Çok yönlü bir sanatçı: Pınar Göktaş

Çok yönlü bir sanatçı: Pınar Göktaş

19.04.2026 11:26:00
Güncellenme:
Orhun Atmış
Takip Et:
Çok yönlü bir sanatçı: Pınar Göktaş

Pınar Göktaş, bugünlerde kendi yazdığı “Pera’da Bir Lola” ile sahnelerde.

Oyun, Avrupa’dan Pera’ya savrulan Lola Schönheit’ın hayatta kalma mücadelesine bizi tanık ediyor. Aynı zamanda Göktaş’ın mizahını, inancını ve direncini canlı bir orkestra eşliğinde deneyimlememizi sağlıyor. “Lola”, Göktaş’ın en son ve güncel üretimi ancak siz onu birçok farklı daldaki projeleriyle tanıyor olabilirsiniz. Önceden komedi oyunu “Öyle Şeyler Yalnızca Filmlerde Olur” ile tek başına sahnede kalıpları yıkarken festivallerden ödül aldı. Hafızanızı biraz daha zorlarsanız geçmişten bugüne oynadığı reklam filmlerini ve kült dizilerdeki rollerini de anımsayabilirsiniz, biraz daha araştırmaya başladığınızda geçmişte bir tiyatro kurduğunu, sonraki yıllarda ise dans ve müzik üzerine sürekli bir gelişim içinde olduğunu görebilirsiniz. Göktaş bugünlerde daha çok kendi üretimlerini sahneye taşırken hiç durmadan üretmeye de devam ediyor. Bu yönüyle takip edilmesi gereken sanatçılar arasında... 

Kendini “multidisipliner bir sanatçı” olarak tanımlayan Pınar Göktaş’la “Pera’da Bir Lola” ekseninde sanatını ve üreticiliğini konuştuk.

* Yıllarca, Ezel gibi kült dizilerde veya büyük reklam projelerinde yer aldınız. Son yıllarda ise daha çok kendi ürettiğiniz projelerde görüyoruz. Bu bilinçli bir tercih mi, yoksa bir zorunluluktan mı doğdu?

Bir gün uyandım ve karar verdim gibi olmadı ama şartlar birbirini etkiledi. Reklam sektörü gibi dizi sektörü de değişti. Ben de hep istediğim o "yazma" alanına yöneldim. Atölyelere gittim, senaryo hocalarının derslerine girmek için mailler attım. Bir şeyi izlerken bile "Hikâyeyi nasıl kurmuşlar, çatışmayı nasıl geliştirmişler" diye bakarım hep.

Sonra “Öyle Şeyler Yalnızca Filmlerde Olur” geldi. Orada kendimi olduğum gibi ortaya koyabildim. İnsanların oyundan çıktığında beni gerçekten tanımasını istedim. Sanatsal olarak biraz sıkıştığımı hissettim ve özgür bir alan aradım. Lola da o arayışın bir adımı; daha büyük, daha çok hacim talep eden bir karakter.

* Pera'da Bir Lola nasıl ortaya çıktı? Sizin açınızdan nasıl bir meydan okuma oldu?

Ben "Jazz Age" denen 1920’ler dönemini, estetiğini ve modasını çok seviyorum. Ruhum bir dönem seçseydi, burası olurdu. Bir gün arkadaşım Özge Dağ, Zafer Toprak Hoca'nın "Raks’tan Dansa: Cumhuriyet'in Eğlence Hayatı" çalışmasını attı. Batılı eğlencenin Osmanlı’ya gelişi ve yarattığı bocalama süreci ilgimi çekti. O dönemde Harlem’de ne olduğunu biliyordum ama Pera’da ne olduğuna dair fikrim yoktu.

