“Altın oran...”
Sanat tarihinden mimarlığa kadar uzanan o ünlü sayı: 1.618. Yüzyıllardır güzelliğin matematiksel karşılığı olarak anlatılır. Mona Lisa’dan Rönesans mimarisine, çam kozalaklarından deniz kabuklarına kadar birçok örnekte onun izi aranmıştır. Sanki estetik kavramı, bu irrasyonel sayının çevresinde kurulmuş gizli bir dil gibidir.
Ama doğa, ne kadar karmaşık kavramları içinde barındırsa da sadeliği de o ölçüde yansıtabilir. Altın oranın büyüleyici teorisinin yanında, gündelik yaşamın içinde çok daha sık karşımıza çıkan başka bir oran vardır: 2/3. Daha az romantik, daha az “efsanevi” ama çok daha yaygın. Belki de bu yüzden fark edilmesi daha zor.
“Güzellik bakanın gözündedir” sözüne oldukça alışkınız. Bu söz, iltifatı ve beğeni çeşitliliğini bir arada taşır. Doğa ise bazen bu romantik düşünceyi sessizce düzeltir. Çünkü dünyaya biraz dikkatle baktığımızda, “güzel” dediğimiz pek çok şeyin içinde gizli bir matematiksel düzenin tekrarlandığını fark ederiz.
YÜZDEKİ GÜZELLİK
İnsan yüzü bunun en çarpıcı örneğidir. Anatomik olarak yüz belirli oranlarla bölünür. Çeneden kaşlara kadar olan uzaklık, kabaca yüzün alt üçte ikisini oluşturur. Kaşlarla saç çizgisi arasındaki bölüm ise kalan üçte birlik kısmı temsil eder. Daha küçük parçaları incelediğimizde bu düzen tekrar eder: Dudak ile çene arasındaki mesafe, göz kapağı ile burun altı arasındaki mesafe… Her yerde benzer oranlar.
Beynimiz milyonlarca yıllık evrim sürecinde yüzleri okumaya programlanmıştır. Güveni, tehdidi, sağlığı ve duyguları yüzlerden anlamaya çalıştık. Bu nedenle düzenli oranlar bize güvenilir ve “doğal” görünür. Belki de bu yüzden bazı yüzler evrensel biçimde güzel bulunur.
Bu matematiksel estetik yalnızca insan bedeninde kalmaz. Taşa da geçer. Bir mimara, “İyi cephe nasıl olmalı” diye sorarsanız, büyük olasılıkla simetri, ritim ve oranlardan söz eder. Yani “cephe” kelimesinin kökeninin “yüz”e dayanması da tesadüf değildir. Binaların da bir yüzü vardır.
Dünyanın farklı kültürlerinde yapılmış birçok anıtsal yapıda aynı oran görülür. Örneğin Hindistan’daki Taj Mahal. İlk bakışta karmaşık bir yapı gibi görünse de kütle dağılımına dikkat ederseniz alt kısım ile kubbe arasındaki ilişkinin yine 2/3 oranına yaklaştığını görürsünüz.
Türkiye’de de benzer örnekler var. Süleymaniye Camii’nin siluetine uzaktan bakınca bu açıkça hissedilir. Mimar Sinan’ın kubbeyi ve yarım kubbeleri yalnızca statik hesaplarla değil, görsel dengeyi gözeterek yerleştirdiği ortadadır. Yapının yükselen kütlesinde, gözün rahatlıkla izlediği bir oran hissi vardır. Bu yüzden Süleymaniye’ye uzaktan bakarken insanın içi tuhaf bir şekilde sakinleşir.
İşin ilginç yanı, bu oran yalnızca mimaride değil, gündelik yaşamın daha sıradan alanlarında da karşımıza çıkar. Giyim bunun en belirgin örneklerinden biridir. Bu dili çözen modacılar, stillerini bu oranlar üzerinden kurarlar.
TERZİLİĞİN SIRRI
Bir insanın ayak bileğinden doğal beline kadar olan mesafe, kabaca bedenin alt üçte ikisini oluşturur. Belden omuzlara kadar olan kısım ise üst üçte birlik bölüm. Bu yüzden pantolon beliniz çok aşağıdaysa bacaklarınız kısa görünür. Yüksek bel pantolon ise bacakları uzatır. Terzilerin yüzyıllardır bildiği ama çoğumuzun fark etmediği küçük matematik budur.
Pantolonun bittiği yer ile gömleğin başladığı yer arasındaki dengeyi 2/3 oranına yaklaştırdığınızda boyunuz sanki uzar, omuzlarınız dikleşir. Yüksek bel pantolonların o zamansız şıklığı, aslında anatomik bir gerçeğe saygı duruşudur. Bedenimmizin alt kısmının o iki paylık gücü, üst bedenin tek paylık zarafetiyle birleştiğinde “şık” oluruz.
Fotoğrafçılar da aynı kuralı kullanır. “Üçte bir kuralı” dedikleri şey, kadrajı hayali çizgilerle üçe bölmekten ibarettir. Ufuk çizgisi tam ortada değil, biraz yukarıda ya da aşağıda olmalıdır. Aksi halde görüntü donuklaşır.
Burada şaşırtıcı olan şey matematiğin varlığı değildir. Kimse eline cetvel alıp bu hesapları yapmaz. Şaşırtıcı olan, bu düzeni fark etmeden takip etmemizdir. Estetik sezgiler, mimarı da, modacıyı da, bizi de aynı yere götürür.
Belki de güzellik dediğimiz şey tam olarak budur. Altın oran bize güzelliğin teorisini anlatır. Üçte iki ise onu her gün, sessizce yaşatır. Biz “hoşuma gitti” deriz. Doğa ise fısıldar: “Çünkü oran doğru.”
Gözün ve beynin dikkat ettiği alt 2 3’lük oranın kullanılması daha uzun ve daha şık gözükmeyi sağlar.
Karşımızdakine baktığımızda yüzünü tek, iki ya da üç parça da değil, çehre (2 3) ve alın (1 3) olarak değerlendirmeye alışkındır beynimiz.
Süleymaniye Camii’ndeki 2 3 hassasiyetine dikkat.
Taj Mahal 2 3’lük oranı en iyi yansıtan eserlerdendir.
