ABD Başkanı Donald Trump, geçen haftalarda ülkesinin ulusal ve uluslararası sularda derin deniz madenciliği faaliyetlerine hız vermesi için epey tartışma yaratan bir başkanlık kararnamesine imza attı. Ne yazık ki bu hareket, küresel ölçekte yeni bir madencilik yarışını tetikleyebilecek nitelikte. Kararnamenin gerekçeleri ise söz konusu ekonomik büyüme olunca bir hayli tanıdık: “Teknoloji için gerekli mineraller”, “ekonomik bağımsızlık”, “enerji dönüşümü”... Ancak asıl soru şu olmalıydı: Okyanusların derinliklerinde başlatılacak bu girişim, insanlığın ve gezegenin refahında nasıl bir iz bırakacak?
DERİN DENİZ MADENCİLİĞİ NEDİR?
Denizlerin 1000-6000 metre arasındaki derinliklerinde bulunan madenleri çıkarmayı hedefleyen bu yöntem, özellikle kobalt, nikel, bakır ve nadir toprak elementleri gibi teknolojik açıdan değerli minerallerin peşine düşüyor. Elektrikli araç bataryalarından güneş panellerine kadar birçok “yeşil” teknolojide bu minerallerin rolü büyük. Öte yandan "yeşil dönüşüm", okyanusun kalbine yapılan bir müdahaleye dönüşmemeli. Savunuculara göre derin deniz madenciliği, karasal kaynaklara olan bağımlılığı azaltarak ekonomik ve stratejik yararlar sağlayabilir. Ancak bu tür söylemler, ekosistemlerin geri dönülmez biçimde zarar görebileceğini göz ardı ediyor. Bilim insanları, derin deniz habitatlarının bir kez yok edildikten sonra kendini yenileyebilmesinin binlerce yıl sürebileceğini belirtiyor. Şu an için teknoloji, bu bölgelerde yapılan tahribatı “düzeltecek” kapasitede değil.
OKYANUS YAŞAMDIR!
Okyanuslar yalnızca madenler için kaynak alanları değil, gezegenin belleğinin önemli bir parçasıdır. Küresel iklim dengeleri üzerinde yaşamsal rol oynarlar. Karbondioksit emilimi, oksijen üretimi ve sıcaklık düzenlemesi gibi temel işlevleri vardır. Kıyı ekosistemlerinde artı değerler yaratırlar. Derin deniz madenciliği, bu döngülere darbe vurmakla kalmıyor; okyanusları yuvası olarak bilen binlerce bilinen ve henüz keşfedilmemiş canlı türünü de tehdit ediyor. Hakkında görece kısıtlı bir bilgi birikimi olan okyanus tabanlarını kazmak, yalnızca fiziksel değil aynı zamanda etik bir sorundur.
Birleşmiş Milletler’in deniz hukukuna göre, uluslararası sularda başlatılacak madencilik faaliyetlerinin “tüm insanlığın yararı” gözetilerek yapılması gerekiyor. Çin, Başkan Trump’ın imzaladığı bu kararnameyi uluslararası hukuku ihlal ettiği gerekçesiyle kınadı. Ne var ki büyük şirketlerin ve devletlerin önceliği, bu kaynakları mümkün olan en hızlı şekilde ticarileştirmek gibi görünüyor. Ada ülkeleri, bilimsel veriler, yerli halklar ve çevre savunucuları bu sürece yeterince dahil edilmiyor.
“One Earth” isimli sürdürülebilirlik dergisinde yayımlanan “Yüzme Bilmeden Derin Sulara Doğru Yol Almak: Derin Deniz Tabanı Madenciliğine İhtiyacımız Var mı?” başlıklı makalede, derin deniz madenciliğinin çevresel etkilerinin küresel çevre ve biyoçeşitlilik politikalarıyla çeliştiğine dikkat çekiliyor. Aynı zamanda bu faaliyet, 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilikte net kaybın durdurulması, ekosistem bütünlüğünün korunması ve yüzyıl ortasına kadar ekosistemlerin iyileşme yoluna girmesini amaçlayan Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin hedefleriyle de uyumlu değil.
Özetle, derin deniz madenciliği, iklim değişikliği nedeniyle hassas bir durumda olan okyanusları daha da kötü bir duruma getirebilir. Kısa vadeli kâr uğruna alınan kararlar, orta ve uzun vadede insanlığı bir felaketle karşı karşıya bırakabilir. Asıl zenginlik, doğanın döngülerinde saklıdır. Onun derinliklerini yok ederek değil; onlarla uyum içinde yaşayarak sürdürülebilir ve adil bir geleceği kurabiliriz.
Derin deniz madenciliği felaket getirebilir!
ABD'nin derin deniz madenciliğine yönelik politikaları, okyanus ekosistemlerini tehdit ediyor. Bilim insanları, bu girişimin geri dönüşü olmayan çevresel zararlara yol açabileceği konusunda uyarıyor.
11.05.2025 10:01:00
Güncellenme: