Oz Büyücüsü’nden Nirvana’ya

Oz Büyücüsü’nden Nirvana’ya

6.04.2025 10:01:00
Güncellenme:
Oz Büyücüsü’nden Nirvana’ya

Ahmet Kaya’nın “Beni Vur” şarkısını yeniden yorumlayan Norveçli ses ile İstanbul konseri öncesi esin kaynaklarını konuştuk.

Bağımsız müzikte Norveç’ten yükselen bir ses Resa Saffa Park. Onu dünya çapında sevilen dizi “Raganrok”ta Saxa’ya yaşam veren Theresa Frostad Eggesbø olarak bilenler çok. Ancak sahne ismiyle Resa Saffa Park kendini öncelikle müzisyen olarak tanımlıyor. Kısa süre önce “Silver Bead Eyes” isimli yeni albümünü yayımlayan müzisyen ile 23 Mayıs’ta Zorlu PSM’deki konseri öncesi çocukluğundan bugüne ve Türkiye ile bağlarına uzanan keyifli bir sohbet yaptık.

- Müzik sektörüne girişiniz, özellikle Ragnarok’tan sizi tanıyanlar için bir tür sürpriz oldu. Müzisyen olmak sizin için geç gelen bir kariyer miydi?

Müzik, çok küçükken melodiler yapmaya ve geceleri kendi kendime şarkı söylemeye başladığımdan beri hayatımın her zaman bir parçası. Müziğin yaşamımda çok kişisel ve yaratıcı bir gereklilik olduğunu biliyorum. Oysa oyunculuk, müziğe ve tiyatroya olan bu ilgim nedeniyle başladığım bir şeydi. Kendimi bir oyuncu olmaktan çok bir sanatçı veya müzisyen olarak tanımladığımı söyleyebilirim.

- Çocukken Dubai’de yaşadınız. En iyi ve en kötü anılarınız neler?

En iyi anılarım, etrafımda bulunan insanların çeşitliliği ile ilgiliydi. Uluslararası bir okula gittim ve Dubai çok sayıda yabancıya ev sahipliği yaptığı için hemen herkes farklı bir ülkedendi. Öğle tatillerinde öğle yemeklerimizi takas ettiğimizi hatırlıyorum. Her öğle yemeği kutusu farklı öğeler içeriyordu. Bu öğretmenler tarafından onaylanmasa da bizim için eğlenceliydi ve birbirimizin kültürel farklılıklarına karşı bir merak ve açıklık ifadesiydi. Her çocuğun sadece aynı ekmek öğle yemeğini değil, aynı öğle yemeği kutularını da yediği Norveç’e geldiğimde şok oldum. İnanın ya da inanmayın, Dubai’den en kötü anım “Norveç Okulu”na gitmekti. Kısa bir süreliğineydi ama Norveççeyi ve kültürel bağlarımızı tazelemek için oraya gitmemiz gerektiğini hatırlıyorum. Kendimi inanılmaz derecede yabancılaşmış hissettiğimi ve Norveç’i temsil eden şeylerle gerçekten kendimi özdeşleştirmediğimi düşündüğümü hatırlıyorum.

- İlk rollerinizden biri “Oz Büyücüsü”ndeki Dorothy'di ve o sırada kraliyet Dans Akademisi’nde bale yapıyordunuz. Öte yandan Nirvana ve Kurt Cobain de sizin için büyük bir etkileyiciydi, Miles Cyrus da öyle.

Vay canına! Bu bilgiyi nasıl buldun? Doğru, “Oz Büyücüsü”nde Dorothy'yi oynadım. “Somewhere over the rainbow” şarkısına (ve onun kırmızı parlak ayakkabılarına!) takıntılıydım, şarkıdaki "Somewhere, anyway, something" (bir yerde, neyse, bir şey) sözlerinin “Sizin için orada olacağına dair özlemin”, çok iyi bildiğim bir his olduğunu düşünüyorum. Bu hissin, yazma ve yaratma isteğimin temeli olduğunu düşünüyorum. Dokuz yıl klasik bale yaptım ve bunun bana belli bir nezaket veya “doğruluk” kazandırdığını düşünüyorum ancak bale provalarına gitmekten de korktuğumu hatırlıyorum. Klasik müzik eşliğinde özgürce dans edebildiğimiz kısımları hatta girdiğimiz sınavları bile heyecan verici buldum. Bu, Nirvana ve Miley Cyrus’a olan sevgimle birleştiğinde, hepsi asi bir ruhun karışımıdır diyebilirim ancak aynı zamanda “doğru şeyi” yapmak ve “davranmak” ile bağları var. Yaş aldıkça züppe doğamı daha iyi anladım.

