Nagasaki, 60'lı yıllar… Bir yakuza liderinin yeni yıl nedeniyle konuklarına verdiği kabuki* gösterisi eşliğindeki ziyafetteyiz. Baş kahramanımız Kikuo (gençliğini Soya Kurokawa canlandırıyor), birazdan yetim kalacağından habersiz, Osaka'nın ünlü kabuki ustasını yeteneğiyle kendisine hayran bırakıyor. 17. yüzyılda, ortaya çıkışından hemen sonra Şogunluk tarafından kadınlara yasaklanan ve erkeklerin, kadın rollerini üstlenmeye başladıkları Kabuki tiyatrosunda kokuho, yani "ulusal hazine" haline gelecek bir ustanın hüzünlü yükselişini anlatan film, aynı zamanda Kabuki sanatına da lirik bir şiir yazıyor.
İNTİKAM, HIRS, TUTKU
Shûichi Yoshida'nın aynı isimli eserinden yönetmen Lee Sang-il'in, kabuki sanatına duyduğu büyük bir aşkla sinemaya uyarladığı “Kokuho”nun, bizi karşılayan melodramatik açılışının tek nedeni olay örgüsü değil. Ana karakterine yıllar boyu hâkim olacak bir intikam, hırs ve tutkuyu filizlendiren bu girizgâh, aynı zamanda onun sahne önündeki performansının ve sahne arkasındaki karakterinin çizgilerini de kalınlaştırıyor. Çünkü Yakuza lideri babasının intikamını almayı deneyip başarısız olduktan sonra Osaka'da, kabuki ustası Hanjiro'nun koruması altına giren Kikuo, önce istenmediği bir ailenin parçası oluyor ardından da bu sanatın içine doğmuş bir çocuğa, "dışarıdan gelen tehdide" dönüşüyor. Hanjiro'nun oğlu ve olası ardılı Shunsuke'nin (Ryûsei Yokohama) kabukideki rakibi haline gelen, halef ilan edilişiyle ise tümüyle düşman olarak görülen Kikuo'nun, sonrasında yıllara yayılan anlatı boyunca kendisini -ne pahasına olursa olsun- onnagata sanatına vakfedişini izliyoruz. Ne pahasına olursa olsun diyorum çünkü bu adanış, Kikuo'nun kabukiye duyduğu arzu uğruna yaptığı hatalar, kırdığı kalpler, hırsıyla çiğnediği kurallardan oluşan sahne ışıklarından uzak, karanlık yüzü ile sahne ışıklarının aydınlattığı parlak yüzünün giderek birbirinden ayrışmasına neden oluyor. Öyle ki sahnede kadın rollerini canlandırırken sergilediği olağanüstü portreyle gerçek yaşamdaki baskın erkeklik figürü sanatında ustalaştıkça karakterinde derinleşen bir ikiliğe dönüşüyor. Elbette hemen her yükseliş öyküsünde olduğu gibi çetrefilli ve yıkıcı bir yalnızlaşma onunki ve “Kokuho”, bu destansı tiyatronun gösterişli tasvirleriyle Kikuo'nun yükselişini daha da görkemli kılıyor.
JAPON TİYATROSUNA SAYGI
Gerçekten de 50 yıllık bir zaman aralığında kabukiye aşık bir kamerayla hareket eden “Kokuho”, yakın plan çekimlerle efsanevi Japon tiyatrosunun epik hikâyelerini yeniden canlandırıyor. Makyajlar, kostümler, mekânlar ve özellikle Ryô Yoshizawa'nın nefes kesici performansıyla Kikuo ve Shunsuke'nin, Kabuki hikâyelerinde geçen "mor salkımlar gibi" kardeşlikle ve rekabetle birbirine geçen yaşamlarını anlatan film, sanata adanmış bir yaşamın veya kabukiden başka bir şeyi olmayan, olmasını da istemeyen birinin ödediği -ödemeyi tercih ettiği- bedelleri gösteriyor. Bu noktada filmin ironik bir biçimde, toplumun bu sanattan kadınları dışlaması gibi anlatının da kadın karakterlerini öykülemede silikleştirdiğini belirtmek gerek. Kokuho'nun, kabuki sanatına duyduğu saygı ve onu hayata geçirenlere beslediği hayranlık öylesine büyük ki gelenek tarafından ötelenen kadınlar gibi ne yazık ki “Kokuho”nun kadın karakterlerini de benzer bir kaderle baş başa bırakıyor.
Sonuçta “Kokuho” bir sanatçının doğuşunun, kavisli yükselişinin ve toplum kurallarının gölgesinde büyüyen ve serpilen bir sanatın, o topluma nüfuz eden gelişiminin öyküsü. Kabukinin, Japonya'nın savaş sonrası tarihindeki yerini ve her sanat biçimi gibi ona adanan sanatçılarını nasıl biçimlendirdiğini görmek için etkileyici bir deneyim. Kokuho'yu, TOD TV'de izleyebilirsiniz.
*Şarkı, dans ve pandomim unsurlarını bir araya getiren 17. yüzyıl başlarından kalma geleneksel bir Japon halk tiyatrosu.
Puanım: 7.5/10
