Eğlenceli bir kırık kalpler hikâyesi

Eğlenceli bir kırık kalpler hikâyesi

24.05.2026 12:00:00
Güncellenme:
Başak Bıçak
Takip Et:
Eğlenceli bir kırık kalpler hikâyesi

Bolca mizahı sosu içermesine karşın “Rooster” bir babanın travmasıyla kızının tradejisinin ortak bir öyküde buluşturarak oldukça derin ve sıcak bir öykü ortaya koyuyor.

Steve Carell'ın "Rooster'ıyla", Ludlow Koleji'nin kampüsünde bir öğrencinin arkasında koşar adım yürürken tanışıyoruz. Sıkılgan, ürkek, birazdan yapacağı konuşma için bir hayli gergin.

"Sahilde okunan türden" kitapların çok satan yazarı olmasına karşın telaşla "okumaları beceremediğini" itiraf ediyor. Nitekim konuşma sonrası ilk soru, hem kendisinin (Greg Russo) hem de kitabındaki karakterin (Rooster) ortak özelliğini açık ediyor: Neden kadınlardan nefret ediyorsunuz?

Z kuşağının, bundan sonra hikâye boyunca politik doğruculukla ilişkisini, bu ve benzeri başka durumlarla mizahının bir parçası haline getiren Rooster'ın, girizgahında yer alan bu cümle sizi yanıltmasın. Çünkü Greg, bir kadın düşmanı değil tam tersine fazlasıyla iyi niyetli, samimi ve açık biri.

Evet, kendisini aldatan eşini bir türlü unutamadığı için kadınlara ve ilişkilere mesafeli, ancak bir süre sonra alter egosu olduğunu anlayacağımız kitabının kahramanı Rooster'dan bir hayli uzak bir mizaca sahip. Nitekim kızının da sanat tarihi profesörü olarak çalıştığı bu üniversiteden kısa süreli bir eğitmenlik teklifi aldığında başlangıçta hiç düşünmeden reddediyor.

Hiç üniversiteye gitmediği için "buraya ait olmadığını", hatta buradaki öğrencilerin "daha derinlikli" kitaplar okuduğunu söylüyor. Ancak tahmin edileceği üzere, bir kampüs komedisi tasarlayan Bill Lawrence ve Matt Tarses'ın Greg'e ilişkin planları onun evine geri dönüşünü engelliyor ve bu, mütevazı ve içine kapanık yazar, bir anda kendisini Ludlow'un eğlenceli ilişkiler ağında buluyor.

YANLIŞ ANLAŞILMALAR SERİSİ

Gerçekten de genç kuşak ile yaşadığı tuhaf, bazen bayat duran yanlış anlaşılmalar serisini kendisine komedi kılıfı olarak seçse de “Rooster”, aslında Steve Carell'ın ustalıkla canlandırdığı kalbi kırık sevimli bir babayla, kısa süre önce kalbi kırılan kızının sıcak ilişkisi üzerine kurulu. Aynı üniversitede çalıştığı eşi Archie (Phil Dunster) tarafından aldatılan kızı Katie'ye (Charly Clive) destek olmak için hocalık teklifini kabul eden Greg, kızının da kendisiyle aynı kaderi paylaşmasını istemeyen bir baba.

Uzun yıllar yaşadığı durumun üstesinden gelemediği ve bir nevi inzivaya çekildiği için, Katie'nin de benzer bir acıyı yaşamasıyla, hiç sünger çekemediği travmaları bir anda gün yüzüne çıkıyor. Katie ise elinden geldiğince kendi ayakları üzerinde durmaya ve yaşadığı durumun tek başına üstesinden gelmeye çalışan genç bir kadın. Dahası, ortaklıkları yalnızca paylaştıkları üzüntüyle sınırlı kalmıyor; Katie'nin annesi ile Archie'nin bencil, hırslı, kendilerinden başkasının mutluluğunu düşünmeyen halleriyle de giderek birbirlerini daha iyi anladıkları bir baba-kız ilişkisi kurmalarını sağlıyor.

TRAVMA VE TRAJEDİ

Bu noktadan itibaren iyiden iyiye mizahı kendisine sos yapan dizi, tümüyle Katie'nin trajedisiyle Greg'in birbirlerine karışan kişisel travması arasında mekik dokumaya başlıyor. Greg, asla kabul görmeyeceğini düşündüğü bir ortamda, büründüğü yeni kişilikle bir yandan alter egosu Rooster ile yüzleşirken öte yandan kızına sağladığı destekle kendi yaralarını sarmaya başlıyor. Katie, yardım istemekten kaçınarak babasından olabildiğince uzak durmaya çalışıyor ancak yazgılarının ortaklığı, birlikte iyileşmeye çalıştıkları bir sürece dönüşüyor.

“Rooster”, özellikle ikinci yarıdan itibaren Greg ve Katie'nin yolculuklarına ağırlık vererek doğru bir şey yapıyor ancak bunun yeterli olup olmadığı konusunda hâlâ çekincelerim olduğunu eklemem gerekiyor. Daha iyi işlenebilir miydi? Kesinlikle. Özellikle böyle bir kadro ve bunca iyi yazılmış karakterlerle daha iyi bir sonuç elde edilebilirdi. Yine de “Rooster”da, size çok iyi gelen, klasik anlatı şemasına uygun bir öykü ve karakter dönüşümü var ve özellikle finalde, o tanıdık sıcaklığı yakalamak diziden mutlu ayrılmanıza neden oluyor. Bu yüzden bazı anlarda "kaçırılmış fırsat" hissinden uzaklaşmıyorsunuz ama yine de Carell'ın “Rooster”ının büyüsüne kapılmaktan da kurtulamıyorsunuz.

Rooster'ı, HBO Max'te izleyebilirsiniz.

Puanım: 7.5/10

İlgili Konular: #Cumhuriyet Pazar