Bu yıl, “08 Mart Dünya Kadınlar Günü”nün 116. yılını kutlayacağız. Geçen yıl, birkaç dergide, “Dünya Kadınlar Günü” konulu makalem yayınlandığı için aynı şeyleri bu yazımda tekrarlamayı düşünmüyorum.
Yüce Atatürk, 2 Şubat 1923 günü, İzmir’de gerçekleşen gayri resmi “Kadınlar Kongresi”nde şunları söylemiştir:
“Kadının en büyük görevi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu görevin önemi gereğince anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya azmetmiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini temin etmektir. Dolayısıyla kadınımız da bilgili ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar toplum hayatında erkeklerle beraber yürüyerek birbirlerine faydalı ve yardımcı olacaklardır.

Köy Enstitüleri, Atatürk’ün arzusuyla, onun ölümünden sonra, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihinde açılmış okullardır. Tamamen Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesini Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel bizzat yönetmiştir.
Tüm Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak, dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular.
Kapatıldığı 1954 yılına kadar, 21 Köy enstitüsünden; 1308 bayan ve 15,943 erkek toplam 17,341 köy öğretmeni yetişmişti. Demokrat Parti’nin kurulması aşamasında yer alan toprak ağalarının ve dış ülkelerin baskısıyla Köy Enstitüleri’nin kapatılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922 tarihinde bakın neler söylemiştir:
“Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”
Evet, Atatürk’ün sözlerini dinlemeyip, kalkınmayı yabancı reçetelerde gören Türkiye, geçen 70 yıl içinde tamamen geri gitmiş, başlamış bulunan sanayi hamleleri sona erdirilmiştir. Yapılanların en kötüsü de Türk toplumuna uygun eğitimden vazgeçip, ezberciliğe dayalı sistemlere geçilmiştir. Bu eğitim sisteminin çökmesiyle, köye gönüllü öğretmen bulunması güçleşmiş, feodal sistem bilhassa Doğu ve Güney Doğu’ya karabasan gibi çökmüştür.
Atatürk’ün layık gördüğü seviyeye ulaşamayan kadınımız, sadece çocuk doğuran bir meta haline getirilmiştir. Üstelik de 21. Asırda olmamıza rağmen kadınlarımızın milyonlarcası okumaz yazmaz durumdadır. Böyle olunca da Atatürk’ün istediği nesiller yetişmez olmuş ortalık sorunlu gençlerle dolmuştur.
8 Mart gelince, sadece kadının kazandığı hakları anmamalıyız. Kadının 100 yıl önce verdiği mücadeleyi ve kazandıklarını bilip, neler kaybettiğini anmalıyız. İşte benim belgesel bu konuda çok yardımcı oluyor ve izledikten sonra Atatürk’ün büyüklüğünü bir daha anlıyoruz.
Ulu önder Mustafa Kemal, 02 Şubat 1923 günü İzmir’de gayri resmi kadınlar kongresinde söylediklerinin gereğini yaparak, İzmir’in öncü kadınları; “Zirvede Kadın Var” demişlerdir. 8 Mart’ı sadece bir gün değil, her gün anarak, gereğini yapmalıyız. Sağ olun Radikal Eğitim Kurumu...
8 Mart 2026
Ahmet Gürel