Doğumdan yalnızca birkaç hafta sonra işine dönmüş, bağımsız sinema hayalini ise gerçekleştirmiş. Oyuncu Zeynep Tuğçe Bayat, ilk Anneler Günü’nü kutlamaya hazırlanırken anneliğin dönüştürücü etkisini, mesleğine ve hayata bakışını bizimle samimi bir dille paylaştı. Yeni filmi Adresi Olmayan Ev’in İstanbul Film Festivali’ndeki gösterimiyle bağımsız sinema hayaline bir adım daha yaklaşan Bayat’la oyunculuğu, anneliği ve kendi deyimiyle “kısmetiyle gelen” Atlas’ı konuştuk.
– İlk Anneler Günü’nüzü kutlayacaksınız. Heyecanlı mısınız?
Heyecanlıyım. Değişik bir his gerçekten. Böyle günlere çok özel anlamlar yükleyen biri değilimdir: Sevgililer Günü, doğum günü vs. Ancak bu, değişik bir hismiş. Ben de merakla bekliyorum.
– Biraz tarif etmeye çalışsanız, ne dersiniz?
Açıkçası ilk doğduğu andan itibaren değişik bir şey hissediyorum. Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz andan itibaren annelik yükleniyor gibi bir şey ama doğumdan sonra o hissin çok daha tamamlayıcı olduğunu söyleyebilirim. Normalde bir eksiklik olduğunu düşünmüyordum ama sanki eksik bir parçam tamamlanmış gibi hissettim. Bir de anda kalmakta çok zorlanan biriydim Atlas’tan önce. Şimdi daha çok anda kalabiliyorum.
– Böyle bir değişim çok ilginç. Nasıl oldu?
Örneğin şu telefondan ayrılmak... Bugünün bağımlılığında pek mümkün değil ama Atlas’la ilgilenmeye başladığında sana muhtaç, gözünün içine bakan bir canlı var ve onu sen yaşatmak durumundasın. Belki şu an çok küçük olduğu için bilmiyorum ama o an orada onunla tam anlamıyla olmazsan anında anlıyor. Bir taraftan onunla yalandan oynuyormuş gibi yaparken bir taraftan telefona bakamıyorsun. Gerçekten fark ediyor. Aranızda görünmez bir duvar oluşuyor. Bebeklerin enerjisi o kadar açık ki her şeyi sana çok yansıtıyorlar ve sen de bunu çok doğru, çok gerçek hissediyorsun.
– Peki, pimpirikli hâl geldi mi?
Açıkçası endişe ilk andan itibaren oluyor. Hayatımın hiçbir döneminde kendim dışında bir şey için endişelenmemiştim ve galiba hayatım boyunca da devam edecek. Tabii ki hiçbir şey yapamayacak derecede değil ama gerçekten sürekli bir endişe hâli olduğunu itiraf etmem gerek.
– Annelik birçok kişi için toplumsal rollerle bağlantılı bir deneyim. Sizin bakış açınızda dramatik bir değişim oldu mu?
Hiçbir kadının anne olmadığı hâlde bir eksiklik yaşadığını düşünmüyorum. Herkesin çocuk sahibi olması gerektiğine de inanmıyorum. Bu tamamen istemek ve kendine güvenmekle ilgili. Çünkü çok meşakkatli bir yol bu. Güzelliği bir yana, rızasını sormadan dünyaya getirdiğin bir varlığın sorumluluğunu üstleniyorsun. Eğer bu bilinçte değilsen, sonuçları hiç güzel olmayabilir. Bir evlat edinmenin ya da bir canlının bakımını üstlenmenin –buna hayvan sevgisini de dahil edebiliriz– en az annelik kadar kutsal olduğunu düşünüyorum. Ama kendi adıma bu hissi merak ediyordum. Bu deneyimi yaşamak istiyordum. Kimse anne ya da baba olmadığı için eksik değil ama anne olduğunda eski hâlinle kıyasladığında gizli kalmış bazı yeteneklerinin ortaya çıktığını görüyorsun. Ben mesela uykusuzluğa hiç dayanamazdım. Ama şimdi birçok şeye yetebildiğimi görüyorum. Bazen de yetemediğimi hissediyorum. Bu da çok gerçek. “Yapamıyorum galiba” dediğim zamanlar da oldu. Daha önce hiç hissetmediğin, iyisiyle kötüsüyle bir duygu sarmalının içine düşüyorsun. Şunu söyleyebilirim: Bu bir yatırım tavsiyesi değil (gülüyor), ama bir oyuncu için çok farklı bir deneyim. Oyuncu arkadaşlarıma “Hadi yapın, süper duygular keşfedeceksiniz” demek istemem ama ister istemez çok farklı duygu notalarıyla karşılaşabiliyorsun.
