CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, CHP Seçilmiş İzmir İl Başkanlığında düzenlenen aylık bilgilendirme toplantısında milli güvenlik konularına ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasına Balyoz Kumpasında hayatını kaybeden Amiral Cem Aziz Çakmak ve diğer tüm kayıpları anarak başlayan Bağcıoğlu, "Milli orduya kumpas kuranları, bu kumpaslara göz yumanları, askeri personelin hakkını hukukunu korumayanları lanetliyorum. Unutmadık unutmayacağız" dedi.
Milli güvenlik konusunda değerlendirme, eleştiri ve öneriler yapmaya aralıksız devam edeceklerini belirten Bağcıoğlu, askeri sağlık sisteminden savunma sanayisine kadar birçok konuyu gündemde tutmaya kararlı olduklarını şu sözlerle aktardı:
"Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da; askerî sağlık sisteminin çökertilmesini, askerî eğitim sistemindeki gerilemeyi, personel temin, atama, terfi ve emeklilik süreçlerindeki liyakatsiz ve hukuksuz uygulamaları, son 14 yılda muharip uçak tedarik edilememesini, hava savunma zafiyetini, öncelik alamayan acil harekât ihtiyaçlarını ve savunma sanayisindeki yapısal zafiyetleri, Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerimizin yeterince korunamamasını, askerî alanların rant uğruna elden çıkarılmasını, emekli askerlerin gasp edilen özlük ve sosyal haklarını, muvazzaf personelin derinleşen ekonomik sorunlarını, şehit aileleri ve gazilerimizin çözüm bekleyen sorunlarını, OYAK'ta yaşanan yönetim zaaflarını, Türk Hava Kurumu'nun kayyum uygulamalarıyla etkisizleştirilmesini, afet yönetiminde yaşanan gecikmeleri ve koordinasyon eksikliklerini, Atatürk'e bağlılıklarını ifade ettikleri için ihraç edilen teğmenleri, ihmal sonucu şehit olan Mehmetçiklerimizin hesabının sorulmamasını, kötü muameleye maruz kalan askerî personelin susturulmasını ve hak arama yollarının kapatılmasını ve bunlarla sınırlı olmayan tüm millî güvenlik meselelerini gündemde tutmaya, takip etmeye ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz."
"TÜRK BAYRAĞI RÜZGARLA DEĞİL, ONU KORURKEN ŞEHİT OLAN HER MEHMETÇİĞİN SON NEFESİ İLE DALGALANIR"
Türk bayrağının en büyük milli değer olduğunu vurgulayan Bağcıoğlu, bu sembolün önemini dile getirirken, bazı kesimlerin veya kişilerin Türk bayrağı ve milli birliğimiz temalı faaliyetlerden rahatsız olmalarının son derece rahatsız edici olduğunu söyledi.
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’nin rolüne ilişkin basında yer alan iddiaların bilgi kirliliğine ve endişelere yol açtığını belirten Bağcıoğlu, zirveye ev sahipliği yapmanın önemli olduğunu ancak övünmeden önce bazı soruların sorulması gerektiğini ifade etti ve "Keşke millî savunma sanayiimizin kritik projelerine ve yerli üretim kapasitesine ihtiyaç duyduğu kaynaklar zamanında tahsis edilebilseydi. Keşke zirvenin hava savunması tamamen yerli ve millî hava savunma sistemleriyle sağlanabilseydi. Asıl övünmemiz gereken başarı bu olurdu" dedi.
Ankara Zirvesi öncesinde yaşananları düşündürücü olarak nitelendiren Bağcıoğlu, süreçteki gelişmelere ilişkin şu eleştirileri sıraladı:
"Anlaşılan o ki, Türkiye’de yaşanan herkesin bildiği gerçekleri yurt dışında anlatanları, her fırsatta 'ülkeyi şikâyet etmekle' suçlayanlar, bu kez Türk gazetecilerini NATO’ya şikâyet etti. Sanki yoksulluk o evlerde yaşayan insanların suçuymuş gibi, Ankaralıların evlerinin önüne paravanlar çekildi. Akademisyenler ve STK üyeleri ağır suçlamalarla tutuklandı."
