Daha az tüketiyoruz ama neden?

Daha az tüketiyoruz ama neden?

31.05.2026 11:27:00
Güncellenme:
Ayça Ceylan
Takip Et:
Daha az tüketiyoruz ama neden?

Hayat pahalılığı yalnızca bütçeleri değil, tüketim alışkanlıklarını da dönüştürüyor. Ancak daha az tüketmek her zaman daha sürdürülebilir yaşamak anlamına gelmiyor. Türkiye'de birçok kişi çevresel kaygılarla değil, ekonomik zorunluluklarla sadeleşiyor.

Türkiye'de son yıllarda derinleşen ekonomik kırılganlık, gündelik yaşamın hemen her alanında hissediliyor. Market sepetlerinden kira giderlerine, enerji faturalarından ulaşım maliyetlerine kadar uzanan tablo, tüketim alışkanlıklarını da yeniden şekillendiriyor. Ancak ortaya çıkan yeni tüketim biçimi, her zaman bilinçli bir sürdürülebilirlik anlayışına dayanmıyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ALGISI

İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) “İstanbul’da Sürdürülebilir Tüketim Algısı” araştırması da bu dönüşümün çarpıcı bir fotoğrafını sunuyor. Araştırmada katılımcılara yöneltilen “Yaşam maliyetlerindeki artış tüketim alışkanlıklarınızı nasıl değiştirdi?” sorusuna yüzde 34.5 oranında “daha bilinçli tüketmeye yöneldim” yanıtı verildi. Buna karşılık katılımcıların yüzde 21.8’i tasarruf etmek zorunda kaldığı için daha az tükettiğini ancak bunun bilinçli bir tercih değil, zorunluluk olduğunu belirtti.

Bu ayrım önemli. Çünkü son dönemde sıkça duyduğumuz “az tüketim” eğilimi, her zaman çevre bilinciyle gelişmiyor. Kimi zaman ertelenen bir alışveriş, tamir edilen bir ayakkabı ya da ikinci el tercihleri, ekolojik farkındalıktan çok ekonomik baskının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Türkiye'de uzun süredir devam eden yüksek enflasyon, alım gücündeki düşüş ve artan yaşam maliyetleri, tüketimi birçok kişi için artık bir tercih alanı olmaktan çıkarıp temel ihtiyaçları dengeleme meselesine dönüştürüyor.

ZATEN YAŞAMIMIZDAYDI

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de sürdürülebilir tüketim kavramına dair farkındalığın hâlâ sınırlı olması. Katılımcıların yüzde 67.1’i bu kavramı daha önce hiç duymadığını belirtiyor. Ancak kavram açıklandığında katılımcıların yüzde 46.3’ü sürdürülebilir tüketimi kendi yaşamına yakın buluyor.

Bu tablo aslında Türkiye'de gündelik yaşam pratikleriyle sürdürülebilirlik arasındaki görünmez ilişkiye de işaret ediyor. Uzun ömürlü ürün kullanmak, tamir etmek, ikinci el değerlendirmek ya da mevsiminde tüketmek, birçok kişi için yeni keşfedilmiş çevreci davranışlar değil, yıllardır ekonomik koşullar nedeniyle sürdürülen alışkanlıklar. Araştırmada sürdürülebilir tüketimi en iyi tanımlayan ifadeler arasında “çevreye zarar vermeyen ürünler tercih etmek” ilk sırada yer alırken “uzun ömürlü ürünler almak ve tamir etmek”, “daha az harcayıp tasarruf etmek” ve  “yerel-mevsimsel gıda tüketmek” de öne çıkıyor.

Öte yandan ekonomik baskı, sürdürülebilir tercihlerin önünde yeni engeller de yaratıyor. Organik ürünler, ekolojik temizlik malzemeleri ya da etik üretim yapan markalar birçok tüketici için giderek daha ulaşılması zor seçeneklere dönüşüyor. Araştırmada katılımcıların yüzde 22’si artık daha fiyat odaklı karar verdiğini ve sürdürülebilirliğin ikinci plana düştüğünü söylüyor.

Bugün sürdürülebilirlik bir yandan iklim krizinin zorunlu hale getirdiği bir yaşam pratiği olarak konuşulurken diğer yandan ekonomik gerçeklerle sınanıyor. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek yalnızca bireysel tercihlerle değil erişilebilir, adil ve ekonomik olarak mümkün seçeneklerle kurulabiliyor.

EN BÜYÜK ISRAF: ZAMAN

Katılımcılara yöneltilen “Gündelik yaşamda en çok hangi konuda ısraf ettiğinizi düşünüyorsunuz?” sorusunda yüzde 29.5 ile “zaman israfı” ilk sırada yer aldı. “Hiçbirini israf etmiyorum” yanıtı da aynı orana ulaştı. Fiziksel kaynaklar arasında ise enerji yüzde 12.3, para yüzde 11, gıda yüzde 10.8 ve su yüzde 10.3 oranında belirtildi. “Neyi israf olarak tanımlıyorsunuz?” sorusunda ise katılımcıların yüzde 29’u “gereğinden fazla kıyafet almak”, yüzde 20.8’i ise “tabakta yemek bırakmak” yanıtını verdi.

İlgili Konular: #Sürdürülebilirlik