Hisli hologram: Yakında arkadaşınızın elini sanal olarak sıkabilirsiniz

Bilim insanları, sanal dokunma hissini bir adım öteye taşıdı: “Aerohaptik” teknik sayesinde artık uzaktaki birinin avatarıyla el sıkışmak, daha gerçekçi üç boyutlu oyun deneyimleri ve klinisyenler arasında daha etkin işbirlikleri gibi durumlar söz konusu olabilecek.

26 Ekim 2021 Salı, 04:00
Hisli hologram: Yakında arkadaşınızın elini sanal olarak sıkabilirsiniz
Abone Ol google-news

Glasgow Üniversitesi’nde esnek elektronik ve algılama teknolojileri üzerine çalışan bir grup, “aerohaptik” kullanan ve hava jetleriyle dokunma hissi yaratan bir hologram sistemi geliştirdi. Bu hava jetleri insanların parmaklarına, ellerine ve bileklerine dokunma hissi veriyor.

Ekipten Ravinder Dahiya, The Conversation’a konuyla ilgili yazdığı yazısında, bu teknolojinin, dünyanın diğer ucundaki birinin sanal avatarıyla tanışmamıza ve onların tokalaşmasını gerçekten hissetmemize izin verecek şekilde geliştirilebileceğini ifade ediyor. Bu, Star Trek’teki sanal güverte gibi bir teknoloji geliştirmenin ilk adımları bile olabilir.

Çalışmalarını sürdüren ekip, dokunma hissini yaratmak için bilgisayar tarafından oluşturulan grafikleri, kontrollü hava jetleriyle eşleştirmek için gayet uygun fiyatlı ve piyasada bulunan parçaları kullanıyor.

İLLÜZYON TEKNİĞİ KULLANILIYOR

Ekip, üç boyutlu bir sanal görüntünün yanılsamasını sağlayan grafikler kullanıyor. Kullanılan teknoloji, bir nevi Viktorya dönemi tiyatro izleyicilerinin sahnede doğaüstü görüntülerle heyecanlanmasına neden olan ve Pepper’s Ghost olarak bilinen 19. yüzyıl illüzyon tekniğinin modern bir veryasyonu olarak açıklanıyor.

Sistem, herhangi bir ek ekipmana ihtiyaç duymadan, iki boyutlu bir görüntünün uzayda asılı gibi görünmesini sağlamak amacıyla cam ve aynalar kullanıyor. Ve hava yoluyla dokunsal geri bildirim yaratılıyor.

Sistemi oluşturan aynalar, bir tarafı açık olan piramit şeklinde düzenlenmiş durumda. Kullanıcılar ellerini açık taraftan koyuyor ve piramidin içindeki -boş alanda yüzer gibi görünen- nesnelerle etkileşime giriyor. Nesneler, genellikle video oyunlarında üç boyutlu nesne ve dünyalar oluşturmak için kullanılan bir yazılım programı tarafından oluşturulan ve kontrol edilen grafikler.

Piramidin hemen altında, kullanıcıların ellerinin ve parmaklarının hareketlerini izleyen bir sensör ve karmaşık dokunma hissi yaratmak için hava jetlerini onlara yönlendiren tek bir hava nozulu (memesi) bulunuyor. 

Genel olarak sistem, meme hareketlerini kontrol etmek için programlanmış elektronik donanım tarafından yönlendiriliyor. Bunu da hava nozulunun, kullanıcıların ellerinin hareketlerine uygun yön ve kuvvet kombinasyonlarıyla yanıt vermesini sağlayan bir algoritma sağlıyor.

“Aerohaptik” sistemin yeteneklerini gösterme yollarından biri de gerçeğe yakın bir şekilde dokunulabilen, yuvarlanabilen ve sektirilebilen bir basketbol topunun etkileşimli projeksiyonu. Hava jetlerinden gelen dokunmatik geri bildirim, basketbol topunun sanal yüzeyiyle modüle ediliyor. 

Kullanıcılar, sanal topu değişken bir kuvvetle itebiliyor ve avuçlarında sert bir zıplama veya yumuşak bir zıplamanın nasıl hissettirdiği konusunda ortaya çıkan farkı hissedebiliyor. Bir basketbol topunu sektirmek kadar basit görünen bir şey bile hareketin fiziğini modellemek ve bu hissin hava jetleriyle nasıl tekrarlayabileceğini modellemek açısından epey zor. Ravinder Dahiya da “Ekip olarak çok çalışmamız gerekti” diyor.

GELECEĞİN KOKULARI

Ekip, sisteme ek işlevler eklemek için şimdiden cesurca denemeler yapıyor. Yakında, kullanıcıların sıcak veya soğuk yüzeyleri hissetmelerini sağlamak için hava akışının sıcaklığını değiştirebilmeyi umuyorlar. Ayrıca, hava akışına koku ekleme, kullanıcıların dokunmanın yanı sıra koklamalarına izin vererek sanal nesnelere yönelik “hislerini derinleştirme” olasılığını da araştırıyorlar.

Sistemin etki alanı ve teknolojisi geliştikçe, çok çeşitli sektörlerde kullanılabileceği umuluyor. Bu teknolojinin, hantal ekipman giymek zorunda kalmadan daha sürükleyici video oyunu deneyimleri sunmak ve aynı zamanda daha ikna edici telekonferanslara da izin verebileceği düşünülüyor.

Ayrıca, klinisyenlerin hastalara yönelik tedaviler üzerinde işbirliği yapmasına ve hastaların sürece daha fazla dahil ve bilgili hissetmelerine yardımcı olması bekleniyor. Böylelikle doktorlar, tümör hücrelerinin özelliklerini görüntüleyebilir, hissedebilir, üzerine konuşabilir ve hastalara tıbbi bir prosedür için planlar gösterebilir.

https://theconversation.com 

([email protected])