Türkiye’nin ittifak yükümlülüklerini yerine getirirken milli menfaatlerinden ödün vermemesi gerektiğinin altını çizen Bağcıoğlu, "Türkiye; egemenlik haklarından, Montrö’nün sağladığı stratejik kazanımlardan, Karadeniz’deki istikrarı koruyan dengeden, Kıbrıs Türkünün güvenliğini sağlayan, haklarını muhafaza eden, Ege ve Doğu Akdeniz’deki milli menfaatlerimizi koruyan ve Ortadoğu’da macera aramayan duruşundan hiçbir şekilde taviz vermemelidir" şeklinde konuştu.
"TÜRK BAHRİYESİ GEREKLİ GÜVENLİK TEDBİRLERİNİ ALMAYA MUKTEDİRDİR"
Karadeniz’de ticaret gemilerine yönelik insansız araçlarla yapılan saldırıların sürdüğünü belirten Bağcıoğlu, bu durumun Türkiye'nin güvenilirliği ve caydırıcılığını doğrudan etkilediğini söyledi. Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı gemilerin hedef alınmayacağına dair bir güvence olmadığını ifade eden Bağcıoğlu, diplomatik girişimlerin en üst düzeyde başlatılması ve kamuoyunun şeffaf şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti. Önleyici tedbirlerin yetersiz kaldığını dile getiren Bağcıoğlu, deniz kuvvetlerinin gücüne olan inancını bu sözlerle vurguladı.
Karadeniz kıyısındaki illere düşen kontrol dışı İHA'lara da dikkat çeken Bağcıoğlu, "Artık birkaç kilometre menzilli ticari dronlarla yüzlerce kilometre menzilli gelişmiş sistemler aynı güvenlik ekosisteminin parçasıdır" diyerek kamu kurumlarının, özel sektörün ve vatandaşların İHA tehdidine karşı bilinçlendirilmesi gerektiğini, erken ihbar sistemleri ile kuvvet koruma tedbirlerinin sürekli güncellenmesi şart olduğunu açıkladı.
"DOĞU AKDENİZ'DEKİ HER YENİ GİRİŞİM, TÜRKİYE AÇISINDAN MİLLÎ GÜVENLİK PERSPEKTİFİYLE ANALİZ EDİLMELİDİR"
Kıbrıs konusundaki yaklaşımlarının tutarlı ve kararlı olduğunun altını çizen Bağcıoğlu, Ada'da kalıcı bir uzlaşının ancak Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkün olacağını belirtti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin huzur ve güvenliğinin, Türkiye’nin millî güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyen Bağcıoğlu, "Garantörlük statüsünden doğan hak ve sorumluluklar ile uluslararası hukukun tanıdığı yetkiler doğrultusunda, geçmişte olduğu gibi bugün de Kıbrıs’ta barışın, güvenliğin ve istikrarın korunması için kararlılıkla hareket edilmelidir" dedi.
Doğu Akdeniz'de ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin yer aldığı gelişmelerin sadece enerji veya ulaştırma projesi olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Bağcıoğlu, bu mimarinin askeri ve jeopolitik boyutları olduğunu belirterek bu konudaki stratejik yaklaşımı paylaştı.
"MISIR İLE İLİŞKİLER SEÇİM HESAPLARINA KURBAN EDİLDİ"
Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de kuşatmak isteyen girişimlere karşı en güçlü cevabın güçlü bir deniz kuvveti, etkin diplomasi ve stratejik inisiyatifler olduğunu söyleyen Bağcıoğlu, Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı’nın önemine değindi. Mısır ile 13 yıl aradan sonra gerçekleştirilen askeri iş birliklerinin önemli ancak gecikmiş adımlar olduğunu belirten Bağcıoğlu, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Eğer bu ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'nin millî menfaatlerine çok daha uygun sonuçlar elde edilebilirdi."
