Atatürkçü Düşünce Derneği’nin aylık genel yönetim toplantısı, bu kez 27 Haziran 2026 günü Mersin’de yapılacaktır. Aklıma Gazi Paşa’nın Mersin’i ziyaret edişi ve Dr. Reşit Galip’in onu karşılayışı geldi. Önce, İzmir Atatürk Lise’mden mezunu olan Dr. Reşit Galip’in mezarını ziyaret ederek, Mersin’e ulaştım, o günün anılarını okuyalım ve onları analım.
Gazi Paşa ve beraberindekiler, 17 Mart 1923 sabahı Adana’dan ayrılarak Mersin’e doğru hareket etmişlerdir.
Mersinliler, O’nu Yenice İstasyonu’ndan başlayarak coşkun gösterilerle karşılamışlardır. Gazi Paşa, önce Hükümeti, Mersin Belediyesi’ni, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni ziyaret etmiş ve Millet Bahçesi’ndeki Türk Ocağı’nın toplantısına katılmıştır. İlgililerce bahçenin tam ortasına taht şeklinde iki koltuk hazırlanmış, koltukların birinde Gazi’nin, diğerinde de eşi Latife Hanım’ın oturtulmasını planlamışlardır. Gazi bahçeye gidip bu tahtı görünce daha çok kızmıştır. Kılıç Ali o günü şöyle anlatır.
“Gazi, bu ne maskaralık?” Dedi. Tahta sandalyelerden birini aldı, bir yere oturdu. Program gereğince o tarihte Mersin’de doktorluk yapan Mustafa Reşit Galip Bey, Mersin Türk Ocağı Başkanı olarak bir konuşma yapacaktır. Gazi ve biz, Dr. Mustafa Reşit Galip Bey’i ilk kez orada böyle tanıdık.”
Dr. Mustafa Reşit Galip’in Mersin Konuşması
Doktor, tane tane konuşurken birden elinin işaret parmağı ile Gazi’yi göstererek ve ‘Sen’ diye ona seslenerek:
“Paşa, Muhterem Gazi, sen bu milletin yalnız kurtarıcı ve yalnız bir kahramanı değilsin, sen bunlardan daha çok büyüksün, sen bu milletin bir ferdisin. Senin asıl büyüklüğün, bütün o büyüklüklere rağmen, milletin bireyiyim diye övünmendir. Çünkü bu millet uzak ve yakın geçmişlerinde de hakikaten kahramanlar, kurtarıcılar görmüştür. Bu millet de bütün büyük milletler gibi tarihinde büyük olaylar, gel-gitler, ak ve kara günler gördü. Böyle günlerde kahramanlar çıktılar, mağlubiyetleri galibiyete çevirdiler. Milli hudutları esir yerlere kadar zafer içinde genişlettiler. Dâhiler çıktılar, bozulan devlet işleyişini düzelttiler; hükümet ve milleti olaysız batış ve yıkılmaktan kurtardılar.
Fakat onların, o sultan ve vezirlerin hepsi, gördükleri işlerle o kadar mağrur oldular ki artık kendilerini milletin bireyi saymayı kendileri için bir alçalma, bir hakaret saydılar. Hizmetlerinin karşılığı olarak milletin kemikleriyle kurulmuş, kanlarıyla sıvanmış saraylarda, konaklarda, malikânelerde yaşamayı tercih ettiler. Bu kanlı kemik yığınları üzerinden milletlerine hakaretle baktılar. Milleti bir hayvan sürüsü ve kemiklerini gökten bu sürüyü istedikleri gibi sürüp götürmek için inmiş göksel vücutlar sandılar. Yani artık bu milletin bir ferdi olmaya istemediler.
Hâlbuki sen, işte bu kadar evrensel şanların, şereflerin ve layık olduğun bu kadar yüksek yerinle beraber yine içimizdesin. Yine ‘Ben bu milletin bir ferdiyim’ diyorsun ve dertleşmek için gelip bizi buluyorsun. İşte bundan dolayı daha ziyade yükseliyorsun ve her büyükten daha büyük, çok büyük oluyorsun. Bu milletin bir ferdi olmakla iftihar eden Mustafa Kemal Paşa, Paşa, bin yaşa.”
Herkes şaşkın. Acaba bir fırtına mı kopacak? Ama biz İsmail Habib’e bırakalım sözü:
“Milletin bireyi... Baktım, şefin fırtınalı yüzünde, ani bir rüzgârla bulutlarını dağıtan bir yüz işareti vardı. Birey, milletin bireyi; o tek kelime, bir tılsım gibi, dört beş saatlik öfkeyi bir anda uçuruvermişti.
Gerçekten de Gazi’ye yapılabilecek en güzel övgü, ona içtenlikle ve ‘Sen’ diyerek seslenebilmek ve Türk ulusunun bir bireyi olmasının onun en yüce özelliği olduğunu söylemekti.
Gazi, bu genç insanı unutmayacaktı: Kısa bir süre sonra Dr. Mustafa Reşit Galip artık milletvekiliydi.
O bunla da kalmayacak Gazi’nin yakın çevresinden olacak, sofrasında bulunacaktı. Ama dik başlıydı, açık sözlüydü, eleştirilerini sakınmıyordu. Ne ki, Gazi’ye öylesine bağlıydı ki, kısa yaşamı boyunca ona ait ne varsa toplayıp saklayacaktı. Ama Gazi’ye bağlılığının temelinde ise ‘Devrim’e olan inancı, Türk ulusuna olan sevgisi geliyordu. O nedenle, kendiliğinden, gönüllü olarak Ankara İstiklâl Mahkemesi üyesi olmak isteyecek ve bu görevini de iki yıl sürdürecekti. Tam bir devrimci...
Mart 1923 yılında hekimlik yaptığı Mersin'e gelen Atatürk’e hitaben yaptığı konuşma ile önderi etkileyen Reşit Galip, iki yıl sonra onun önerisiyle milletvekilliğine aday gösterilmiştir. 1925 ara seçimlerinde General İzzettin Çalışlar’ın istifa etmesi ile boşalan Aydın milletvekilliğine seçilerek meclise girmiştir.
Atatürk’ün beş fikir arkadaşları kitabımı bitirip, (İAL) liseme hediye ettim. O, İAL mezunu fikir adamları; Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Dr. Reşit Galip, Mahmut Esat Bozkurt ve başbakan Rüştü Saracoğlu’dur. Işıklar onlarladır.
21 Haziran 2026
Ahmet Gürel