- Yumuşak tonlar ve neşeli vokallerin bir arada olduğu çok iyi bir müzikal karışımınız var. Ancak son albümünüz “Silver Bead Eyes”ı öncekilerle karşılaştırınca daha deneysel ve daha düşük tempolu bir sound’a sahip olduğunu fark ettim. Bu, ruh halinizdeki bir değişikliğin mi müzik algınızdaki bir değişimin sonucu mu?

“Silver Bead Eyes”, neredeyse tüm şarkıların benim yazdığım ilk albüm. Bu bana yaratıcı bir kontrol kazandırıyor ve bu durumu bu sefer daha yavaş tempolu ve çok fazla melankolik ballad içeren özgün sesimi bulmak için kullanmak istedim.

SÜREKLİ DİNLEDİĞİ ŞARKI

- Ahmet Kaya'dan “Beni Vur”u yeniden yorumladınız? Türk müzik antolojisine nasıl bulaştınız ve bu şarkıyla nasıl ortaya çıktınız?

Şarkıyı, Deniz Tekin'in yorumu aracılığıyla buldum ve dinlemekten kendimi alamadım. Melodisi kafamda kaldı. Ahmet Kaya’nın özgün kaydını da dinledim ve geçen yıl Sevgililer Günü akşamı evde tek başıma otururken şarkıyı gitarımla çalmaya çalıştım. Bu süre zarfında Kaya’nın dikkat çekici öyküsü ve şarkının sözleriyle tanıştım. Karanlık bir aşk şarkısı olarak yorumlanabileceğini ancak aslında bir direniş şarkısı olduğunu gördüm. Siyasi amaç veya duruştan bağımsız olarak büyük baskı ve duygusal stres altında yaratmış insanların yaptığı sanatı paylaşmayı ve dinlemeyi büyüleyici ve değerli buluyorum.

- Başka bir Türk şarkısını cover’lamayı düşünüyor musunuz? Belki “Pavement”tan Stephan Malkmus'un solo şarkılarından “Baby C'mon” için sample aldığı Özdemir Erdoğan'ın "Gurbet"i...

Aslında “Gurbet”i coverlamayı düşündüm. Şarkı geçen yıl Spotify Wrapped'da en çok dinlediğim şarkıydı. Bunu yapıp yapmayacağımı zaman gösterecek.

"TÜRKİYE’DE EVİMDE HİSSEDİYORUM"

- Türkiye’de geniş bir hayran kitleniz var. Türk dinleyici ile nasıl uyum yakaladınız?

Türkiye'de kendimi evimde gibi hissediyorum. Müziğimi dinleyen insanlar çok nazik, saygılı, açık fikirli ve sıcakkanlı. Geçen yıl konserlerimden sonra yaptığım buluşmalarda sanki arkadaşım olabilecekmiş gibi görünen bu insanlarla tanışıp biraz konuşabildiğim için kendimi çok şanslı hissettiğimi düşünmüştüm.

YENİ ŞARKILARINI ÇALACAK

- 23 Mayıs'ta İstanbul'da sahnede olacaksınız. Geceden neler bekliyorsunuz?

Umarım dinleyiciler yeni müzikten, daha önce canlı çaldığım eski şarkılarımı sevdikleri kadar keyif alır. Biliyorum ki sevdiğimiz sanatçıları gördüğümüzde, onları daha iyi bildiğimiz için eski şarkıları daha çok severiz ancak insanların yeni albümü de beğenmelerini umuyorum.