– Hamilelik öncesi çok yoğundunuz. Şimdi setlerden ne kadar uzaksınız?
Doğumun son üç haftasına kadar setteydim. Çok sağlıklı bir hamilelik geçirdim. Doğumdan yaklaşık dört hafta sonra ise afiş çekimi, röportajlar, reklam çekimi gibi projelerle çalışmaya başladım. Eski dizi temposunda olmasa da ara ara setlerde olmaya devam ediyorum.
– “Mesleğimi yapamazsam” gibi bir endişeniz oldu mu?
Bence doğru bir yaşta anne oldum. 25 yaşımda olsaydım belki daha farklı hissederdim ama şimdi hem eğitimi tamamlamış hem de tiyatrodan televizyona birçok deneyim edinmiş biri olarak bu kararı aldım. Yurt dışında yürüyen bir projem var. Onun yaratım sürecinde de aktifim. Gayet lohusa hâlimle Zoom toplantılarına katılıyordum İspanya’yla. Hâlâ devam ediyorum. İşten uzak kalmış gibi değil, tam tersi, işlerim daha da rayına girdi. “Kısmetiyle gelir” klişesine hiç inanmazdım ama gerçekten Atlas’la birlikte bazı taşlar yerine oturdu.
– Belki sizin kendi kısmetinizdir.
Evet, belki de. Belki enerjimi bırakmamla oldu. Bu hayatta işten daha önemli şeyler de olabilir. Belki de deneyimlemem gereken başka şeyler vardır.
– İnsan kariyerinin önüne başka bir öncelik koymuş oluyor.
Şunu fark ettim: Türkiye’de bir kadın oyuncu 25 yaşına geldiğinde, eğer en popüler dönemini yaşamıyorsa sonrasında bunu yaşamasının imkânsız olduğuna dair bir ön kabul yerleşiyor. 35 yaşındaki bir erkek oyuncu ise kariyerinin zirvesinde sayılıyor. Hatta 50’ye kadar da jönlüğü devam edebiliyor.
– Erkeklerin jön, orta yaşlı, kır saçlı dönemi var...
Aynen. “Jön” kelimesi Fransızcada genç demek ama o dönem çok uzun sürüyor. (Gülüyor) Bu önyargıdan kurtulunca oyunculuğun illa zirvede yapılması gerekmediğini anlıyorsun. İnişleri çıkışları olan bir meslek bu. Kabullenince çok rahatlatıcı oluyor.
– Eşinizle aynı mesleği yapıyorsunuz. Bu konuda konuştunuz mu?
Cansel benden daha tecrübeli. “Sen çocuğu yap, istediğin projeye git, ben bakarım” diyordu. Gerçekten de eksikliğimi hissettirmeden Atlas’la ilgileniyor. Daha önce, “Sen iş aldığında ben almam” gibi bir konuşmamız da olmuştu.
YENİ BİR KARİYER SAYFASI
– Adresi Olmayan Ev filmi İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Distopik bir içerik taşıyan film, insanların geçmişlerinin zorla unutturulduğu bir dünyada geçiyor.
Filmi ilk okuduğumda hiç de distopik gelmemişti. Yakın gelecekte gerçekten başımıza gelebilecek bir hikâye gibi geldi. Yönetmenimiz Hatice Aşkın’a da “Ben karakterimi distopik değil, gerçek bir yerden oynamak istiyorum” dedim. O da “Tam da düşündüğüm şey bu” dedi.
– Film kariyeriniz için nasıl bir anlam taşıyor?
Bu benim ilk bağımsız filmim. Buradan yönetmenlere de teessüf edeyim. (Gülüyor) Çünkü daha tiyatro okumadan önce bile bağımsız sinemada oynamayı hayal ediyordum. Bu film sayesinde ikinci bağımsız filmimin yönetmeniyle de tanıştım. Henüz açıklayamıyorum ama onunla ilgili gelişmeler de olacak.
‘Atlas kısmetiyle geldi’
Oyuncu Zeynep Tuğçe Bayat’la hem ilk Anneler Günü’nün heyecanını, hem anneliğin içsel dönüşümünü hem de “Adresi Olmayan Ev”le birlikte açılan yeni kariyer sayfasını konuştuk.
11.05.2025 10:00:00
Güncellenme: