Nejat İşler'den Ercüment Çözer'e: Kendini 'üstün' gören biriyle işim olmaz

Nejat İşler’in, Ercüment Çözer’i oynadığı “Saygı” dizisinin ikinci sezonu başladı. İşler, aşırı sevilen antikahramanı Çözer için “Kendini 'üstün' gören biriyle işim olmaz” diyor.

27 Eylül 2021 Pazartesi, 12:05
Abone Ol google-news

Saygı perşembe günü BluTV ekranlarında ikinci sezona merhaba dedi. Behzat Ç. döneminden beri aramızda dolaşan bir şehir efsanesi haline gelen Ercüment Çözer’e hayat veren Nejat İşler karakterini “Sevilecek bir tarafı yok” sözleriyle tasvir ediyor.

“İnsan değilim bir kavramım” diyen Çözer’de olmayan tüm özellikler belki de İşler’de var. İşler bize belki bugüne kadar hiç dile getirmediği bir özelliğini açık etti ve “Aslında hiç tutkulu birisi değilim” dedi. İşler’le kariyerindeki güncel gelişmelerle başlayıp iç dünyasına uzanan bir yolculuğa çıktık.. 

"Saygı" ilk sezonda izleyicilerini öyle bir yerde bıraktı ki herkes nasıl bir Ercüment Çözer göreceğini merak ediyor. Bu sezon sizin de takdirinizi kazanacak davranışlarını görebilecek miyiz Çözeri'in?

Ercüment’in sevilecek bir tarafı yok benim için. Kendini “üstün” gören biriyle işim olmaz. Günlük yaşamdaki bazı küçük hareketler benim de midemi bulandırıyor zaman zaman. İnsanların mayaları hakkında fikir veriyor. Bunu kafaya takmam. Uzak durmaya çalışırım o kadar. Ercüment, bunlarla uğraşıyor, düzeltmek istiyor. Bunu da insanların rızası olmadan yapıyor. İyi bir şey değil bu.

Ercüment Çözer “Ben insan değilim, bir kavramım” diyor. Peki sizce böyle bir karaktere “insanlık” bulaşması onu zayıflatır mı yoksa güçlendirir mi? 

Onun tarafından bakarsak zayıflatır. Hem de fazlasıyla. Ancak Ercüment o kadar sarsılmaz bir sistem kurmuş ki içinde, zor durumlara girdiğini görsek bile, sonunda ayakta kalmayı başarıyor. Kendine zarar gelmeyeceğinden emin. Bu durum bazen sıkıcılaşıyor, o zaman da başını belaya sokuyor işte.

"9,75" 90’lı yıllarda Güneydoğu’daki çatışmalarda yer almış bir askerin hafızasında giderek bulanıklaşan bir olayın izini sürüyor. Hikâye Gezi Parkı olaylarının zaman çizgisini takip ediyor. Filmde eski bir asker olan ve bulanık hikâyesini yazmaya çalışan bir romancıya hayat veriyorsunuz. Ahmet karakterine nasıl bir yaşam vermeyi hayal ettiniz? 

Aslında Ahmet’le hemen hemen benzer şeyler yaşadım gerçek hayatımda. Doğu’da askerlik yaptım. Ben değil ama arkadaşlarım “arazi” görevlerine çıktılar. Bir sürü hikaye dinledim onlardan. Gezi zamanı ise, ben de geçmişimin muhasebesini yaptım. Zira gençler beni buna zorluyormuş gibi hissettim. Sonrasında ben de geçmişimle ilgili bir şeyler yazdım. Bu süreçte travmalarımla yüzleştim. Ölümcül sağlık sorunlarım oldu Ahmet gibi.  Karakterle bu kadar benzer bir hikayen varsa, o rolü sana getirene ancak teşekkür edebilirsin.

"9,75"in izleyiciyi 2013 yılının haziran ayına götürüyor olması bile başlı başına ilgi çekici bir durum. Gezi dönemi sizin hayatınız için de önemli bir dönüm noktası... 

İnsanların yaşam tarzlarına karışılmasına tepki olarak var oldu Gezi. Herhangi bir kabahati olmayan gençlere hesap sormak isteyenler sayesinde de büyüdü. Çok güzel şeyler de oldu, “hiç yaşanmasaydı” diyeceğim şeyler de. 