Yazarken tekinsiz, suça karışan ama alanı ele geçiren bir kadın karakter istedim. Yönetmenim Buket Gülbeyaz ve dramaturgumuz Sinem Özlek’in yönlendirmeleriyle metni abartmıyorum belki 10 kez revize ettim. Çileli ve çıldırtıcı bir süreçti ama Lola karakteri artık beni de aştı. Ben kendimi "multidisipliner sanatçı" olarak tanımlıyorum. Yurtdışında bir Broadway sanatçısı nasıl dansına, sesine ve bedenine aynı anda bakmak zorundaysa, ben de yazmayı, hareketi ve oyunculuğu aynı düzlemde buluşturmak istedim. “Pera’da Bir Lola” oyununda sahneye dört müzisyenle çıkıyorum: Necmi Taşkıran (davul), Yusuf Hacıalioglu (gitar) Erkan Zeki Ar (bas gitar), Mehmet Taşkınvardar (saksafon). Onların da oyunda hem müzisyen hem de oyuncu olarak katkıları var. 

* Oyun politik açıdan da söz söylüyor. Bugünün "sanatçıların işsiz kalma" meselesine 100 yıl öncesinden bir selam çakıyor. Siz sanatın bu politik tarafına nasıl bakıyorsunuz?

Lola’yı yazarken 1920’lerin Pera’sında geçen, Balkanlar’dan gelen göçmen bir kızın hikâyesini anlatmak istedim ama o hikâyenin benimle çok bağı var. Ben de bir sürü iş yaptım ve hâlâ hayatta kalabilmek için yapıyorum. “Sadece tiyatro yapıyorum ve sadece buradan para kazanıyorum” diyen kaç kişi var, bilmiyorum. 

* Sahne önüyle arkası, yani yazarlıkla performans arasında sizin için nasıl bir fark var?

Yazmak çok kişisel ve yalnız bir süreç. Bazen çok güzel bir şey yazdığını sanırsın ama okuduğunda iyi çıkmaz; bazen de tam tersi olur. Sahne ise ekip işidir. Öyle Şeyler Yalnızca Filmlerde Olur oyunum bir hikâye anlatıcılığı ve stand-up sınırındaydı, orada Şule Ateş ve Deniz Sude Payzın ile üç kadındık. Lola’da ise arkamda dört müzisyen arkadaşım var, hem oyuncu hem müzisyen olarak beni destekliyorlar. Toplu bir şeyin parçası olmak çok rahatlatıcı. Biri ne kadar yalnızsa, öbürü o kadar kalabalık ve coşkulu.

* Müzik tarafınızda Hotshots Jazz Band ve Pina And The Coladas isimli iki caz grubunuz var. Şarkı söylemek sizin için nasıl bir deneyim?

Şarkı söylemek pandemiden beri kendime bile itiraf edemediğim saklı bir sır gibiydi. Hiç eğitimim yoktu ama büyük bir merakım vardı. "Swing Era" dediğimiz o dönemin müziğine dans sebebiyle kulak dolgunluğum vardı. İki senedir de Randy Esen ile "Singers Only Space" programında çalışıyorum; piyanodan solfeje kadar yoğunlaştırılmış bir eğitim alıyorum. Şarkı söylemek oyuncu olarak beni çok korkutan bir şeydi çünkü çok "çıplak" hissettiriyor. Ama  o "acemiliği" göze almak ve bunun için çalışmak bana daha güvenli hissettirdi ve keyif almamı sağladı. 

* Canlandırdığınız karakterler arasında unutamadığınız hangisi? Ve 12 yaşındaki halinle karşılaşsan ona ne tavsiye verirdin?

Şu an beni en çok heyecanlandıran kişi Lola. O yüzden güncel olarak bu cevabı vereceğim. Küçük Pınar’a ise kesinlikle şunu söylerdim: "Almancaya biraz daha çalış ve öğren!" Çünkü şu an Berlin yolunda Almanca öğrenmeye çalışırken gerçekten acı dolu bir sürecin içindeyim (Gülüyor). Bir de sanırım şunu eklerdim: "Nobody knows anything". Kendine çok yüklenme, sadece orada var ol ve o işi yap. Tek bir formülü yok bu hayatın.

PERA’DA BİR LOLA’NIN TAKVİMİ

27 Nisan Bova Jazz Club

30 Nisan Bursa Podyum Sanat Mahal

5 Mayis Paribu art

19 Mayis FStop Eskisehir

20 Mayis Kulüp Mujgan Ankara

İlgili Konular: #sanatçı