Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası’nın 2014’te başlattığı 31 Mayıs, 5 Haziran Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası kapsamında bu yıl da “İstanbul Çevre Durum Raporu” yayımlandı.
Oda tarafından yapılan açıklamada, “5 Haziran Dünya Çevre Günü pek çok kesim tarafından bir kutlama vesilesi olarak değerlendirilmekte. Ne var ki doğanın ve yaşam alanlarının sermaye birikim süreçlerine eklemlenerek tasfiye edildiği, ekolojik yıkımın derinleşerek sürdüğü bir coğrafyada bu günün kutlama değil hesap sorma günü olduğu açık” dendi.
Açıklamada, “Fosil yakıt bağımlılığı, Akkuyu, Sinop ve İğneada nükleer santral projelerinden vazgeçilmemesi; tarım, orman ve mera alanlarının yapılaşmaya açılması; anayasanın 56. maddesinde güvence altına alınan sağlıklı çevrede yaşam hakkını fiilen ortadan kaldırmakta. Bu tabloya, kamuoyunda ‘süper izin yasası’ olarak bilinen düzenlemeyle çevre mevzuatındaki güvencelerin fiilen işlevsizleştirilmesi ve doğal alanların madencilikle enerji projelerine karşı savunmasız bırakılması da eklendiğinde yaşamın yeniden üretilebileceği alanların bütünüyle sermayenin tasarrufuna bırakıldığı görülmekte. Tüm bu süreçleri meşrulaştırmak üzere sıklıkla başvurulan ‘sürdürülebilir kalkınma’ ve ‘yeşil kapitalizm’ söylemleri ise yaşanan tahribatın üzerini örten bir işlev görmekte” ifadeleri kullanıldı.
TÜKETİM ARTTI
Raporda İstanbul’un içme ve kullanma suyu, atık ve atık su durumu, toprakla gürültü kirliliği, hava kalitesi ve arazi kullanımlarıyla kentleşme baskısı ele alındı. Ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen “çevresel etki değerlendirmesi (ÇED)” süreçleri de değerlendirildi.
Raporda İstanbul’daki nüfus fazlalığının su varlıkları üzerinde baskıyı artırdığı belirtildi.
Raporda, “2021’de 2.942.439 m3/gün olan yıllık ortalama günlük su miktarı, 2025 itibarıyla 3.214.606 m3/gün seviyesine yükselmiştir. Beş yıllık süreçte yıllık ortalamanın yaklaşık 272 bin m3/gün artmış olması, kentin su talebinin yapısal olarak büyüdüğünü göstermekte. Bu veriler, İstanbul’un su yönetimindeki yapısal dengesizliği açıkça ortaya koymakta. Kentin nüfusunun yüzde 63.97’si Avrupa Yakası’nda ikamet etmesine karşın mevcut arıtma kapasitesinin ağırlığı Asya Yakası’nda yoğunlaşmaktadır; bu coğrafi uyumsuzluk, her geçen yıl daha maliyetli ve kırılgan bir su temin yapısını beraberinde getirmekte. Öte yandan iklim değişikliğinin etkileriyle barajlara yağışlardan gelen su miktarı son beş yılda yüzde 32 oranında azaldı. Oda açıklamasında bu düşüşün geçici değil, kalıcı bir eğilime işaret ettiği aktarıldı.
İçme suyunun büyük bölümü Ömerli, Terkos ve Büyükçekmece barajlarına dayanıyor.
Raporda içme suyunun yaklaşık yüzde 77’sinin bu üç büyük tesise bağlı olduğu, yoğunlaşmayla birlikte kentin kuraklık ve arıza karşısında kırılgan hale geldiği vurgulandı.
MALİYET PAHALILAŞIYOR
İle su sağlayan İSKİ’nin elektrik giderleri 2021- 2025 yılları arasından yüzde 464 oranında arttı. İSKİ’nin kullandığı elektriğin yüzde 76.7’si içme suyu tesislerinde tüketiliyor. Bu artış da doğrudan yurttaşın su tarifelerine yansırken maliyet pahalılaşıyor. Raporda kentleşme politikalarına da dikket çekildi. Özellikle Sazlıdere Barajı gibi içme suyu havzalarında artan yapılaşma, suyun doğal dengesini bozuyor.
‘SÜREÇ FORMALİTE’
Raporda ayrıca yürütülen ÇED süreçlerine dikkat çekildi. Asıl amacının önleyici ve koruyucu bir mekanizma olması gerekirken “formaliteye” döndüğünün belirtildiği raporda, ÇED süreçlerinin yüzeyselliği vurgulandı. Su havzaları, tarım alanları ve ekolojik hassas bölgelerin detaylı aktarılmadığı dile getirildi.
‘YAŞAM ALANLARI RANTA TESLİM EDİLEMEZ’
Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve yaşam savunucuları, dün “Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı” projesi kapsamında İstanbul’un su kaynağı Sazlıdere Barajı çevresindeki yapılaşmaya karşı basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, “Ayrıca Ömerli Havzası üzerindeki tarım ve mera vasfındaki 250 hektarlık alan üzerine, 20 bin insanın çalışacağı Tuzla Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulmak istenmekte” dendi. Açıklamada, “Ulaşım yatırımı olarak sunulan yaklaşık 127 kilometrelik Kuzey Demiryolu Geçişi projesi; Kuzey Ormanları’nı parçalayacak, yaban hayatı koridorlarını kesintiye uğratacak, Ömerli, Büyükçekmece, Sazlıdere ve Alibey gibi kentin kritik su havzaları üzerinde ciddi baskılar yaratacak bir hat üzerinde tasarlanmıştır. İstanbul’un yaşam kaynakları rant projelerine feda edilemez” ifadeleri kullanıldı.