Kış Uykusu’nda İsmail’i izlerken sizin için “Ezilen ve dışlanmış karakterleri oynamayı, dahası onlara ses vermeyi çok istiyor” diye aklımdan geçirmiştim... 

Kendimi bildim bileli hep aykırı, tutun(a)mayan tipler ve hikayeler ilgimi çekti. Arkadaş gurubum da hep böyle şekillendi. Okuduklarım, dinlediklerim, seyrettiklerim aynı kanaldan yayın yapıyor. Böyle rolleri oynarken, içerden bir hikaye anlatıyormuşum gibi geliyor bana. Sadece oynuyor gibi değil, birilerinin sesi oluyormuşum gibi hissediyorum.

2018’de bir söyleşide “Mesleğimde hemen hemen ulaşabileceğim her noktaya ulaştım. Yeni noktaları merak ediyorum. Oralar için heves yeşertmediğim anda kaybedenler kulübüne girerim işte” demiştiniz. Devam etmenizi sağlayan yeni noktalar neler oldu? 

Nihayet artık genç değilim. Teklif edilen roller değişti ve derinlikli hale geldi. Karakterle daha uzun uğraşabileceğim zamanım da var artık. Eskisi gibi sokaklarda zıplamıyorum çünkü.

Oyunculuk mesleğini kutsal olarak görüyor musunuz?

Onu bilmiyorum. Bence oyunculuk mesleği pek anlaşılmıyor. Bazıları için meslek bile değil. Herkesin kafasında iyi kötü bir fikir var. Bizim yaptığımız işin en ilkel şekli, kabilelerdeki şamanlar. Onlar kutsaldılar insanların gözünde. İnsanları hızlı, zor, sıkıcı ve umutsuz hayatlarından kaçırıp, bir nebze rahatlatan her şey ve herkes kutsaldır bence. MFÖ’ nün “Sanatçının Öyküsü” şarkısını dinlemenizi öneririm. 

Yeniden doğmak mitinin sizin için gerçekleştiğini düşünüyor musunuz? İçsel anlamda eskisinden daha güçlü bir Nejat İşler mi var artık? 

2-3 sene zorunlu bir ara verdim o kadar. Çok da önemli değil.

'PEK ARKAMA BAKMIYORUM'

Nejat İşler görüntüsü, sesi ve kendine has kişiliğiyle izleyici önünde başlı başına iz bırakan bir karakter. Yine de oynadığınız her karakter baskın imajınızı unutturuyor. Elinize gelen karakterler sete girmeden önce nasıl aşamalardan geçiyor? 

Kendime göre bir iş yapış tekniğim var. Bunu anlatmak biraz zor. Şöyle özetleyebilirim; “bana önerilen şarkıyı sevdim mi, o şarkıyı söyleyebilir miyim?” diye soruyorum kendime. Uygun olduğunu düşünürsem orkestraya giriyorum.

Bir oyuncu olarak rol vereceğiniz karakterle ilişkinizi nasıl kuruyorsunuz? 

Kendi hallerime uydurmaya çalışıyorum karakteri. Benzer bir karakterle de karşılaşmışsam hayatımda, onu da katıyorum. Oynadığım karakterleri severim. Sevdiğin birinden ayrılmak zor. Ama yeni bir işte, yeni bir karakterle tanışacağım için pek arkama bakmıyorum.

Hayat verdiklerinizin içinde, vedalaşırken en çok zorlandığınız karakter hangisiydi?

Hepsi ve hiçbiri.

'ÖRNEK ALINACAK BİRİ DEĞİLİM'

İşin ilginç yanı insanlar sizin kendiniz ve mesleğiniz dışındaki fikirlerinizi ve söyleyeceklerinizi de cidden merak ediyor. Hiç kendinizi bir kanaat önderi gibi hissettiğiniz oldu mu? 

Hiç öyle bir şey hissetmedim. Kitaplarım, oyunlarım ve röportajların dışındaki hiçbir şey bana ait değil. Örnek alınacak biri değilim. Hayatımı deneme-yanılma yöntemiyle yaşıyorum hala. Kesin doğru ve yanlışlarım yok. Bu macera birilerine ilham veriyorsa, kendi macerasını yaşamak için cesaretlendiriyorsa birini, çok mutlu olurum.