Bağcıoğlu, Akdeniz Kalkanı Harekatı’na uluslararası bir kimlik kazandırılabileceğini belirterek, "Öncelikle Suriye ve Mısır'ın, ardından Libya ve Lübnan'ın bu yapıya dâhil edilmesiyle Türkiye öncülüğünde Akdeniz'de kalıcı, kapsayıcı ve bölgesel sahiplenmeye dayalı yeni bir deniz güvenliği mimarisi oluşturulabilir" önerisini sundu.
SURİYE AÇIKLAMASI
Şam’da meydana gelen ve can kayıplarına yol açan saldırıya değinen Bağcıoğlu, Suriye’deki istikrarsızlığın çözümüne yönelik askeri ve idari gereklilikleri bu şekilde ifade etti. Bağcıoğlu, bu sürecin başarıyla sonuçlandırılmasının ülkedeki kalıcı normalleşme ve benzer saldırıların önlenmesi için kritik öneme sahip olduğunu belirtti.
İran ile ABD arasındaki doğrudan çatışma riskinin kısa vadede azalmış görünmesine rağmen temel anlaşmazlıkların sürdüğünü ifade eden Bağcıoğlu, bölgedeki mevcut durumu, "Mevcut tablo, diplomatik müzakereler ile kontrollü caydırıcılık politikalarının eş zamanlı sürdürüldüğü, ancak yanlış hesaplama veya vekil aktörler kaynaklı gelişmeler nedeniyle kırılganlığını koruyan bir güvenlik ortamına işaret etmektedir" sözleriyle özetledi.
"BAŞARI; ÇOK SAYIDA PROTOTİP ÜRETMEK DEĞİL, BUNLARI KISA SÜREDE OLGUNLAŞTIRARAK SERİ ÜRETİME GEÇİRMEKTİR"
Savunma sanayisinde temel yaklaşımın "Konsepte dayalı ihtiyaç sistemi" olması gerektiğini belirten Bağcıoğlu, savunma gücünün sadece yeni platform üretmekle artmayacağını söyledi. Esas olanın, geliştirilen sistemlerin harekât ihtiyaçlarına uygun olması ve buna ilişkin doktrinlerin, eğitim sisteminin, teşkilat yapısının eş zamanlı geliştirilmesi olduğunu ifade eden Bağcıoğlu, savunma sanayisindeki verimlilik kıstasını bu cümleyle tanımladı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bazı kritik harekât ihtiyaçlarının uzun süredir yeterli önceliği alamadığını savunan Bağcıoğlu, bu ihtiyaçları şu şekilde aktardı:
Kargo / Nakliye Uçağı: Envanterdeki nakliye uçaklarının yaşlandığını belirten Bağcıoğlu, A400M’nin tedarik ve idame maliyeti yüksek olsa da gerçek bir alternatifi bulunmadığını, kararların ertelenmesinin gelecekte daha yüksek maliyetlere yol açacağını söyledi.
TCG Anadolu İçin Nakliye Helikopteri: TCG Anadolu’nun potansiyelinin tam kullanılması için deniz şartlarına uygun nakliye helikopterlerinin öncelikle tedarik edilmesi gerektiğini belirtti.
