16 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa şu önemli anı şöyle anlatır;
“Baktım ki rıhtıma yanaşmış olacağını sandığım vapur, uzaklardadır. Sandallarla vapura gittik. Kaptana yola çıkmak için emir verdimse de Kızkulesi açıklarında kontrole uğradık. Birkaç yabancı subay ve askeri bizi arayıp kontrol edeceklerdi. Muayene uzayıp gitti.
Bundan istifade edebilmek için kaptana hareket hazırlıklarını çabuklaştırmasını söyledim. Yirmi yedi yıllık ihtiyar kaptan demir aldırmaya başladı. Ben kaptan köşkündeydim. Subay ve askerler dışarı çıktılar. Hareket ettik. Karadeniz boğazından çıkarken, kaptana tehlikeli bu durumları anlattım. Cevap verdi:
“Ne aksi, dedi, bu denizi pek iyi tanımam, pusulamız da biraz bozuk.” Bunun üzerine:
“Mümkün olduğu kadar kıyıdan takibetmesini uyardım. Çünkü bundan sonra benim tek istediğim, Anadolu'nun bir kara parçasına ayak basmaktan ibaretti. Sahili takip ede ede evvela Sinop’a geldik. Kasabaya çıktım. Oradakilerle görüşerek, Samsun’a kolaylıkla gidilebilecek yol olup olmadığını soruşturdum. Ne yazık ki yokmuş.”
İstanbul’u terk ederken, güvertede Mustafa Kemal Paşa, arkadaşlarına şunları söylemiştir:
“Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde. Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz.”
ANAFARTALAR KAHRAMANI SAMSUN’DA
Bandırma vapuru, sabah saat 06.00 sıralarında Samsun limanına girmiş, sandallar aracılığıyla arkadaşlarıyla beraber karaya çıkan Mustafa Kemal Paşa, askerî bando eşliğinde halk tarafından sevgi ile karşılanmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’dan, emrindeki vilâyetler mülkî âmirleri ile Kolordu Komutanlıklarına bölgelerindeki asayiş durumunu belirten bir rapor göndermeleri hakkında şu telgrafı çeker:
“19 Mayıs 1919 Pazartesi sabahı Samsun’a çıktım.” İşte, kurtuluş tarihimiz, Mustafa Kemal Paşa’nın bu cümlesiyle başlar.
Falih Rıfkı Atay, Çankaya adlı eserinde, O’nun Samsun’a çıkışı konusunda şu tesbitleri yapar:
“Mustafa Kemal, 22 Mayıs’ta Samsun’daki İngilizlerle konuştuktan sonra İstanbul’a bir rapor gönderir.”
Bu raporda Samsun ve çevresi Rumları hırslarından vazgeçmedikçe yatışma olamayacağını, Türklüğün yabancı mandasına katlanamayacağını, milli hareketlere hak vermek gerektiğini bildirir. Oysa görevi başkaldıran Türkleri ezmek ve susturmaktı. Samsun’a gelince İngilizler kuvvetlerini artırmışlar ve bir kısmını içeriye yollamışlardı. Bu hal hem antlaşmaya aykırı idi, hem de kendini güç duruma sokuyordu.
Haziranın ilk haftasında Savaş Bakanı önemli konuları görüşmek üzere İstanbul’a gelmesini yazdı.
“Bu sefer de İstanbul’daki işgal kuvvetleri tedirgindir. İşgal kumandanlığı daha ilk günden Mustafa Kemal’i yadırgamıştır. Ondan şüphelenmiştir. Daha ilk günlerden, onun geri çağırılması için Harbiye Nezareti’ni sıkıştırmaya başlamıştır.
9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, daha Samsun’dayken İstanbul’a arka çevirir. Telgraflarında şu cümle dikkati çekicidir:
“Millet ve memlekete borçlu olduğumuz en son vicdan vazifemizi, yakından, beraber çalışarak en iyi başarmak mümkün olacağı kanaaliyle bu vazifeyi kabul ettim.”
Bu cümle, İstanbul’da Şişli’deki evde konuşulanların bir devamı gibidir. Gerçi orada tam, belirli kararlara, planlara varılmamıştır. Ama ondan istenen, Anadolu’ya gelmesi değil miydi? İşte artık Anadolu’dadır.
19 Mayıs 2025
Ahmet Gürel