YAZDIKLARIM FİLM OLSUN İSTERDİM

“Ben Hep Senin Yanındaydım” kitabından sonra yazıyla ilgili taleplerin arttığını tahmin ediyorum. Sanırım kitaptaki bir öykünüzü sinemaya uyarlama fikri de mevcut. Yazmanın sizin için nasıl bir anlamı var? 

Yazmaya tiyatro oyunlarıyla başladım. Sahneye çıkmak için bir hikaye gerekiyordu çünkü. Telif verecek durumumuz yoktu ve bize uyan pek fazla oyun bulamamıştık. Sonra biraz kalem tuttuğumu bilen arkadaşlarım, dergilere yazı istediler. Bu sonra kitaba dönüştü. İlk kitapta, -hatırladığım şekliyle- hayatıma dair şeyler anlatmıştım. İkinci kitapta ise kurguya ağırlık verdim. Tabi ki satır aralarında kendime ait şeyler var. 30 küsur yıl oldu mesleğe gireli. Anlattığım hikayeleri kafamda filme çekiyorum otomatik olarak. Hepsini sinematografik tasarlıyorum biraz. Benim yazdığım (ve kafamda çektiğim) bir hikayeyi, başkasının hayal dünyasından seyretmeyi çok isterim.

'İLK HİSSETTİRDİĞİM HAYAL KIRIKLIĞI'

Kişisel gelişim pratikleri uygulayan insanların sayısı hızla artıyor. İyileşmek için siz neler yapıyorsunuz?

Tek başına iyileşmenin bir manası yok. Bu yüzden takılmıyorum öyle şeylere. Kitaplar, filmler, müzik ve arkadaşlıklar yetiyor bana.

Size yakıştıran çok, gerçekten melankoliyle o kadar içli dışlı mısınız?

Duygularımı çeşitli şiddetlerde yaşayabiliyorum. Meslek bunu gerektiriyor zaten. Çok neşeli bir tip olmadığım kesin. Etrafta beni neşelendirecek bir şeyler bulmakta zorlanıyorum. Bir de sahte hesapların sosyal medyaya saldığı aforizmalar var. Ayrıca çok şey yakıştırılıyor bana. Saymakla bitmez. Yeni tanıştığım birinin ilk hissettiği şey hayal kırıklığı oluyordur herhalde. 

Sizinle söyleşi yapan neredeyse herkes size aşkla ilgili soru sormuş...

Sahte aforizmalar yüzündendir. Oynadığım roller nedeniyledir. Tutkulu biri olamadım hiç. Uzaktan aşık olmayı tercih ederim. 

Önceden gazete ve televizyon söyleşilerine mesafeliymişsiniz. Ya şimdi?

Medyayla ilk tanışıklığım, 25 sene evvel, anlaşamadığım bir yapımcının hakkımda yalan haber çıkartmasıyla oldu. Sonrasında “efendi” biri gibi yaşamadığım için çok güzel malzeme oldum. Çok acayip şeyler de yaptım, hiç yapmayacağım şeylerle de suçlandım. O zamanlar bile kendimi anlatmayı, temize çıkarmayı, “aslında buyum” demeyi istemedim. Hala da böyle devam ediyor. Fark şu olabilir; kaçamayacağım, değiştiremeyeceğim şeyi kullanmaya çalışıyorum artık. Çok da başardığım söylenemez. Yaptığım işlerin en sevmediğim kısmı “tanıtım” hala.

Sosyal medya?

Şöhretli biri için sosyal medyada samimi olmak zor. Arada takılıyorum, sonra hemen kaçıyorum. 

90’lı ve 2000’li yılların İstanbul’undaki eğlence hayatını bilen birisi olarak günümüz eğlence tarzını nasıl buluyorsunuz?

Yakından takip etmiyorum artık. O yüzden hiçbir fikrim yok.

ALİ KOÇ İÇİN SABIR

Çok iyi bir Fenerbahçeli olduğunuzu biliyoruz. Ali Koç yönetiminde geçen 3 sezonun sonunda takımı değerlendirirseniz neler söylersiniz?

Yeni oluşumlar sancılıdır hep. Her sene artarak güzelleşecektir her şey. Sabırlıyım bu konuda. Herkese de tavsiye ederim.