Deniz Helikopteri: Denizaltı savunma harbi, keşif-gözetleme ve arama-kurtarma görevlerinin etkinliği için deniz helikopteri envanterinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
"CH-47 AĞIR YÜK HELİKOPTERLERİ İLE SH-70 DENİZ HELİKOPTERLERİ, KISA SÜREDE YERİNE KONULMASI MÜMKÜN OLMAYAN KRİTİK PLATFORMLARDIR"
Kritik askeri araçların yıpratılmaması gerektiğinin altını çizen Bağcıoğlu, bu araçların asli askeri görevleri dışında zorunlu olmadıkça kullanılmaması gerektiğini söyledi. Özellikle orman yangınları için ihtiyaç duyulan hava araçlarının Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından önceden planlanıp kiralanması gerektiğini ifade eden Bağcıoğlu, deniz aşırı insani yardımlarda da askeri nakliye uçaklarının korunması, THY veya müttefik ülkelerin imkanlarından yararlanılması gerektiğini belirtti.
S-400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİ AÇIKLAMASI
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in Fransız-İtalyan SAMP/T ile ABD yapımı Patriot sistemlerinin gündemdeki yerine dair açıklamalarını değerlendiren Bağcıoğlu, KAAN'ın milli motoru ve milli hava savunma sistemleri hazır olana kadar hazır sistem tedarik edilmesinin rasyonel bir tercih olduğunu söyledi. Ancak geçmişte yapılan S-400 tedarikini sert bir dille eleştiren Bağcıoğlu, kararın doğurduğu sonuçları şu sözlerle paylaştı:
"Büyük bir başarı hikâyesi olarak sunulan, Türkiye’ye getirilişi televizyonlardan canlı yayınlanan ve haklı gerekçelerle karşı çıkanların neredeyse vatan haini ilan edildiği S-400 tedarikinin bedeli ağır olmuştur. Bu bedelin sonuçları arasında, KAAN için F110 motorlarının tedarikinde yaşanan sorunlar başta olmak üzere savunma sanayi ve güvenlik alanında karşılaşılan önemli kısıtlamalar da yer almaktadır. Bugün hâlâ S-400 kararına her gün yeni mazeret üretmeye çalışan dijital propaganda hesapları olabilir. Ancak bu siyasi kararın sorumluluğu bu kararı verenlere aittir ve Türk milleti önünde bu sorumluluk alınmalıdır."
"TÜRKİYE’NİN ACİL MUHARİP UÇAK İHTİYACI, SİYASİ BEKLENTİLERE VEYA BELİRSİZ VAATLERE BIRAKILAMAZ"
F-35 tedarikine yönelik ABD Senatosu'ndaki yasal engelleri ve yabancı lobilerin faaliyetlerini hatırlatan Bağcıoğlu, milli güvenlik konularının oyalama ve kamuoyu yönetimiyle değil, devlet ciddiyetiyle yürütülmesi gerektiğini belirtti. Acil olarak yapılması gereken öncelikleri paylaşan Bağcıoğlu, atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:
"Stratejik hedef olan KAAN’ın en kısa sürede tam harekât kabiliyeti kazanması. EF-2000 Typhoon tedarikinin ve F-16 ÖZGÜR modernizasyonunun hızlandırılması. F-35’e kıyasla sonuç alma ihtimali daha yüksek olan KAAN motoru ve F-16 Blok 70 tedarik süreçlerinin sonuçlandırılması. Muharip İnsansız Uçak Sistemlerinin envantere alınmasının süratlendirilmesi."
"TCG ANADOLU DAHİL BUGÜN ULAŞILAN BÜTÜN BAŞARILARIN ARKASINDA ONLARCA YILLIK KURUMSAL BİRİKİM BULUNMAKTADIR"
MİLGEM Projesinin temellerinin Merhum Oramiraller Vural Bayazıt ve Özden Örnek başta olmak üzere çok sayıda uzmanın emeğiyle atıldığını hatırlatan Bağcıoğlu, "Bu başarıların bedelini FETÖ kumpaslarında ödeyenleri unutmuyoruz" dedi. Karadeniz’in bir "MİLGEM Denizi" haline gelmesinin teknolojik bir başarı olduğunu belirten Bağcıoğlu, savaş gemisi ihracatı yapılırken Deniz Kuvvetleri'nin harekat ihtiyaçlarının asla zafiyete uğratılmaması gerektiğinin altını çizdi.
