23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bu yıl da yalnızca bir kutlama günü değil; çocukların haklarını, güvenliğini ve geleceğini yeniden hatırlatan güçlü bir toplumsal çağrıya dönüştü. Kadınları ve Çocukları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Aslı Sarı, Eğitim Uzmanı ve Sosyolog Fulya Peynirci ile Avukat Merve Aybar Güler, yaptıkları değerlendirmelerde çocuklara yönelik şiddetin bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekti. Ortak vurguda; her çocuğun sevgi, güven ve korunma hakkına sahip olduğu, şiddetin hiçbir biçimde kabul edilemeyeceği ve çözümün aile, okul, hukuk ve toplumun birlikte hareket etmesiyle mümkün olabileceği ifade edildi. Uzmanlar, 23 Nisan’ın çocuklara armağan edilen bir bayram olmasının yanı sıra, “çocukların sesi olma ve onları koruma sorumluluğunu” yeniden hatırlatan bir gün olduğunu vurguladı.
Kadınları ve Çocukları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Aslı Sarı, 23 Nisan dolayısıyla yaptığı açıklamada, bu özel günün yalnızca bir bayram olmadığını, çocuk haklarının, güvenliğinin ve geleceğinin yeniden hatırlanması gereken önemli bir gün olduğunu söyledi. Sarı, her çocuğun korunma, sevgi ve güven içinde büyüme hakkı olduğunu vurguladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış yıl dönümünde çocuklara armağan edilen bu anlamlı günün aynı zamanda acı bir tabloyu da gözler önüne serdiğini ifade eden Sarı, “Ne yazık ki bugün hâlâ şiddete maruz kalan, ihmal edilen, sesi duyulmayan, okullarda öldürülen ve korunamayan çocuklarımız var” dedi. Bu çocukların istatistikten ibaret olmadığını belirten Sarı, her birinin bir hayat ve gelecek olduğunu dile getirdi.
“ÇOCUKLARIN SESİ OLALIM”
Çocuklara yönelik şiddetin fiziksel, duygusal ya da ihmal biçiminde ortaya çıkabildiğini söyleyen Sarı, bunun toplumun en derin yaralarından biri olduğunu ve asla kabul edilemeyeceğini ifade etti. Dernek olarak çocukların yaşam hakkını, güvenliğini ve sağlıklı gelişimini korumayı en temel sorumlulukları olarak gördüklerini belirten Sarı, “Korunamayan her çocuk, toplumun ortak sorumluluğunun eksik kaldığını gösterir” diye konuştu.
23 Nisan vesilesiyle çağrıda bulunan Sarı, “Çocukların sesi olalım. Şiddeti görmezden gelmeyelim. Her çocuğun güven içinde büyüyebileceği bir dünya için birlikte mücadele edelim” dedi. Sarı, yasaların etkin uygulanması, farkındalık çalışmalarının artırılması ve toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Çocukları korumanın sadece bir görev değil, aynı zamanda insanlık borcu olduğunu ifade eden Sarı, bugün bir çocuğun hayatına dokunmanın yarının daha güçlü ve adil toplumunu inşa etmek anlamına geldiğini belirtti. Sarı, açıklamasının sonunda tüm çocukların 23 Nisan bayramını kutladığını ve onların korkmadan gülebildiği, özgürce yaşayabildiği bir gelecek dilediğini söyledi.
FULYA PEYNİRCİ: DEĞİŞEN AİLE YAPISI VE DEĞİŞEN DEĞERLER UYARISI
Eğitim Uzmanı ve Sosyolog Fulya Peynirci, günümüzde aile yapısında yaşanan dönüşüme ve bunun çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Peynirci, aile yapısının geçmişten bugüne önemli bir dönüşüm geçirdiğini belirterek şunları söyledi: “Değişen aile yapıları günümüzde biçim değiştirdi. Geniş aileden çekirdek aileye, oradan da tek ebeveynli ya da her iki ebeveynin de çalıştığı yapılara geçiş yaygınlaştı. Ancak sorun sadece yapısal değişim değil. Asıl sorun, ilişki kalitesinin zayıflaması ve değerlerin aktarımında yaşanan kopuştur.”
“ÇOCUĞUN İÇ PUSULASI DEĞERLERDİR”
Peynirci, çocuk gelişiminde temel değerlerin belirleyici olduğuna dikkat çekerek, “Sorun şu ki saygı, empati, sorumluluk, adalet ve vicdan gibi temel değerler önceliğini kaybetti. Oysa bunlar çocuğun iç pusulasıdır. Bu pusula zayıfladığında sınırlar bulanıklaşır, davranışlar ise dış etkilerle şekillenmeye başlar.” Şiddetin bir süreç olduğuna dikkat çeken Peynirci, toplumun çoğu zaman erken sinyalleri göz ardı ettiğini vurguladı: “Unutmayalım, şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Mutlaka belirtileri vardır. Ancak bizler çoğu zaman görmek istemeyiz, yok sayarız ya da normalleştiririz.” dedi.
