.

Bu pazarın şiiri Nâzım Hikmet’ten gelsin. Irkçılığa karşı direnen, işçi hakları için mücadeleden vazgeçmeyen, folk ve protest sanatçısı devrimci şarkıcı/şair/besteci Paul Robeson’un ABD’de susturulmak istenmesi üzerine yazmıştı bu şiiri Nâzım Hikmet. Bursa Cezaevi’nde haksız yere hapsedilmişken 1949’da yazmıştı.

Şiirin adı “Korku”. Neden bunu seçtim? Evet, bugün ülkemizde çok insan korku içinde ama asıl korkanlar çoğunlukta olan bizler değiliz. Ben Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun ilerledikleri yoldan asla geri dönmeyeceklerini bildiğim için inanın hiç korkmuyorum.

İşte o şiir:

“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson

kartal kanatlı kanaryam

inci dişli zenci kardeşim

türkülerimizi söyletmiyorlar bize.

Korkuyorlar Robeson

şafaktan korkuyorlar,

görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar

yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,

sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.

Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten

(Sizin de bir Ferhad’ınız vardır, elbet Robeson, adı ne?)

tohumdan ve topraktan korkuyorlar,

akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.

ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli

sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine

ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar,

ümitten, korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam

türkülerimizden korkuyorlar Robeson.”

Not: Sevgili okurlar, siz bu yazıyı okuduğunuzda ben Bodrum’da olacağım. Yeni kitabım “80 Yaşım Merhaba” çıktı (İnkılap Kitabevi). Kitabımla ilgili ilk sohbet ve imza 10 Haziran Çarşamba günü Bodrum’daki Inspera Kültür Merkezi’nde, saat 18.30’da. Yolu düşenleri bekleriz.