Ankara'da tesis edilen yeni Ayyıldız Karargahı’nın müştereklik anlayışına katkı sağlayacağını değerlendiren Bağcıoğlu, bu yapılanma hayata geçirilirken kuvvet komutanlıklarının kurumsal geleneklerinin ve yerleşik usullerinin korunması gerektiğini vurguladı. Sürece ilişkin kamuoyunun cevap beklediği soruları aktaran Bağcıoğlu, şu başlıkları dile getirdi:
Ayyıldız Karargahı’na taşınma tamamlandıktan sonra, şehir merkezinde bulunan mevcut karargâh binaları ve arazileri hangi amaçlarla değerlendirilecektir?
Özellikle İstanbul’da geçmişte yaşanan örnekler dikkate alındığında, bu değerli askeri arazilerin yüksek rant getiren imar ve ticari projelere açılması söz konusu olacak mıdır?
Böylesine büyük ölçekli projeler için kaynak oluşturulabilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin uzun süredir devam eden barınma ve lojman sorunlarının çözümüne neden aynı öncelik ve kaynak tahsis edilmemektedir?
Ayyıldız projesinin yapıldığı alana çok yakın bir bölgede, 17 Eylül 2025'te temeli atılan Dışişleri Bakanlığı Yerleşkesi inşaatı çok kısa bir sürede tamamlanma aşamasına gelmişken, stratejik öneme sahip Ayyıldız Projesi’nin yapım sürecinin bu denli uzun sürmesinin gerekçeleri nelerdir?
"NATO ZİRVESİNE KATILACAK 32 DEVLETTEN SADECE TÜRKİYE VE İZLANDA’NIN ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ YOKTUR"
Yaklaşık 30 aydır askeri sağlık sistemine olan ihtiyacı sürekli gündeme getirdiklerini belirten Bağcıoğlu, askeri sağlık sistemlerinin savaşın sonucunu doğrudan etkileyen stratejik bir unsur olduğunu söyledi. Türkiye'nin bu alandaki konumuna dair çarpıcı bir kıyaslama yapan Bağcıoğlu, durumu bu verilerle ortaya koydu ve ekledi: "İzlanda’nın zaten 'silahlı kuvvetleri' mevcut değildir."
Askeri sağlık sisteminin sadece hastanelerden ibaret olmadığını ifade eden Bağcıoğlu; bunun kıta, birlik ve gemilerden başlayıp Gülhane Askerî Tıp Akademisi'ne (GATA) kadar uzanan bütünleşik bir yapı olduğunu vurguladı. Sadece birkaç asker hastanesinin açılmasının sistemin yeniden kurulduğu anlamına gelmeyeceğini belirtti.
"ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ YENİ VAATLER DEĞİL, SOMUT ADIMLAR BEKLEMEKTEDİR"
Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümünde asli sorumluluğun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nda olduğunu söyleyen Bağcıoğlu, TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda bekleyen düzenlemelerin akıbetinin kamuoyuyla paylaşılmasını istedi ve sosyal devlet olmanın anayasal bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
"TSK EMEKLİ PERSONELİ AÇLIK SINIRI ALTINDA MAAŞ ALMAKTADIR"
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük gücünün yetişmiş insan kaynağı olduğunu vurgulayan Bağcıoğlu, son yıllarda personelin özlük haklarında ciddi kayıplar yaşandığını söyledi. Ekonomik sıkıntılara ve hak arama önündeki engellere dikkat çeken CHP Genel Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, "Verilen sözler tutulmamakta, emekli personelin hak arama girişimleri engellenmekte hakkını arayan suçlu ilan edilmektedir. Personel temininden atama ve terfilere, emeklilik süreçlerinden mali ve sosyal haklara kadar tüm uygulamalar; liyakat, hakkaniyet ve kurumsal ihtiyaçlar esas alınarak yürütülmelidir." dedi.