“SAĞLIKLI AİLE ORTAMI KORUYUCUDUR”
Sağlıklı aile ortamının şiddeti önlemede kritik rol oynadığını belirten Peynirci şu ifadeleri kullandı: “Sağlıklı aile ortamı şiddeti azaltır. Sevgi ve güvenin olduğu, açık iletişimin kurulduğu, tutarlı sınırların belirlendiği ve ceza yerine açıklama ile rehberliğin tercih edildiği aile yapısı koruyucudur. Sakin çözüm üretebilen ve rol model olan aile bireyleri, çocuklar için şiddete karşı en güçlü koruyucu faktördür.”
“ŞİDDET OKULDA BAŞLAMAZ AMA ORADA GÖRÜNÜR OLUR”
Okulların da bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Peynirci, şu değerlendirmede bulundu: “Okul sadece sorunların görüldüğü bir yer değil, aynı zamanda çözümün de merkezidir. Öğretmenler empati eğitimi vermeli, etiketleyici değil destekleyici bir yaklaşım benimsemelidir. Şiddeti erken fark etmeli, rehberlik servisleri psikolojik destek sağlamalı ve grup çalışmaları yürütmelidir. Ayrıca okul yönetimleri aile ile iş birliğini öncelikli hale getirmelidir.”
Çocuk ve gençlerde şiddet davranışlarının kaynağına ilişkin de konuşan Peynirci, süreci şu sözlerle özetledi: “Şiddet okulda başlamaz; ancak okulda görünür hale gelir. Bir çocuk şiddeti önce evde öğrenir, sokakta pekiştirir, okulda ise sergiler. Bu nedenle çözüm tek bir kurumun sorumluluğunda değildir.”
“ORTAK SORUMLULUK ŞART”
Peynirci, çözümün çok boyutlu olması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Ne sadece okulda, ne sadece öğretmende, ne de sadece ailede… Çözüm; aile, okul ve toplumun birlikte hareket etmesindedir. Çünkü şiddeti önlemek tek bir kurumun sorumluluğu değildir. Gerçek ve sürdürülebilir çözüm, tüm paydaşların ortak sorumluluk almasıyla mümkündür.”
AV. MERVE AYBAR: ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDET TOPLUMSAL SORUMLULUK SINAVIDIR
Avukat Merve Aybar Güler, çocuklara yönelik şiddetin yalnızca bireysel bir suç değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk sorunu olduğunu söyledi. Güler, bir toplumun gelişmişlik düzeyinin en temel ölçütünün en savunmasız üyeleri olan çocuklara nasıl davrandığı olduğunu belirterek, “Ne yazık ki bugün ‘çocuk’ ve ‘şiddet’ kelimelerinin aynı cümle içinde geçiyor olması, sadece bireysel bir suç değil, toplumsal bir sorumluluk sınavıdır” dedi.
Şiddetin yalnızca fiziksel boyutla sınırlı olmadığını vurgulayan Güler, ihmalin de en ağır şiddet türlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Güler, “İhmal edilen her çocuk, eğitimi yarıda kalan her hayal ve güvenli bir liman bulamayan her küçük yürek bu sistemin bir parçasıdır. Korunamayan her çocuk sadece bugünün mağduru değil, yarının yaralı toplumunun bir habercisidir” ifadelerini kullandı.
ÇOCUKLARIN SESİ OLMAK ORTAK SORUMLULUKTUR
Şiddete maruz kalan çocukların çoğu zaman seslerini duyuramadığını söyleyen Güler, çocukların korunmasının yalnızca devletin değil tüm toplumun görevi olduğunu belirtti.
“Şiddete maruz kalan çocuklar genellikle seslerini duyuramazlar. Onların sesi olmak, sadece devletin değil her bir vatandaşın vicdani görevidir” diyen Güler, çocuklukta yaşanan travmaların bireyin tüm yaşamını etkilediğini ifade etti.
Çocukların korunmasında yalnızca yasal düzenlemelerin yeterli olmadığını dile getiren Güler, eğitim ve toplumsal farkındalığın önemine dikkat çekti. Güler, “Bütüncül koruma sadece yasalarla değil; eğitimle, farkındalıkla ve mahalle kültüründeki o eski dayanışma ruhunu modernize ederek sağlanmalıdır” dedi.
ULUSLARARASI VE ULUSAL HUKUKA VURGU
Şiddetin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini vurgulayan Güler, önemli bir uyarıda bulunarak şu ifadeleri kullandı: “Şiddetin hiçbir türü ‘eğitim’ ya da ‘disiplin’ kılıfına uydurulamaz. Bizler çocuklarımıza güvenli bir sokak, huzurlu bir ev ve adil bir gelecek borçluyuz.”
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne atıfta bulunan Güler, her kararda çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiğini söyledi. Güler, “BM Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca alınan her kararda çocuğun menfaati her şeyden üstün tutulmalıdır. 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu çocuğu bir hak öznesi olarak tanımlar” dedi.
Güler açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Çocukların korkuyla değil sevgi ve hukuk güvencesiyle büyüdüğü bir dünya inşa etmek zorundayız. Onların sessiz çığlığına ses olmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Çocuk susar ama bizler susmamalıyız.”
