Dünya sadece insanların değil tüm türlerin yaşam evi. Yaşam evimizi sürdürürülebilir kılabilmek adına bireysel ve kurumsal sorumluluklar olduğu aşikar. Küresel ölçekte iklim krizinin yıkıcı etkilerini deneyimlerken, ülkemizde de bu konuda neler yapılıyor diye sorguluyoruz. Zeytinliklerin talanına yönelik çıkan yasa, fosil yakıtlara tam gaz devam etme, yoğun tüketim teşviği ve nicesine rağmen güzel şeyler de oluyor elbet. Z kuşağı iklim aktivistlerinden 16 yaşındaki Ela Naz Birdal ile hem kişisel yolculuğunu hem de 25 Mart’ta İklim için Gençlik öncülüğünde #Kardeğilinsanlar başlığıyla yapılacak 9. Küresel İklim Grevi’ni konuştuk.
- Türkiye’deki Z kuşağı iklim aktivistlerinden birisin. İklim aktivistliği nedir?
16 yaşındayım ve yaklaşık 4 senedir iklim, cinsiyet eşitliği ve insan hakları aktivistiyim. Youth For Climate Türkiye, UN Women Türkiye ve Fridays For Future International altında aktivizm yapıyorum. Uluslararası bir ekip olan Climate Live Türkiye’yi kurduk.
- İklim aktivistliği kavramı ile karşılaşman ne zamandı ve Dünyamız için mücadele etme yolculuğun nasıl başladı?
İklim aktivisti; iklim krizi için farkındalık oluşturmaya çalışan, mücadeleye ortak olan ve harekete geçen kişilere denir. Aktivizme başlama öyküm ise Greta Thunberg’in ilk instagram gönderisini paylaşması ve harekete geçmesine dayanıyor. O zaman benim yaşımdaydı, 15 yaşındaydı. Bir gencin iklim değişikliği için harekete geçmesi ve okulu kırmasıyla aslında durumun ciddiyetini anlamıştım. Ben de harekete geçmek istedim. “Ne yapabilirim, elimden ne gelebilir” diye kafamda bir sürü soru belirdi. Sonra Türkiye’deki ilk grev çağrısının yapıldığı duyup, organizasyona dahil oldum. Youth For Climate Türkiye’de başlattığımız kampanyalarda aktif olarak yer almaya çalışıyorum.

- 25 Mart’ta İklim için Gençlik öncülüğünde #Kardeğilinsanlar başlığıyla 9.Küresel İklim Grevi gerçekleşecek. Biraz bahseder misin?
Politikacılar, karar vericiler ve dünya liderlerinden talep ettiğimiz; #kârdeğilinsanlar a öncelik verilmesi, iklim tazminatı ve adaletinin sağlanması.
EKOLOJİK TAHRİBATIN ETKİLERİ
- Küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye’de de iklim krizinin etkileri biyoçeşitliliği etkiliyor. Ülkemizdeki kurum ve kuruluşların biyoçeşitlilik kavramına ve iklim krizinin etkilerine karşı yaklaşımları hakkında ne düşünüyorsun?
Bu küresel bir kriz olduğu için sadece Türkiye tek başına sorumluluk alamaz. Her ülkenin küresel ısınmaya katkısı var. Araştırmalara göre coğrafi konumumuz gereği uzmanlar Türkiye'nin iklim krizinin yarattığı ekolojik tahribatın etkilerini en çok hissedecek ülkeler arasında olduğumuzu ifade ediyorlar. Hükümetlerin, karar alıcıların, şirketlerin “greenwashing” yapmaları, fosil yakıt projeleri için yatırım yapılmasına izin vermeleri her geçen gün iklim krizinin etkileri daha da yoğun hissetmemize neden oluyor.

- Gündelik hayatımızdaki birkaç değişiklikle bile daha sürdürülebilir modelleri desteklememiz mümkün. Okuyucularımıza bu konuda neler önerirsin?
İklim krizi için mücadele ederken ilk önce iklim krizinin ne olduğunu, bunu insanlara nasıl anlatabileceğimi öğrendim ve bunun için doğru kaynaklar buldum. Ders kitabımızda bir sayfadan az bir ifadeyle anlatılan iklim krizinin ciddiyetinin anlaşılması ve kriz gözüyle bakılması için okulumda anlattım. Küçük bir adım gibi gözükse de tek kullanımlıkları hayatımdan çıkardım. Seyahat yöntemlerimi değiştirdim; uçaklar yerine trenleri, otobüsleri tercih ettim. Hayvansal gıda tüketimimi azalttım.
- 1 Mart’ta değiştirilen maden yönetmeliğiyle ile zeytin ağaçlarının katlinin önü açılmış oldu. Peki ne olacak bu fosil yakıt sevdası?
Zeytin Kanunu’na aykırı olan bir yönetmelik değişikliği ile zeytinliklerin madenlere açılacağını öğrenmiştik. Üzerinde yürürken tüylerimi diken diken eden, geçmişimizin, şimdimizin ve geleceğimizin izlerini taşıyan ve taşıyacak olan topraklarımız kirli ellerinin değdiği bir cinayet mahali, zehir depolama alanı olacak. Bunu değiştirmek için change.org üzerinde bir imza kampanyası başlatıldı, imzalayarak destek olabilirsiniz.
@fridaysforfuture: fridaysforfuture.org/March25
Change.org/ZeytinimeDokunma

SÜPER GÜCÜM OLSA
- Bir süper gücün olsaydı yaşam evimiz “Dünya” için neyi değiştirirdin?
Eğer elimde Dünya’nın geleceği için değiştireceğim birkaç şey olsaydı o da tüketim alışkanlıklarımız olurdu. Bir tişörtün üretimi için 2 bin 700 litre, bir çift ayakkabının üretimi için ise 16 bin 600 litre su harcanıyor. 225 gramlık bir hamburgerin yapımı içinse 3 bin 668 litre su gerekli. İhtiyaçlarımız dışında tüketim gezegenimizi çok hızlı bir şekilde yokoluşa sürüklüyor. Bu yüzden bunlara gerçekten ihtiyacımız var mı? Birden fazla ürün aldığımızda, tek bir dünyamız olduğunu unutmamamız lazım.